İnsanlığın evrensel değerlerinin ölçeğinde aşağıların aşağısı olarak lanetlenmiş küresel zalimlerin İran, Filistin-Gazze ve Lübnan başta olmak üzere tüm yeryüzünü bilgisayar üzerinde oynadıkları bir oyun algısını tüm dünya için hızla içselleştirdikleri akıl ve vicdan dışı bir dönemden geçiyoruz.
7 Nisan 2026 itibarı ile ilan edilen sözüm ona ateşkes ve sonrasında Pakistan arabuluculuğu ile süren müzakerelerin İsrail açısından hiçbir anlamı yok. İsrail Lübnan ve Gazze ve Batı Şeria bölgelerinde bildiğini okumaya, sivilleri katletmeye, mesken, okul, hastane ve kentlerin tüm yerlerini keyfi hedefler olarak belirleyip ağır hava saldırıları düzenliyor. Bu saldırılarda ölenler birer istatistik olarak haberlere yansımasının ötesinde hiç bir tepki, yaptırım ve artık sözlü kınama bile beraberinde getirmiyor. Bu durum küresel zulüm ve istikbarın insanlığın ortak akıl ve vicdanını hızla nasırlaştırmayı başardığını gösteriyor.
ABD-Siyonist zülüm bloku daha önce Gazze barışını bir maske olarak kullandığı gibi şimdi de müzakereleri yeni bir maskeye dönüştürmüş durumda. Daha da ötesi Hürmüz boğazı üzerindeki İran tehlikesini(!) sözüm ona tün insanlık adına ortadan kaldırmak çabasının havarisi gibi göstermeye çalışıyor. Akıl tutulmasının tam da yaşandığı bu kanlı sürecin tutarsızlığını görmek istemiyor. ABD’nin kendi coğrafyasından binlerce kilometre uzaklıktaki İran İslam Cumhuriyeti’ne nükleer silah üretemezsin. Çünkü tüm dünya için bir tehlike ve tehditsin küresel yalanı ile hiç kimse bir yüzleşme ve itiraz etme yolunu seçmiyor, buna cesaret etmiyor. Bu yüzleşme gerçekleşmediği ve sahaya yansımadığı için şimdi küresel ABD-İsrail lanetli zulmü Hürmüz boğazı üzerinden İran İslam Cumhuriyetini yok etmek, kendi sömürü ve kölelik düzenin bir parçası haline getirmek istemenin büyük yalanına dönüşüyor.
Örneğin Gazze soykırımını pervasızca gerçekleştiren İsrail için nükleer silah sahibi olamazsın. İşlediğin ve işlemeye devam ettiğin insanlık sucuları, katliamlar ve soykırımlar nükleer silaha sahip olmanın tüm dünya için açık bir tehdit ve tehlike oluşturuyor demesi gerekirken küresel istikbarın maskeli balosunun balını kuma gömen deve kuşu olmayı tercih ediyor.
Bu küresel zulüm düzenini ve işleyişini bozabilecek dünya halkaları, özelde Müslüman halklar, kendi yönetimlerinin siyasi kölelik ve boyunduruklarının dayattığı rolleri gereği kendi halklarını kontrol eden gardiyanlıklarını kuşanmaktan ve ülkelerinin tüm kaynaklarını dolayı ve doğrudan ABD-İsrail merkezli küresel zülüm ve sömürü düzenine peşkeş çekmekten öte bir inisiyatif üretemiyorlar.
Yaşanan olaylar artık hiç birimiz için şaşırtıcı değil. Sanki olağan yaşamın sıradanlaşmış bir parçası tün duyduklarımız ve yapılanlar. SUHUT filosuna uluslararası sularda soykırımcı İsrail’in yaptığı operasyon ve teknelere el koyması, aktivistlere tutuklama, işkence yapması karşısında etkili bir ses çıkarılmazken, sözüm ona Gazze barış kurulu adına SUHUT filosu güvenlik krizi çıkarmakla suçlanabiliyor. Gazze Barış Komisyonu öngörülen sürecin İsrail ile ilgili herhangi bir yükümlülüğünü yerine getirmemesini, aksine sistematik saldırılarının Lübnan’ı da içine alarak devam ettirmesine her hangi bir ses çıkarılmıyor, hiçbir yaptırım ve caydırıcı adım atılmıyor.
