Loading...
tr usd
USD
0.07%
Amerikan Doları
44,90 TRY
tr euro
EURO
-0.06%
Euro
52,91 TRY
tr chf
CHF
-0.1%
İsviçre Frangı
57,60 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
0.43%
Rus Rublesi
0,61 TRY
tr cny
CNY
0.07%
Çin Yuanı
6,59 TRY
tr gbp
GBP
0.02%
İngiliz Sterlini
60,81 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.2%
Euro Amerikan Doları
1,18 TRY
bist-100
BIST
-0.15%
Bist 100
14.463,76 TRY
gau
GR. ALTIN
-0.49%
Gram Altın
6.919,43 TRY
tr btc
BTC
2.55%
Bitcoin
3.503.380,18 TRY
tr eth
ETH
3.23%
Ethereum
107.450,71 TRY
tr bch
BCH
5.82%
Bitcoin Cash
21.122,82 TRY
tr xrp
XRP
1.03%
Ripple
65,30 TRY
tr ltc
LTC
1.67%
Litecoin
2.526,46 TRY
tr bnb
BNB
1.43%
Binance Coin
28.830,59 TRY
tr sol
SOL
2.83%
Solana
3.957,66 TRY
tr avax
AVAX
2.39%
Avalanche
429,73 TRY
  1. Haberler
  2. Genel
  3. Terör ve Komisyon

Terör ve Komisyon

featured

Ak Parti iktidarının iki temel kavramı var: terör ve komisyon. Terör, üzerinde konuşulamayan, sakıncalı sayılan sorunlar kümesi iken, komisyon ise konuşulan ama konuşularak çürütülen meselelerin havale edildiği bürokratik havuz. En sıradan olayların bile terörize edilerek siyasal ve söylemsel alanın dışına çıkarıldığı yasakçılık, belki Ak Parti’nin icat etmediği ama en kullanışlı ve verimli dönemini yaşadığı, Türkiye siyasetinin en kadim meselesi. Bunu tedhiş, irtica gibi genetik seleflerinden beri tanıyoruz. Terörle mücadelenin kurucu ve kurtarıcı nitelemelerinden de. Öyle ki DEM Partinin demokratik Türkiye veya barış ve çözüm süreci olarak tanımladığı süreç bile Ak Parti tarafından terörsüz Türkiye olarak tanımlanarak iktidar dilinin kurtarıcı ve propagandif çerçevesi içerisine sokuldu. 

Terör kavramının bu kadar abartılması ve buna karşı mücadelenin bu denli kutsanması ise sonuçta silahlanma endüstrisine de toplumca kabullenilmiş bir haysiyet ve geçerlilik imajı kazandırdı. Devlet kutsamasının daha da derinleştirildiği bu süreçte, şiddet de bu kutsamanın şemsiyesi altında daha da meşrulaştırıldı. Silahın namus addedildiği İttihatçı söylemin yüceltildiği ve çocukların dahi silahlandığı durumun dayanağı, bir taraftan bu hesaplaşılamamış ulusal töre iken, öte yandan ise denetimsiz sosyal medya ağlarının özellikle de ABD’den yani büyük ortaktan sızan karanlık örnekliği. 

Komisyon da Ak Parti’nin icadı değil belki ama en verimli dönemini son yıllarda yaşamakta. Eskilerden de biliyoruz unutturulmaya çalışılan sorunların komisyonlara havale edildiğini ve buralardan bir şeylerin çıkmayacağını. İstifa yok, görevinden alınma yok, bedel ödeme ve özür dileme yok. Tam aksine sakınımlı da olsa bir diklenme, dimdik yerinde durma ve ancak yukarılardan gelecek bir işarete bakma var. O zaman ise istifa edilmez, sorumlu olan affını istirham eder ve sanki hiçbir şey olmamış gibi bir süre ortalıktan çekilir.

Sizce de oldukça tuhaf değil mi, İçişleri Bakanının Urfa’dan sonra Maraş’ta da tekrarlanan çocuk yaşlarındaki iki gencin katliamları karşısında, daha bundan trajik ne olabilirmiş gibi, ilk açıklamada olayın teröre dayanmadığını, bireysel bir hadise olduğunu söylemesi. Oysa olağan bir ülkede tam da tersi söylenirdi. Zira ortada çok daha vahim bir hadise var. Ak Parti’nin lise eğitimini uzatarak zorunlu kılmasından sonra önlerine iş edinme şansını yitirdikleri bir yaşta ya üniversiteye gidersin ve iş bulma şansını büsbütün yitirirsin ya da üniversite sonrası evinde oturmaya mahkûm kılınırsın seçeneklerinin koyulduğu gençlerin, sosyal medyanın denetimden yoksun ağlarında terörize edilmelerinin önünün açılması kaçınılmaz bir son değil mi? Hatta bu süreçte sanayinin ara eleman ihtiyacı da bir başka yanlış siyasal tavrın Türkiye’ye taşıdığı Suriyeli gençlerce giderilse de, onlar da geriye dönmeye başladılar.

