Metropolde Ticaret, Siyaset ve Temsil Krizi: İTO Seçimleri ve Yeşil Liste Hezimeti
Metropolün Görmeyen Gözü ve Üzeri Örtülen Gerçeklik
İstanbul Ticaret Odası (İTO) seçimleri, sadece 700 bini aşkın üyesi bulunan devasa bir kurumun yönetim yarışından ibaret değildir; bu seçimler, Türkiye’nin ekonomik omurgasını oluşturan sosyolojik fay hatlarının, göç dinamiklerinin ve siyasi hesaplaşmaların çıplak gözle görüldüğü en sert arenadır.
Zorunlu ve ekonomik göç dalgalarıyla İstanbul’a gelen Doğu ve Güneydoğu kökenli nüfus; sıvacıdan müteahhide, matbaacıdan kuyumcuya, berberden özel halk otobüsü işletmecisine kadar metropolün reel sektöründe her gün katma değer üreten başat bir aktör haline gelmiştir. Ancak iş ekonomiye yön vermeye, sermaye büyümeye geldiğinde; bu kitlenin kurumsal mekanizmalarda, odalarda ve sivil toplumda aynı oranda yönetsel temsil gücü bulamadığı acı bir gerçektir.
Bu çarpık tablonun en net örneklerinden biri, 80 meslek komitesinde değişim iddiasıyla yola çıkan “İstanbul Yenilikçi Ticaret Grubu (Yeşil Liste)” deneyimidir. Seçim sonuçları, yalnız bir sandık yenilgisi değil; yıllardır kendi öz gücünü organize edemeyen, dar hesapların kurbanı olan bir yapının dökümünü gözler önüne serdi.
1. Söylemde Değişim, Sahada İletişimsizlik: Yeşil Liste Neden Kaybetti?
İTO seçimleri öncesinde Eyüpsultan’daki kahvaltı programlarında, VANFED, VİŞAD ve Van Vakfı gibi güçlü çatı örgütlerinin katılımıyla verilen görüntüler dışarıdan bakıldığında güçlü bir kenetlenmeyi müjdeliyordu. İş insanı İrfan Tutacak liderliğinde yola çıkan grup; odayı sadece belge alınan bir bürokrasi merkezi olmaktan çıkarıp, üyelerin sorunlarına proaktif çözümler üreten bir yapıya kavuşturma iddiasındaydı.
Ancak vitrindeki bu kurumsal retorik, sahada çok başka bir duvara çarptı:
Tepeden Bakmacılık ve İletişimsizlik: Yönetim kadrolarının özellikle iki yıl boyunca sahada alın teri döken esnafla, tabandaki iş insanlarıyla istişare kanallarını tıkaması; aramalara dönmemesi ve sadece kendi dar çevrelerinin kararlarıyla hareket etmesi tabanda büyük bir kopuş yarattı.
Liyakat ve Ticari Güvenilirlik Sorunu: “Değişim ve yenilik” bayrağını taşıyan kimi isimlerin ticari ahlakta, verilen sözlerin tutulmasında ve ikili ilişkilerde güven vermemesi; toplumda “Bunlar mı İTO’ya hırs/yenilik getirecek?” sorusunu haklı olarak sarstı.
Dar Ekip ve Aşiretçi Mantık: Kapsayıcı bir İstanbul vizyonu yerine, süreci dar kadroların oy deposu olarak gören zihniyet; haklı olarak esnafın ve ticaret erbabının sandıkta sırt çevirmesine yol açtı.
2. Siyasetin ve Rant Ağlarının Arka Bahçesi Olmak
İTO gibi devasa bütçeli odalar, yerel yönetimler (İBB) ve merkezi iktidar arasındaki güç mücadelesinin tam merkezindedir. İstanbul genelinde yürütülen siyasi projeler, ne yazık ki Doğu ve Güneydoğu kökenli iş insanlarını ve sivil toplum yapılarını gerçek bir özne olarak değil, dönemsel olarak “kullanışlı birer aparat” ya da oy basamağı olarak görmektedir.
Dürüstlük ve değişim maskesi takarak arka planda ihale, promosyon ve koltuk hesapları yapan müstevliler; İstanbul’un rantını kendi küçük çıkarlarına tahvil etmekten başka bir şey yapmamaktadır. Siyasi partilerin ve belediye eksenli rant ağlarının çarkında eriyen bu yapılar, kendi tabanına dürüstlük satarken arkada başka pazarlıklar yürütmesiyle zaten kaybedeceğini çoktan hak etmiştir. Sahadaki taban, kendi adının ve onurunun bu tür siyasi hırslara alet edilmesine artık rıza göstermemektedir.
3. Sonuç Yerine: “Evin Öküzü Çifte Yaramaz”
Kürtçe atasözünde denildiği gibi:
“Neyarê bab u kala nabê dostê yarê” (Ata-dede düşmanından dost olmaz)
Ya da yerel deyişle, “Evin öküzü çifte yaramaz.”
Eğer bir toplumun kendi içinden çıkan yapılar, kendi insanına yukarıdan bakar, samimiyetsiz ilişkiler kurar, ortak bir “üst akıl” ve liyakatli bir strateji inşa edemezse; her seçimde başkalarının inisiyatifine mahkûm kalır. Karadeniz lobilerinin veya diğer yapıların ticarette ve siyasette her yerde başat rol oynamasının tek sebebi karşı tarafın gücü değil; bizim kendi içimizdeki liyakatsizlik, benmerkezcilik ve samimiyetsizliktir.
Yeşil Liste’nin ve bu zihniyetin duvara çarpması, aslında geç kalmış ama ders alınması gereken bir uyarıdır. Metropollerde var olmanın yolu; kelime oyunlarıyla, sahte PR projeleriyle ya da dar kadro hesaplarıyla değil; dürüstlükle, sahada esnafın elini sıkarak, ticari ahlakı tavizsiz savunarak ve en önemlisi kendi öz gücüne güvenen bağımsız bir akılla, geniş katılımcı bir halk ve toplumla mümkündür.
Daha önce İTO meclisinde olan Hemsehrilerimizden 28. Komite de Gökhan ATEŞ ve 65. Komiteye Giren Avizecilerden Halil Arğüç’ün Komitesinde Feyyaz Cansın gibi BİGİAD üyesi bir çok hemşehrimiz kazandı. Tekrar yeni görevlerinde başarılar dileriz.