İsrail’e yönelik ürünlerin boykotu ile ilgili sürecin herhangi bir sistemli, stratejik planlamasına gidilemiyor. Bireylerin kendi özel hassasiyetlerinin tercihleri düzeyinde marjinalleşmekten kendini kurtaramıyor. Okullarda, resmi kurum ve kuruluşlarda, yerel yönetimlerde boykota dair sahiplenmelerin etkili olmadığı görülüyor. Boykot ürünlerinin sembolik yüzü olan Coca-cola Gazze soykırımının ve ABD-İsrail saldırılarının sürdüğü süreçte yıllık karını birkaç kat arttırabiliyor. Türkiye bazlı Coca-cola 2026 ilk çeyreğinde 5,2 milyar TL kar açıklarken 2025 ilk çeyrek karı 1.6 milyar olarak gerçekleşmesi boykotun nasırlaşan beyinlerde ve vicdanlarda nasıl anlamsızlaştığını tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.
Temel yaşam ihtiyacı olmayan küresel sömürü ve istikbar düzeninin çok uluslu şirketleri ürettiği ürünlerden elde ettiği karlarla Siyonizme açık destek verdiklerini utanmadan, korkmadan, çekinmeden deklare ederken içitiğin her yudum coca-colanın, tükettiğin ihanet markalarının dondurmaları, deterjanları, sigaralarından aldığın her nefes Gazze’ye, Yemen’e Lübnan’a İran ve diğer tüm mazlum coğrafyalara bomba, mermi ve ateş olarak düşüyor. İçtiği koladan, sigaradan, dondurmadan bir anlık zevki için irade ortaya koyamayanların namazları, rükû ve secdeleri, oruçları nasırlaşmış, ruhunu ve anlamını yitirmiş yeryüzünün aciz, sefil kölelerine hızla dönüşmeye başlamıştır.
SAHA EXPO Savunma sanayi fuarına İsrail soykırımının açık işbirlikçisi firmalar BAE SYSTEMS ve REPKON gibi şirketlerin katılım sağlaması ayrı bir akıl tutulması olarak görmek gerekir. Bu firmaların bir çok dünya ülkesi tarafından soykırım destekçisi olarak mimlenmesi ve geçen yıl aynı fuarda bu firmaları protesto edilmesi ve basında yoğun eleştiriler yapılmasına rağmen bu yıl da yine aynı firmalara yer verilmesi yaşanan süreç ile ilgili aklın, vicdanın ve bilincin nasırlaşmasının nasıl güçlü bir şekilde kabuk bağladığını gösteriyor.
Küresel zulüm adım adım Türkiye dahil İslam coğrafyası başta olmak üzere tüm yeryüzünün mustazaaf halkalarına gelecek ve dokunacağı gerçekliğinin sımsıkı bilincini kuşanmak zorundayız. ABD-İsrail blokuna karşı hayatın her alanında hiçbir ayrıntıyı ıskalamadan zayıflatmak ve durudurmak için yeni bir siyasi söylem, duruş ve stratejiye ihtiyaç olduğu görülmelidir. Savaşlar önce kendi içlerinde kaybedenler küresel zulüm ve istikbarın gücü karşısında küçük hesapların, çıkar ve kazanımların matematiksel, istatistiksel ayrıntılarında izzetsiz çürümüşlüklerin ilmek ilmek örerek nasırlaştığı kör bir bilincin korku ikliminde kalmaktan kendilerini kurtaramazlar. Savaşlar askeri imkan ve kabilyetlerle, teknolojik silah üstünlükleri ile kazanılmayacağının örnekleri Bedir’den Kerbela’ya, Gandi’den Mandela’ya, Vietnam’dan Bosna’ya tarihte aziz hatıraları ile yer alan yaşanmışlıklar kanıtlamıştır.
Filistin, Gazze, Yemen ve İran İslam Cumhuriyeti’ni aziz şehitleri kanları ile ve halkların destansı direnişleri ile tüm insanlığa savaşların silah teknolojileriyle asla kazanılamayacağını göstermiştir. Liderleri başta olmak üzere kanları ile var oluşun merkezinde adalet, özgürlük ve zulüme karşı direnişin mektebini, yeni bir dünyanın mümkün olabileceğine dair güçlü bir umudu tüm yeryüzü mustazaaflarının geleceğine miras olarak bırakmıştır.




