“Kürt islamcılığının Dönüşümü” bu cümle Ali Bulaç Hocanın yazdığı bir makalesinin başlığı.
Ali hoca yarı Kürt, yarı Arap bir aileden gelme bir insan, mahallî Arapçayı iyi bildiğini tahmin ettiğim ama Kürtçeyi konuşup yazabildiğine hiç şahit olamadığım, ancak çoğunukla ıskaladığı Türk ırkçı sisteminin eserini asimilasyonun kalıcı etkisiyle sadece Türkçe yazabilen,1951 doğumlu, yaşı kemale ermiş bir Sosyolog, İlahiyatçı, Gazeteci, Yazar. Mardin asıllı ama daha çok Türk-Arap İslamcılığına yakın duruşu ile yazıp çizen bir İslamcı yazar. Zengin birikimi ile İslamcılara abilik nasihatlari olan bu yazar abimiz, islamcılığın pek çok çelişkisini dile getirir, ama Kürtlere dair ağır gerçeği nedense göremiyor.
Kronik tek dewlet,tek bayrak, tek dil, tek din, tek mezhep,tek millet hastalığı ile malul Türk, Arap ve fars İslamcılarının yüzüne şu gerçeği nedense bir türlü haykıramıyor.
Bu gün dünyada 57 müslüman ülke, 27 tane de halkının çoğu müslüman ülke yaşıyor, bu ülkelerde ise 80 tane farklı özellikleri olan müslüman topluluk yaşıyor..
Tekçiliğe o kadar sevdalı sözüm ona kimi Müslümanların yakın dünyalarında, bu kadar farklı ve çok Milli ve yerli Cumhurbaşkanı,Kral,şeyh,başbakan, milli ordu,polis,ekonomi, eğitim,dil, kültür, bayrağın… yaşıyor oluş gerçeği ve nüfusları 300 bin ile 600 bin arası topluluklara kendini yönetme, devlet olma talep ve realiteleri ortada iken.Mesela bir ara Azerbaycan için tek millet,iki devlet, 2 milyonluk Filistin,600 binlik Kıbrıs türkü için iki millet,iki devlet diyen ve daha pek çok küçük topluluk için çok sesli bir şekilde devlet isterler. Ve bu talepler ve realitenin tümü nasıl oluyor da ümmetin ve halkların kardeşliğini, birliğini bozduğunu akıllarına bile getirmezler.
Ancak toprakları,global emperyalist güçlerin dayatması ve daha çok Türk,Arap,Fars aklının onayı ile 5-6 parçaya bölünmüş 70 milyonluk bir nüfusu olan Kürt milleti için cüzi bir muhtariyeti bile çok görürler. Bu meşru talebin ümmeti parçaladığı, parçalayacağı yalanına sığınırlar.
Onlara bu çelişki hatırlatıldığında, sana çok hızlı bir şekilde şu cevabı verirler.Aman ha din kardeşim,şu xayin, kafir bölücülerin propagandalarına kanma.Allahımız,peygamberimiz,milletimiz,vatanımız, bayrağımız, dilimiz bir derler.
Çünkü Allah’ın yaratılıştaki farklı Diller, Renkler ve Milletler hakkındaki ayetleri akıllarına bile getiremezler… Kardeşliğin dürüst bir hukuk üzere inşa edildiğini düşünemezler bile.Bu sosyoloji terimi ile tutarsız toplumsal bir çelişki. Dini terminoloji ile ise açık ve net bir Münafıklık(iki yüzlülük) değil ise nedir, sevgili Sosyolog ve İlahiyatçı Ali hoca?
Yine Kuran, aldatmaların en kötüsü din ile aldatılmadır, der. Nisâ / 142. Ayet: Münafıklar, kendilerince güya Allah’ı aldatmaya çalışıyorlar. Oysa Allah, onların hilelerini sürekli kendi başlarına çeviriyor. Onlar namaza kalktıklarında tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı da pek az hatırlarına getirirler.
Taha/16: Bizi aldatan bizden değildir.
Hadisi şerif. Kendi nefsi için istediğini kardeşi için istemeyen Allaha tam iman etmemiş. Allaha tam iman etmeyen cennet yüzü göremez.
Ali hoca, söz konusu makalesinde Türk İslamcılarına faşist ve ırkçı bir giydirme eşliğinde eleştirirken Kürt İslamcılarını daha ağır bir eleştiri bombardımanına tabi tutarak, onları firar etmekle itham ediyor…Acaba bunlar neden, hangi şeyden firar ettiler? Türk,Arap,Fars egemenliğinin hizmetkarı bir islamcılıktan mı, yoksa Allah’ın helal ve meşru bir hak olarak kendilerine de sunduğu kendi millet gerçekliği ve devletleşme hakkından mı?
