Ekonomik, sosyal ve ahlaki yönden faizin yaptığı tahribatı uzman kişilerin araştırması sonucu ile ortaya çıktığını hep birlikte öğreniyoruz. Peki bu bilinen gerçekler aklı selim kişiler tarafından algılanamıyor mu? Diye bir soru da akla gelebilir. Faiz; zengini daha zengin, fakiri daha yoksul bırakan liberal-kapitalist ekonominin omurgasıdır. Dolayısıyla gözünü rant bürüyen zihniyet, acımasızca yoluna devem etmek isteyecektir.
Bir ülkede “sıfır faiz” terimini kullanmak dahi bir tehlikeyi arzeder ki, işte bu faiz mikrobu ortamını bulduğu an, büyümek ve serpilmek isteyecektir. Fertlerin, toplumların ve ülkelerin vahşice en acımasız bir şekilde sömürülmesini istemeyenler mutlaka faizin her çeşidine karşı duracaklardır. Kur’an, Sünnet, icma’i ümmet ve kıyas’ı fukuha ile faizin en azı dahi İslam Dini’nde haram kılınmıştır.
Kendisi için hoş görmediğini başkası için de beğenmezse, haksızlık karşısında susmayı kendisi için bir dilsiz şeytan olunacağını düşünürse. Şeytanın işbirlikçileri sayılabilecek bazı kişilerin mantık oyunlarıyla faizi sevimli göstermelerine aldanmaz ve inananlar olarak topyekün çözüm aramazsa. Bir kişinin tek başına faiz yememesi ve faize bulaşmaması toplumun durumunu fazla değiştirmeyecektir.

FAİZ, FİYATLARI YÜKSELTİR.
Tefeciler (faiz kurumları) sömürünün dozajını arttırmak için, sürekli faiz oranlarını yüksek tutmak isterler. Faizle çalışan üreticiler tefeciden aldıkları faiz miktarını fiyatlara ekleyerek malın “maloluş fiyatını” belirlerler ve bunu ürünün fiyatına yansıtırlar. Diğer bir anlatımla, üretici masraf, faiz ve reklam giderlerini hesaplar ve maliyete kar payını ekleyerek topluma malı satılmak üzere sunarlar.
Orta direk olarak bilinen “dar gelirli” geniş halk kesimi yaşama koşullarının zorluğunu sendika veya başka yollarla dile getirmek ister. Halk, hayatın pahalılığını omuzlarında ve mutfağında acı bir şekilde hissetmeye başlar. Geçim şartlarının hayatı zorlaştırması işveren ve hükümet yönetimini ister istemez konuya el atmalarını sağlar ve işçi-memur ücret artışları böylece devreye girer.
Hükümet “Almadan vermek, Allah’a mahsustur” deyimini istismar ederek vergilerin oranını arttırır veya yeni dolaylı vergiler ihdas eder. Pusuda bekleyen tefeci kuruluşlar ise hemen fiyatların artışından, işçi ve memur ücretlerinin fazlalığından, vergi oranlarının yüksek oluşundan dem vurarak faiz oranlarını kendi lehine yükseltmeye başlarlar. Bu kısır döngü hep böyle devam eder gider.
FAİZ, SOSYAL PROBLEMLERİ KAMÇILAR.
Büyük veya küçük ölçekli firmalar yatırımları için faiz aldıklarında, haliyle borç ödemeleri iki, üç veya dört kat artacaktır. Yani üç, dört işletmenin açılış maliyeti ile ancak bir tane açılabilecektir. İyi düzeyde ekonomist olmak gerekmez, bunun anlamı açık ve net olarak yatırımlar azalacak ve buna bağlı olarak da ülkede işsizlik çığ gibi büyüyecektir. Boğaz tokluğuna iş bulabilenler ise sevinçlerinden neredeyse bayram edeceklerdir.
Pahalıya mal olan yatırımlar sonucu olarak, haliyle üretim miktarı da düşecektir. Aşırı tüketime alışmış, sırtlarında “israf ekonomisinin kamçılarını” sürekli hisseden geniş halk yığınlarına ihtiyaç gibi gözüken çoğu mamuller yurt dışından temin edilmeye başlanacak ve ithalat var hızıyla körüklenecektir. İthalat, ihraçtan fazla olacağından iç ve dış borç sarmalı da sürekli kabaracaktır. Bu da ülkenin geleceğini “ipotek etmek” demektir.
FAİZ, AHLAKI EROZYANA UĞRATIR.
Liberal-kapitalizmin yönlendirdiği aşırı tüketimin psikolojik baskısı olarak her şeyin lüksünü, zevk ve sefası için, başkalarına hava atmak ve gösteriş amaçlı hayat biçimi tüketmeye, aşırı tüketim de faizli kredi, borç edinmeye yol açacaktır. Ve bu zihniyet zamanla benimsenecek, üzümlerin birbirine bakarak karadığı gibi etkileşim sonucu çoğu insan farkında olmadan akıntıya kürek çekmeye başlayacaktır.
Aşırı tüketen, müsrif, ahlakı yozlaşmaya yüz tutmaya başlayan ve faizin kıskaçları arasında debelenen insanlarda sevgi, merhamet, yardımlaşma, başkasını koruma duyguları silinmeye ve tamamen kalkmaya başlayacaktır. Öyle ki, bu insan tipi tanınamaz bir hal alacak haset, bencil (egoist), vicdansız (taş yürekli), paracı (materyalist), cimri ve fırsat düşkünü olacaktır. Yakınları dahi bu kişiyi tanıyamaz hale geleceklerdir.
Faizli toplumda önce bozulmaya yüz tutan insanoğlu, daha sonra kokmaya başlayacaktır. Alkolikler, cinsel sapıklar, kumarkeşler, hırsızlar, gasbçılar, çeteler, mafyalar ortalıkta cirit atacaklardır. İş o hale gelebiliriz ki sizin namuslu, dürüst, efendi olmanız da iş görmez olacaktır. Aynen tusinami gibi, önüne aldığını kapıp götürecektir. Bu söylemleri abartılı bulanların başını hafifce batı toplumlarına çevirmeleri yeterlidir.
FAİZ YİYENİN, KALBİ ÜRPERMEZ.
Ehli Sünnet vel Cemaat inancın önderlerinden İmam’ı Azam Ebu Hanife (rha) borç verdiği alacaklısından parasını istemek için, faiz olur endişesine kapılarak alacaklının evinin gölgesinde durmak istemeyip yolda güneş altında bekleyişi gerçekten ibret alan gözler için çok anlamlıdır. Bu ruh ancak sömürü aracı olarak bilinen faizin haram olduğunu, cezasının da ağır bastığını bilenlerde vardır.
Hamd olsun, alemlerin Rabb’ı olan Cenab’ı Allah’a…