Bir de hukuk sorunumuz var tabii. Bağımsızlığını çoktan yitiren ve hatta belki de hiçbir zaman bağımsız olamamış hukuk sistemimiz de doğal olarak sorun çözmekten ziyade sorunları oyalamakla meşgul. Üstelik bir de siyasetin ve kurumların çözemediği meseleler önüne atılınca ve karmaşık davalar için siyasetin işaretleri beklenince, orası da giderek bir kangrene dönüşmekte. Hele bir de CHP belediyelerine ilişkin davalar var ki tam bir siyasal tuzak. Bunu söylerken söz konusu belediyeleri aklıyor değilim. Görülen o ki Ak Parti’nin izleğindeki rahatlıkları, Ak Partinin iktidarda olduğu gerçeğini unutmalarına yol açmış. Düzgün bir muhalefetle rahatlıkla iktidara gelebilecekleri halde yarattıkları güvensizlik iklimiyle bu şanslarını yitirmiş durumdalar. Sonuçta olan ise çaresiz kalan halka oluyor. Seçim sistemi ise alternatif birisinin seçilebilmesini o denli imkânsızlaştırmış durumda ki, ister istemez halkı iki ucu da kirli bir değneğe tutunmaya mecbur ediyor.  

Mesele burada da kalmıyor, şu anda Türkiye’nin en önemli meselesi olan Kürt sorununun çözümünde de iki yıl geride bırakıldığı halde, somut anlamda bir adım atılmış değil. Bırakın yeni adımları, sözgelimi hasta mahkûmlara tanınan haklar terör kapsamına alınmış mahkûmlara uygulanmadığı gibi, infaz süresiyle ilgili mevzuat da uygulanmıyor ve normal cezasını tamamlamış mahkûmlar, tabir caizse, cezaevlerinde esir tutuluyor.   

Meşruiyetini yitirmiş bir iktidarın ömrünü uzatabilmek için bir açmaza sokulan Türkiye siyaseti, deprem bölgelerindeki sorumluluklarını üstlenmediği gibi, İliç madeni ve Kartalkaya’daki yangın gibi meselelerde de somut adımlar atamamakta. Çünkü bu sorunlar tikel değil, yapısal sorunlar ve bunların çözümünün bu iktidar tarafından sağlanması da bu nedenle mümkün değil. Bu bağlamda CHP’ye, Fetullahçılara veya Kürtlere yönelik sürdürülen operasyonlar da yıllara sari olarak uzayan, uzatılan davalar olarak tüm hukuki gerçekliğinden uzaklaştırılıyor ve giderek doğrudan bir siyasal hesaplaşma meselesine dönüştürülüyor. Hukukun siyasallaştırıldığı bu süreçler, hukuk kavramının içini boşaltırken, bir gösteriye dönüştürülen ünlülerin uyuşturucu davaları ve benzeri örgütlü suçlarla mücadeleler ise bir kitle aldatma stratejisi olarak kullanılıyor. 

Temel ilkesini nasıl olursa olsun iktidarda kalmak ve dolayısıyla da buna sadakat olarak güdülemiş bir siyasetin yarattığı ahlak da ister istemez bu çerçevede biçimleniyor. Yegâne ölçütü iktidara bağlılık olan bir ayrıcalıklı şımarıklık, belli bir komprador sınıf oluştururken, bu sınıfın herhangi bir yetenek ve liyakat ölçütüne bağlı olmayışının hınçlandırdığı hakları çiğnenmiş kesimin öfkesi ise çeşitli tepkilere yol açmakta. Şimdilik baş edilebilir tepkiler bunlar belki ama bu salt güvenlik bürokrasisine, terörle mücadele ekiplerine havale edilmeyecek kadar ciddi ve ahlaki bir mesele. Ahlak aşınması ise siyasilerin iktidar hesaplarına bırakılamayacak olan, bu toprakların en önemli meselesi.       

Bu konudaki ölçüsüzlük, dış siyasetteki tavırlarda bile sırıtıyor. İran-ABD savaşında, Fransa, İspanya, İtalya ve hatta İngiltere bile tavrını oldukça açık bir biçimde ortaya koyarken Türkiye, sözüm ona NATO koruma kalkanının düşürdüğü şaibeli birkaç füze parçasının söylemsel karartması altında durduğu yeri dengeleyerek, konu ile ilgili açık ve seçik bir tek laf bile etmiyor. Böylece tuhaf bir biçimde hem İran’ın hem de ABD’nin yanında durmak gibi bir mahareti gösterebiliyor. Tabii ki bu tutarsızlık, ne kendi halkı ne de dünya kamuoyu tarafından kabul edilebilir bir tutum. Ama Türkiye’nin yıllardır izlediği bu hali o kadar kanıksanmış ki kimse ne şaşırıyor ne de umursuyor. 

Terör ve Komisyon
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.