Türk ile Kürt’ü ayırırsanız, ne Türk kalır ne de Kürt. Eğer Çanakkale misali birleştirirseniz, ne Amerika kalır ne Siyonizim kalır. Prof.Dr.Necmettin ERBAKAN
Hak ile Batılın Sınır Hattında: Bir Bayram ve Uyanış Muhasebesi
İslam dünyasının ve mazlum coğrafyaların üzerine çöken o ıssız ve mahzun günlerin ortasında, nihayet bir “bayram” sevincini iliklerimizde hissettiren o şanlı vuruşa şahitlik etmenin hamdı içerisindeyiz. Allah’a hamd, Resulüne salat ve selam ederek; bu bayramın üçüncü gününde, siyonizmin karanlığına karşı İslam’ın izzetini ve Kelimeullah bayrağını savunan mücahitlerin o “elleri öpülesi” duruşuna şükretmek, her mümin için bir haysiyet borcudur.
Safımız Bellidir: Mazlumların Yanı
Bugün büyük bir onurla ve sarsılmaz bir inançla bir kez daha haykırıyoruz: Bizim safımız; mağdurların, mazlumların ve şehitlerin yoludur. Sapkınlığın, hıyanetin ve şeytanın peşinden gidenler, gaflet uykusunda olanlar ise kaybetmiştir ve kaybetmeye mahkûmdur. Şunu unutmamak gerekir ki; iman eğer bir kalbe gerçekten yerleşmişse, o kalp en zirvede bile inkılap yapar. Kalbinde iman nuru taşımayanlar ise, oturdukları kürsüler ne kadar yüksek olursa olsun, siyonizmin emrinde birer figüran olmaktan öteye gidemezler.
Kürtlerin Birliği ve Nevruz: Dirilişin Ateşi
Bu mücadele ateşinin harlandığı bu günlerde, bölgenin kadim ve yiğit halkı olan Kürt kardeşlerimizin birliği, siyonist ve emperyalist planlara karşı en büyük kalkanlardan biridir. Nevruz, sadece bir bahar bayramı değil; zalim Dehaklara karşı yükseltilen Kawa‘nın meşalesidir, bir direniş ve uyanış sembolüdür.
Kürtlerin birliği, İslam ümmetinin sarsılmaz bir sütunudur. Selahaddin-i Eyyubi’nin torunları olarak Kürt halkı, bugün de siyonizmin karşısında dimdik durmalı; yapay sınırların ve fitnelerin ötesinde, kardeşlik bağlarını sıkılaştırmalıdır. Nevruz ateşi, içimizdeki gafleti yakmalı ve bizi asıl düşmana karşı tek bir yumruk haline getirmelidir. Kürt, Türk, Arap ayrımı gözetmeksizin; küfür tek milletse, İslam’ın da tek bir millet olduğu gerçeğiyle bu uyanışı taçlandırmalıyız.
Türk ile Kürt’ü ayırırsanız, ne Türk kalır ne de Kürt. Eğer Çanakkale misali birleştirirseniz, ne Amerika kalır ne Siyonizim kalır. Prof.Dr.Necmettin
Erbakan Hoca’nın Feraseti ve Siyonizmin Sonu
Tam da 28 Şubat’ın ve merhum Necmettin Erbakan hocamızın vefat yıldönümünün iklimindeyken, onun engin dehasını ve ferasetini bir kez daha anıyoruz. O, hasta yatağında, tekerlekli sandalyesiyle “Biz Türkiye’de muhalefette, İran’da iktidardayız” diyerek kardeşlik köprülerini kuran bir liderdi. Teknik bir mühendis ve yerli sanayinin savunucusu olarak, İslam inkılabının hedefine ulaşması için döktüğü ter, bugün atılan her füzede, sıkılan her mermide yankılanmaktadır.
Şeyh Ahmed Yasin’den Rantisi’ye, Yahya Ayyaş’tan Muhammed Durra’ya İsmail Hanye’ye Sinvar’a Ebu Ubeyde’ye ve Gazze’nin Hanzala’sına kadar tüm şehitler, bir film şeridi gibi gözümüzün önündedir. Bu kahrolası siyonist varlık, Allah’ın izniyle tarihin çöplüğüne ve hayek kuyularına teker teker atılacaktır. Çünkü şehitler bir direnişin, bir inkılabın ve daha güzel bir dünyanın habercisi olan çiçeklerdir. Onlar yolumuzu aydınlatan kandillerdir.
Vakit, Kardeşçe Allah’ın İpine Sarılma Vaktidir
Artık hamasetin, yalanın ve dolanın vakti dolmuştur. Müslümanların gafletten uyanma, kibirden arınma ve içimizdeki “siyon uşaklarından” ayrışma vaktidir. Kendi küçük meselelerimizi bir kenara bırakıp, asıl sorun olan emperyalizmin ayaklarını bu coğrafyalardan kırmak zorundayız.
Gazze’nin yiğitlerine, Filistin’in evlatlarına ve Selahaddin’in yurduna selam olsun! Onlar izzetlice ve şereflice direniyorlar. Huzur-u Mahşer’e çıktıklarında, Allah’a sunacakları kanıtları ve canları var. Peki, ya biz? Bizim elimizde modern konforumuzdan, şatafatlı hayatımızdan ve boş naralarımızdan başka ne var? Zalimlere gemilerle demir taşıyanların, siyonizmle ticaret yapanların o haram paraları, elbet bir gün karşılarına çıkacaktır.
Nihayetinde, “Hak geldi, batıl zail oldu” ayetine iman etmiş insanlar olarak; safımızı netleştirmek, zalime karşı durmak ve bu uğurda mücadele edenlerle omuz omuza vermek boynumuzun borcudur. Filminin sonunda, Erbakan hocanın tabiriyle; “Gebereceksiniz!”




