Genelde bizde gerçek bir kapitalizmin olmaması ekonomik gelişmişliğin dar bir alanda yaşanmasını hep girişimcilik ruhunun eksikliğine bağlarlar.
Evet, nedenlerden birisi de budur. Bizde gerçekten girişimcilik ruhu zayıf veya yok denecek kadar azdır. Olanlar da zaten aileden gelen bir geleneği sürdürmüşlerdir.
Ama neden bizde girişimcilik ruhunun bulunmadığı hiç konuşulmaz…
Halbuki sorunun asıl can damarı burasıdır. Burayı çözersek sorunu da çözeriz. Yani hastalığı biliyoruz ama hastalığı üreten sebepleri doğru tespit edip ortadan kaldırmasak hastalığı tedavi edemez geçici çözümlerle bunu pansuman etmeye çalışırız…
Şimdi bizde girişimciliğin neden olmadığını bir kaç maddede sıralayalım:
- Devletin girişimcilik ruhunu öldürmesi: Bizde girişimciliğin oluşmasını engelleyen ve hatta yok olmasını sağlayan en önemli neden bizzat devletin kendisidir. Bir şekilde üretmeye çalışan, ticaret yapmaya çalışanlar bunu net bir şekilde görebilir. Siz bir iş yeri kurmaya çalışırsınız ve diyelim ki bir yer kiralarsınız. Daha içeriye eşyaları yerleştirmeden maliye çöker ve hani buranın levhası vs… diye hemen ceza kesmeye çalışır. Siz daha işinizin alt yapısını tam kurmadan devletle tanışırsınız ve hemen maliyede vergi levhası almaya kalkışırsınız. Tabi ki karşısınıza çıkan yoğun bürokratik sıkıntılar ve mali kavramlarla baş edemeyince bir muhasebeciyle anlaşmak zorunda kalırsınız. Şimdi muhasebeciyle sorunları çözmeye çalışırken daha yolun başında yolunursunuz.
Ben bunu söyleyince mutlaka çok bilmişler hemen vergi de mi alınmasın diye eleştirecekler…
Ben de evet vergi alınmasın diye cevap vereceğim…
Öncelikle devlet yeni kurulan bir işletmeyi ve girişimciliği bir kaç yıl vergiden hatta bir çok lüzümsüz prosedürden azat etmelidir. Hatta yeri geldiğinde desteklemeli, teşvik etmelidir…
Bundan da öte yıllık cirosu bir milyonun altında olan işletmeleri vergiden muaf tutarak herkesin bir şeyler üretmesi için yol açmalı, zengine yüklenmeli vergiler gelire ve güce göre olmalıdır…
Mesela benim oğlana motorsiklet almıştım. Yazın okulu tatil olunca “baba! boş otorucağıma motor kuryelik yapayım” diye izin istedi. Ben de kendi parasını kazanmaya teşvik etmek için onayladım. Ondan da basit bir motor kuryelik için bile vergi levhası alması ve muhasebeci tutması istendi. Bunu yerine getirdik, sonra motorun kuryelik yapması için o zamanlar 7 bin olan (şimdi bilmem kaç lira olmuştur) bir izin belgesi istendi… bunları da yerine getirdik. İşe başladı… derken kaza geçirdiği için bir kaç ay çalışmadı… ama bu arada çalışmadığı halde vergisi ve muhasebesi çalıştı. Çalışmadığı günlerin vergisini verdi. Biz de kızdık işi motoru sattik…
Yani basit bir motor kuryeye bunu yapan devlet diğerlerine ne yapmaz…
Bu mantıkla girişimcilik ülkede ortaya çıkmaz… kimse bir şey üretemez… Gençler bir şeyler deneyimleyip tecrübe ve birikim kazanamazlar…
Es kaza gaza gelip bir iş kuran ama bir iki yıl içinde başaramayacağını düşünüp kapatan insanlar yıllarca kapattıkları işin vergisini ve ıvır zıvırını ödemeye çalışırlar. Hatta zararla kapatsa bile sanki kar etmiş gibi devlete vergi ödenir zamanında ödenmeyen vergiye dünyanın cezası ve faizi işletilerek gelecekleri yok edilir…
Böyle bir ülkede girişimcilik olmaz…
Avrupa’da iş yeri kuran kişiye iki yıl muafiyetler tanınır. Bu sürede kişi kendini görür eğer başarılı olup devam ederse üçüncü yıldan itibaren vergi öder. Çin ise bir milyonun altında cirosu olanları tamamen vergiden muaf tutar…
Bu ülkeler kazanır biz de ise gençler bir şeye girmeye cesaret edemediğinden kahve köşelerinde fayans dizerler… Çünkü cesaretleri yok edilmiştir. Türlü türlü zorluklarla ve tuzaklarla öldürülmüştür. - Üniversiteler ve Eğitim: Girişimiciliğimizi yok eden diğer bir unsur da yanlış eğitim politikasıdır.