Bana kalırsa bu nev zuhur Kürt İslamcılar, Öncülerinin uğruna şehid oldukları kadim miraslarından, helal ve meşru millet ve devlet oluş gerçeğinden firar ettiler.
Bu eleştirinin, yerine tam oturması için, Kürt İslamcılığının ne olduğuna, başat aktörlerinin kimler olduklarını ve nasıl bir mücadele ile hayatlarını noktaladıklarına, bu güne nasıl bir miras bıraktıklarına. Bu günkü Kürt İslamcıların, o mirasa ne kadar sahip çıktıklarına bakmak gerek mirası ıskalayan bir Kürd ne kadar İslamcı, ne kadar Müslüman sayılır?
Kürt islamcılığının ilk temsilcileri kimlerdir?
Şeyh Seyid Abdulkadir ve oğlu Seyid Ubeydullahê Nehri, Şeyh Abdusselam Berzani, Şeyh Ahmet Barzani, Melle Mustefa Berzani,Botan Miri Bedirxan beg ve çocukları,Melle Saide Kurdi(Melle Saide Yekem),Melle Selim-Bitlis qiyamının lideri.Qadi Muhemed-Mehabad Kurd Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ,Şeyx Said,Seyid Riza,Koçgiri isyaninin lideri Alişer ve haydar beg kardeşler.Cibranlı Xalil,Yüzbaşı İhsan Nuri Paşa…
ve daha isimlerini yazamadığımız pek çoklarının ortak özellikleri:
-Bu zatların çoğu ya İran ya da Osmanlı yönetimlerinde yaşadılar.
-Bu iki devletin çok önemli kademelerinde görev yaptılar.Yani bu iki devletle çok yakın bir hemhallikle bir yaşam sürdürdüler.
-bu her iki devlet de onlara siyasi,iktisadi,kültürel bir takım sözler verdiler.Ama pratikte sözlerini tutmadıkları gibi,kendilerinde güç bulduklarında katliam,idam,sürgün ve talanla bu zatların, aşiretleri ve milletleri üzerine yürüdüler.
-Bu zatların tümü Osmanlı, İran ve bu günkü Türkiye’den umutlarını kesip federal veya bağımsız bir idare için isyanlara kalkıştılar.
Bir kaç örnekle bu zatların ne yapmak istediklerini ve taleplerini somutlaştıralım. Örneğin,
Seyid Abdülkadir’e Nehriye ait şu söz her şeyi çok net anlatıyor : ” Ey Kürd Milleti, bu idareler size kasede Bal dahi sunsalar, asla onlara kanmayın. İçine mutlaka zehir katmışlardır…”
Seyid Rıza idama giderken: ” Ben sizin hilelerinizle baş edemedim,bu bana dert olsun. Ben de size boyun eğmedim bu da size dert olsun”, der.
Şeyh Saîd dar ağacında:” Biz haklıyız. Bin tane başımız olsa bile,bu haklı davamıza feda olsun. Önünüzde baş eğmeyiz. Korkum odur ki torunlarımız sizin önünde baş eğsinler…”
Sanki Ali hocanın sözünü ettiği, bir takım kişisel veya hizipler uğruna bu kadim mirası işgalcilerine ve tecavüzcülerine peşkeş çeken firari Kürt İslamcılardan söz ediyor.
Melle Selim,Bitliste idama giderken, Bitlis valisi, onunla dalga geçmek ister. Molla hani senin Allah’ın sana yardım etmedi. Melle selim hayır yanılıyorsun, her türlü yardımı etti.Xain,xwe firoş,sözde din kardeşlerimiz ona takoz oldular. Ben kaybetmedim. Sen ve devletin kaybetti. Devletin milyon kilometre kare toprak kaybetti, bu namusunuza dokunmuyor. Biz Kürtler sizden sadece bir kasaba istedik, bize kerbelayı yaşatıyorsunuz. Sen cehennem de cayır cayır yanarken zaman bende sana ve sana emir verenlere güleceğim…” jiyana Melle Selim. Doz y.
Seyid Abdulkadir, Osmanlıyı her şeyi taht için harcamaya aday hurafe dolu bir İslam anlayışı,İranı da aynı güdü ile Şii-Rafizi tahkimatı yapmakla itham eder.
