Son zamanlarda uzaktan eğitim veren üniversiteler eski öğrencilerini adeta mesaj bombardımanına tutuyor. Kayıt yenileme çağrıları, son fırsatlar, öğrenci afları… Neredeyse iki günde bir aynı mesaj. İnsan merak ediyor: Üniversiteler neden eski öğrencilerinin peşine bu kadar düştü? Ben bu sorunun cevabına ilişkin önemli bir ipucunu yıllar önce İstanbul Gayrettepe’de bir sınav salonunda görmüştüm. İkinci üniversitemi açıktan okurken sınava girdim. Sınıfta 20 kişilik yer hazırlanmıştı. Sınav görevlileri hazırdı. Ama sınıfta yalnızca ben vardım.
Bir öğrenci, 19 boş sıra!
Görevliler şaşkındı. Diğer öğrenciler neredeydi? Ben ise pek şaşırmamıştım. Çünkü İstanbul’da yaşayan, toplu taşıma kullanan ve sokaktaki insanın ekonomik sıkıntılarını yakından gözlemleyen bir gazeteci olarak bu tablonun muhtemel nedenlerinden birini biliyordum. O yıllarda ikinci üniversiteye kayıt yaptıran bazı insanların amacı diploma almaktan çok öğrenci pasosuna sahip olmaktı. Otuzunda, kırkında, ellisinde insanlar üniversiteye kayıt yaptırıyordu. Elbette gerçekten okumak isteyenler de vardı. Ama bazıları için öğrenci kimliği, İstanbul’un pahalı ulaşımına karşı ekonomik bir çözüm olmuştu. Çünkü yıllık üniversite kayıt gideri, tam tarifeli ulaşımın yıllık maliyetinden daha düşük kalabiliyordu.
Sonra ne oldu?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 25 yaş üstü öğrencilerin ulaşım indirimlerini sınırlandırdı. Öğrencilik devam etti ama ekonomik avantaj önemli ölçüde daraldı. Bence bugün uzaktan eğitim veren üniversitelerin eski öğrencilerine bu kadar ısrarla ulaşmaya çalışmasının nedenlerinden biri de bu olabilir. Tabi İstanbul için söylüyorum: Öğrenci pasosunun cazibesi azalınca ikinci üniversiteye yönelik talep de azalmış olabilir mi?
Elimizde bunu kesin olarak kanıtlayan kayıt istatistikleri yok. Ancak araştırılması gereken ciddi bir ilişki var. Üniversiteler bir aydan uzun süredir ‘Son gün, son fırsat!’ mesajları gönderiyor. Son gün bir türlü gelmiyor! Üstelik adına da ‘Öğrenci Affı’ diyorlar.
Af edersiniz ama kim kimi affediyor, belli değil! Ortada suç işlemiş insanlar yok. Bunun nedeni, 25 yaş üstü olan öğrencilerin, öğrenci pasosu alamadıkları için kayıtlarını yenilememiş olmaları olabilir mi? Bu durumda kim kimi af etme hakkına sahip? Öğrencilerinin öğrencilikten kaynaklı haklarını yeteri kadar savunamayan üniversiteleri kim affedecek? Öğrencilerinin haklarına sahip çıkamayan özgür bireyler yetiştiren üniversiteler. ..
Almanya’yı dolaştıran bilet, İstanbul pasosundan ucuz
Geçtiğimiz şubat ayında Almanya seyahatimden döndüm. Oradaki toplu ulaşım sistemini yeniden gözlemleme fırsatım oldu. Almanya’da Deutschlandticket adı verilen aylık ulaşım bileti 2026 itibarıyla 63 euro. Bu biletle Almanya’nın tamamında şehir içi ve bölgesel toplu taşıma araçlarından yararlanabiliyorsunuz. Berlin’de metroya, Köln’de tramvaya, başka bir eyalette bölgesel trene binebiliyorsunuz. Wuppertal’ın meşhur havada asılı raylı sistemi bile kapsamda. Uzun mesafeli hızlı trenler hariç, ülkenin dört bir yanında ulaşım mümkün. Üstelik abonelik koşullarını sağlayan turistler de yararlanabiliyor.
Gelelim İstanbul’a
Temmuz 2026 tarifesine göre tam aylık Mavi Kart abonmanı 3.628 lira, öğrenci abonmanı ise 653 lira. 12 Ekim için esas aldığım kur hesabıyla İstanbul’daki tam abonman yaklaşık 65,7 euro. Almanya’nın ülke çapındaki bileti ise 63 euro, yani yaklaşık 150 lira daha ucuz.
İstanbul’da bir şehir için ödediğimiz abonman ücreti, Almanya’nın tamamında geçerli olan biletten daha yüksek!
Elbette ülkelerin gelir düzeyleri, sübvansiyonları ve işletme maliyetleri farklı. Ama mesele yalnızca fiyat değil, ödediğimiz paranın karşılığında elde ettiğimiz ulaşım hakkı.
Sosyal yardım başka, sosyal adalet başka
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal yardımlarını önemsiyorum. Çocuklara dağıtılan sütü, annelere verilen destekleri, ihtiyaç sahiplerine yapılan yardımları, gece 22:00’dan sonra kadınların diledikleri yerde otobüsün düğmesine basma özgürlüğünü değerli ve kıymetli buluyorum. Bunlar devam etmeli. Ancak ortada tartışılması gereken bir çelişki var.
Bir taraftan dar gelirli insanlara sosyal yardım yapıyoruz. Diğer taraftan aynı insanların işe gidip gelmek için kullandığı ulaşımın maliyetini düşürmekte zorlanıyoruz.
İnsanların yalnızca sofraya koyduğu ekmeği değil, o ekmeği kazanmak için katlandığı yol masrafını da düşünmek gerekmiyor mu?
Ben öğrencilerin mümkünse ücretsiz ulaşım hakkına sahip olmasından yanayım. Ama işçiyi, memuru, emekliyi ve çalışan yetişkin öğrenciyi de unutmamak gerekiyor.
İBB’ye sormak istiyorum:
25 yaşını geçmiş, çalışan, ailesini geçindiren ve aynı zamanda üniversite okuyan bir insanın indirimli ulaşımdan daha fazla yararlanması belediye bütçesine ne kadar yük getiriyor?
Neden ulaşım desteğini yalnızca yaşa ve öğrencilik statüsüne göre değil, insanların gelirine ve gerçek ihtiyacına göre değerlendirmiyoruz?
Bence uzaktan eğitim veren üniversiteler de sürekli SMS göndermek yerine İBB ile görüşmeli. 25 yaş üstü öğrencilerin ulaşım sorununa ortak bir çözüm aramalı.
Çünkü mesele yalnızca üniversitelerin öğrenci kaybetmesi değil. İstanbul’da insanların ulaşım giderlerini karşılamakta zorlanması. Yıllar önce Gayrettepe’de girdiğim o sınavı bugün yeniden düşünüyorum.
Bir öğrenci vardı. On dokuz sıra boştu. Belki de o sınıfta eksik olan yalnızca öğrenciler değildi.
İnsanların cebindeki parayı, çalışma hayatını ve ulaşım giderlerini hesaba katan bir sosyal politika anlayışı da eksikti. Ve ben hâlâ aynı soruyu soruyorum:Almanya’da bir biletle bütün ülkeyi dolaşmak mümkünken, İstanbul’da tek bir şehirde yaşamanın ulaşım bedeli neden bu kadar ağır?

