Akdeniz’de Yardım Filosuna Saldırı ve Siyonist Cüret
İsrail’in, Akdeniz’de Gazze’ye insani yardım ulaştırmak isteyen “Sumud Filosu”na yönelik saldırısı, dünyanın vicdan sahibi insanlarında büyük bir öfkeye ve derin bir sorgulamaya sebep oldu.
Birçok insan şu soruyu soruyor:
Gaspçı İsrail rejimi, içinde sivillerin ve yardım gönüllülerinin bulunduğu bir filoya nasıl bu kadar rahat saldırabiliyor?
Bu sorunun cevabı yalnızca askerî güçte değil; yıllardır süren cezasızlıkta, uluslararası sessizlikte ve siyasi destek mekanizmalarında gizlidir.
Gazze’de on binlerce sivil hayatını kaybetmesine rağmen işgalci siyonist rejime karşı etkili ve caydırıcı adımların atılmaması, gaspçı rejimi daha da pervasız hâle getirmiştir. Uluslararası hukuk, insan hakları ve savaş suçları konusunda dünyaya ders veren çevrelerin, konu Filistin olunca sessizleşmesi ise bu cüreti daha da büyütmektedir.
Aslında yardım filolarına yönelik saldırılar yeni değildir. Daha önce de Gazze’ye insani yardım ulaştırmak isteyen vicdan konvoyları hedef alınmış, uluslararası sularda siviller katledilmiştir. Mavi Marmara gemisinde on yardım gönüllüsü kardeşimiz şehid edilmiş, onlarca insan yaralanmıştı. Ancak aradan geçen yıllara rağmen şehidlerimizin hesabının tam anlamıyla sorulmaması ve saldırının cezasız bırakılması, siyonist rejimin “Nasıl olsa bedel ödemeyiz.” anlayışını daha da güçlendirmiştir. Bugün Akdeniz’de yardım filolarına yönelik saldırılarda görülen cüretin temel sebeplerinden biri de budur.
Bugün Akdeniz’de yaşananlar sadece bir yardım filosuna yönelik saldırı değildir.
Bu saldırı; insanlığın vicdanına, dayanışma ruhuna ve mazlum halklara uzanan yardım eline yapılmıştır.
Bunun yanında, İslam dünyasının parçalanmış hâli de işgal rejiminin elini güçlendirmektedir. Ortak bir siyasi duruşun ortaya konulamaması, ekonomik ve diplomatik baskı mekanizmalarının etkin şekilde kullanılmaması, Filistin halkını yalnız bırakmaktadır. Oysa ümmet bilinci ve ortak hareket iradesi ortaya konsa, siyonist rejimin bu kadar rahat hareket etmesi mümkün olmazdı.
Bugün artık sadece yiyecek ve içecek boykotlarıyla yetinmek yeterli değildir. Başta Türkiye olmak üzere, işgal rejimine giden petrolün, lojistik desteğin ve stratejik malzemelerin ivedilikle durdurulması gerektiğini düşünen milyonlarca insan vardır. Çünkü bir yandan Gazze’de çocuklar bombalanırken, diğer yandan ticaretin sürmesi vicdanlarda büyük bir yara açmaktadır. Boykot; sadece market raflarında değil, devletler arası ekonomik ve stratejik ilişkilerde de somut karşılık bulmalıdır.
Fakat tüm baskılara rağmen umut hâlâ yaşamaktadır. Dünyanın dört bir yanında insanlar Gazze için meydanlara çıkıyor, yardım organizasyonları düzenliyor ve ambargoyu kırmak için mücadele ediyor. Bu da gösteriyor ki vicdan hâlâ ölmedi ve Filistin davası sadece bir halkın değil, insanlığın ortak meselesidir.
Selâm olsun Gazze için yola çıkanlara, zulme karşı direnenlere ve bu yolda can veren tüm şehidlerimize…
Rabbim mazlumların yardımcısı olsun. Vesselam