“Şeyh Abdusselam Barzani 1869 yılında Berzan’da dünyaya geldi. Kürdistan’da 19. yüzyılın ilk yarısında bir çok ilklere imza atan bir Kürd milli şahsiyeti, reformcu, diplomat, çevreci ve ilk bağımsızlıkçı önderdir. Kürd tarihinde önemli bir figürdür. Berzani aşiretinin önde gelen liderlerinden biri olup, dini ve millî bir önder olarak tanınır.Şeyx Abdusselam Berzaninin Osmanlı idaresinde Duhok Vesikasında geçen talepler şunlardı:
– Kürdçe Amediye, Akre, Duhok, Zaho ve Sancar’da resmi dil olarak kabul edilsin,
– Kürdçe eğitim dili olsun,
– Bölgeye Kürdçe bilen kaymakam, nahiye müdürü ve memurlar atansın,İslam devlet dini olduğu için, hukuk ve adalet Şer’i hükümlere uygun yürütülsün,
– Kadı ve müftüler Şafii mezhebine mensup kişilerden seçilsin,
– Vergiler Şeriat’a uygun olarak konulsun ve Şer’i hükümlerde bildirilen miktarlarla uyuşmayan veya bu miktarlardan büyük olan bütün vergiler silinsin,
– Toplanan vergiler başta yol yapımı olmak üzere beş Kürd kazasındaki ihtiyaçlara harcansın. (https://www.rudaw.net/turkish/lifestyle/28072025)
Seyyid Abdülkadir, 1925 Kürd başkaldırısıyla ilişkili olarak 12 Nisan 1925 tarihinde oğlu Seyyid Muhammed, Palolu Sadi ve Hoşnav aşireti reisi Nafiz ile birlikte İstanbul’da yakalanarak mahkeme edilmek üzere Diyarbakır’a getirilirler. Seyyid Abdülkadir ve arkadaşlarının göstermelik mahkemesi 14 Mayıs 1925’te başlar ve 25 Mayıs’ta Şark İstiklal Mahkemesi’nin verdiği idam kararıyla sonuçlanır. KTC başkanı Seyyid Abdülkadir, oğlu Seyyid Muhammed, Palolu Abdullah Sadi, Bitlisli Kemal Fevzi, Haci Ahti mahlas isimli Mehmed Tevfik ve Hoca Askeri Efendi 27 Mayıs 1925’te bir şafak vakti Diyarbekir’de idam edilir.
Bu idamın en çirkin ve korkunç yönü, daha sonra Seyyid Rıza’nın idamında da olduğu gibi, önce oğlu babasının gözleri önünde idam edilir ve sonra da babası idam edilir. Başkan Seyyid Abdülkadir ve Ubeydullah Nehri darağacının önüne gittiğinde dönemin muktedirlerine ve siyasi iktidar temsilcilerine şöyle seslenir:
“Zaten sizler yakma ve harap etme konusunda büyük bir şöhrete sahipsiniz. Burayı da Kerbela’ya çevirdiniz. Şunu biliniz ki dehşet ve insafsızca baskı ile şan ve şeref kazanılmaz.”
sözlerinden sonra seher yıldızı gibi Kürdistan semalarından kayarak sonsuzluğa karışır. Ruhu şad olsun.Kaynak: https://kovarabir.com/14106/seid-veroj-92-yil-once https://kovarabir.com/1121/seid-veroj-92-yil-once-kurdistan-semalarinda-kayan-bir-yildiz-seyyid-abdulkadir/ku/
Bütün bu olan bitene rağmen Prof. Hilmi Demir, Kürt İslamcılığını şöyle eleştiriyor: “Size yine ilginç bir makale tavsiye edeyim. Makalar,şu soruyu cevaplıyor: Kürt İslamcılar aynı anda hem İslam hem de Kürt milliyetçiliği ile ilişki kurma ikilemini nasıl aşıyorlar? Bizim Türkiye’deki İslamcılar hem İslamcı hem Türkcü olamadılar ama Kürtler oluyor işte…”
Oysa kendini bilen Kürt bir Müslüman, öncelikle herkesi adam gibi insan ve müslüman olmaya. İnsan ve millet oluş haklarına sahip çıkmaya çağırır.Din maskeli kirli bir Irkçılığa değil.Kürt İslamcının çizdiği Kürt milliyetçiliği çerçevesi budur.Fakat en mutedil bir Türk İslamcısı bile kendine hak ve layık gördüğü bir şeyi,başkasına hak ve layık görmez. Gökte Allah,yerde Türk devlet kültüne iman eden bir davranış sergiler. İkisi arasındaki, anlamadığınız temel fark budur…




