Yemek, sadece karın doyurmak değildir.
Yemek; tarihtir, coğrafyadır, aşktır, kavgadır, barıştır, hafızadır, merhamettir.
Bir avuç undan açılan yufka ile üç kıtaya hükmeden bir imparatorluk kuruldu.
Bir tutam kimyonla, bir tutam özlemle Hatay’ın künefesi dünyaya meydan okudu.
Bir tencere nohut ve bir parça etle, yüzyıllardır komşular kapı kapı “bir tabak da size getirdim” diye dolaştı.
Yemek, dil bilmeyenlerin konuştuğu tek ortak dildir.
İtalyan nine elindeki makarnayı çevirirken, Anadolu’nun halası mantıyı açarken aynı şeyi söylüyordur:
Seni düşünerek yaptım bunu, afiyetle ye, iyi ol.
Yemek, zaman makinesidir.
Bir kaşık tarhana çorbası içersin, birden 7 yaşında köydeki ninenin sobasının başında olursun.
Bir lokma yaprak sarma, seni annenin “hadi kalk sofraya” diye seslendiği o Pazar sabahına ışınlar.
Yemek, isyandır bazen.
Diyet listesine inat gece yarısı dolaptan kalan böreği yersin.
“Bugün canım ne istiyorsa onu yiyeceğim” dersin ve o an en özgür insansın.
Yemek, iyileştirir.
Kırgın bir seven, bir tabak dolma yapar, kapıya bırakır.
Kelime gerekmez. Dolma konuşur: “Hala buradayım, hala seviyorum.”
Yemek, ölümsüzlüktür.
Ölen dedelerimiz, ninelerimiz gider ama tarifleri kalır.
Onların ellerinin tuzu, seslerinin sıcaklığı bir köfte harcı içinde saklanır.
Her yediğimizde dirilirler biraz.
Bu yüzden sofraya oturduğumuzda sadece yemek yemeyiz;
bir hikâye yeriz,
bir dua yeriz,
bir özlem yeriz,
bir sevgi yeriz.
Ve ne zaman istersen,
gel bir tabak koyalım ortaya.
Sadece ikimiz,
sıcacık bir yemek,
ve anlatacak çok hikâyemiz var…
YEMEK İnsan Olmanın En Güzel İspatı