İlkokuldan üniversiteye kadar yanlış bir eğitim kurgulamışız. Eğitim mantığımız hayata hazırlama değil tamamen akademik bilgi yığını şeklindedir.
Zorunlu eğitimle başlayan yanlışlık üniversite önündeki yığılmaya kadar götürmüştür. İnsanlara yanlış ve boş bir umut ve sanal bir gelecek vaad ederek üniversiteye doldurmuşuz.
İnsanlar, üniversitenin kendilerine verecekleri bir kağıt parçası için yıllarını, birikimlerini ve umutlarını harcamış sonunda bir kağıt parçası ile üniversite kapısından çıktıklarında acı gerçekle yüzleşmişlerdir.
Onlar, elde ettikleri bu kağıtla tüm iş kapılarının kendilerine açılacağını sanırken bunu bulamadıkları gibi şimdi karşılarında aşmaları gereken KPSS sınavı ile yüzleşmişlerdir.
Yine bir ümit KPSS sınavlarına yıllarca çalışmış ve sonunda gençlikleri yok olurken devlete öfke duyan işsiz bireyler olmuşlardır. Yaş otuza dayanmış, iş yok (ya da istedikleri iş yok) asgari ücrete talim ve bundan dolayı da evlilik yapmamış bir de devletin “hadi askere” diye dayatması ile karşı karşıya kalmıştır.
Bunun sonucunda devlete düşman veya nefret eden ve her türlü manipülasyona müsait öfkeli kızgın ve sorunlu bir jenerasyon oluşmuştur. - Devletin İşveren Olması: Devlet garanti bir iş kapısı olarak kendisini göstermiş, tüm diğer özel girişimleri zayıflatmış veya yok etmiştir. Şimdi devletin kapısında milyonlarca üniversite mezunu işsizler yığılmış bu okumuş ama işsiz kitleyi devletin artık farklı çözemlerle hayata ve sahaya sürmesi gerekir.
Bize okulları ve eğitimi bir iş kapısı olarak lanse ettiler. “Oku! büyük adam ol, zengin ol” gibi. Ama bu elde edilemedi. Okumayanların hatta inşaatlarda çalışanların daha başarılı olduğu görüldü…
O halde devletin yapacağı üç şey var
- Liseleri ve ortaokulu zorunlu olmaktan çıkaracak ve okuma eylemini bir iş kapısı olmayacak…
- Meslek kolejlerini yaygınlaştıracak cazip hale getirecek ve üniversitelerde ihtisas üniversiteleri ile meslek yüksek okulları şeklinde dönüşüm sağlayacak…
- Vergi yasalarıyla, üretimi ve girişimciliği teşvik çalışmalarıyla tüm ülkeyi bir üretim ve kalkınma üssü haline getirecek…
- Fakirden alıp zengine vermeyecek, girişimciliği özendirecek, planlama ve rehberlik yapacak…
Unutmayın! kötü iş yoktur. İşini kötü yapan vardır…
İbrahim Halil ER




