Loading...
tr usd
USD
0.07%
Amerikan Doları
44,90 TRY
tr euro
EURO
-0.06%
Euro
52,91 TRY
tr chf
CHF
-0.1%
İsviçre Frangı
57,60 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
0.43%
Rus Rublesi
0,61 TRY
tr cny
CNY
0.07%
Çin Yuanı
6,59 TRY
tr gbp
GBP
0.02%
İngiliz Sterlini
60,81 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.2%
Euro Amerikan Doları
1,18 TRY
bist-100
BIST
-0.15%
Bist 100
14.463,76 TRY
gau
GR. ALTIN
-0.49%
Gram Altın
6.919,43 TRY
tr btc
BTC
-1.14%
Bitcoin
3.664.195,97 TRY
tr eth
ETH
-2.1%
Ethereum
103.760,94 TRY
tr bch
BCH
-1.95%
Bitcoin Cash
19.994,70 TRY
tr xrp
XRP
-1.66%
Ripple
65,43 TRY
tr ltc
LTC
-1.19%
Litecoin
2.627,06 TRY
tr bnb
BNB
0.57%
Binance Coin
30.212,17 TRY
tr sol
SOL
-2.42%
Solana
4.303,95 TRY
tr avax
AVAX
-2.66%
Avalanche
447,70 TRY
  1. Haberler
  2. Genel
  3. TÜBİTAK’IN BİLİM POLİTİKASINDAN PARADİGMA KAYMASI

TÜBİTAK’IN BİLİM POLİTİKASINDAN PARADİGMA KAYMASI

featured

Faysal Mahmutoğlu

Modern ulus devletlerin bilim politikaları, yalnızca teknolojik ilerlemenin bir manivelası değil, aynı zamanda o devletin rasyonaliteye, bilgiye ve geleceğe bakışının kurumsal bir dışavurumudur.

Türkiye’de bu rasyonalitenin amiral gemisi olarak kurulan TÜBİTAK, son yıllarda bilimsel fonlama kriterleri ve proje destek öncelikleriyle akademik camiada “metodolojik bir kırılma” yaşandığına dair tartışmaların odağında yer almaktadır.

TÜBİTAK, ekonomik ve toplumsal gelişmenin önemli bir ayağını oluşturan, temel bilimlerle mühendislik alanlarında, bilim, teknoloji ve yenilik çalışmalarına, genç bilim insanlarını destekleme, AR-GE projelerini yürütme ve bilimsel yayınlar yapma amacıyla, en üst kurum olarak 1963 yılında kuruldu.

Bu amaçlar doğrultusunda başarılı çalışmalara imza attı.

Ancak 2005 yılında TÜBİTAK kanunu değişikliğiyle başkan ve üst yönetiminin atama yetkisinin siyasi otoriteye bağlanması TÜBİTAK’ın özgünlüğünün yitirilmesine neden oldu. Bilimsel özerklik yok edildi.  Kurum iktidarın teknokratik bir kolu haline geldi.

Yapılan bu değişiklikle bilim siyasetin emrine verildi. Akademik liyakatten ziyade siyasi uyum ön plana çıktı.

Örneğin; 2009 yılı Charles Darwin’in 200. Doğum yılı münasebetiyle UNESCO tarafından tüm dünyada “Darwin Yılı” ilan edilmişti.

TÜBİTAK’ın aylık bilim dergisi Bilim ve Teknik, Mart 2009 sayısının kapağını Darwin’e ayırmış ve içeride 15 sayfalık geniş bir dosya hazırlamıştı.

Dergi basım aşamasındayken, TÜBİTAK yönetiminin müdahalesiyle kapak son anda değiştirildi.

Darwin yerine “Küresel İklim Değişikliği” kapak yapıldı ve Darwin dosyası dergiden çıkarıldı.

Derginin genel yayın yönetmeni Dr. Çiğdem Atakuman görevinden alındı.

Bu müdahale bilim çevrelerince “sansür” ve paradigma değişikliği olarak yorumlandı.

Daha sonraki yıllarda evrim teorisiyle ilgili kitapların baskısı yapılmadı ve internet sitesinde bu kitapların satışı kaldırıldı.

Bir başka husus 2015 yılında Türkiye, kendi isteğiyle CERN’e yaptığı tam üyelik başvurusunu geri çekerek “ortak üyelik” statüsüne geçmeyi tercih etti. Ne yazık ki bu karar TÜBİTAK ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu-TEAK ortak önerisiyle alındı. Sırbistan ve Güney Kıbrıs tam üye oldular.

Bu tercih de bilim çevrelerince ciddi manada eleştiri konusu oldu.

Ve dahası İlayda Şamilgil, 2013-2014 yıllarında (o dönemde lise öğrencisiydi) “Sıvılardaki Su Oranını Mıknatısla Ölçebilen Ucuz, Hızlı ve Taşınabilir Bir Sistem” başlıklı bir proje geliştirdi.

Ancak bu proje, TÜBİTAK jürisi tarafından dereceye bile giremedi ve elendi.

İlayda projesinden vazgeçmedi ve çalışmasını Polonya’da düzenlenen, dünyanın en prestijli fizik yarışmalarından biri olan “First Step to Nobel Prize in Physics” ( Nobel Fizik Ödülü’ne Doğru İlk Adım) yarışmasına gönderdi.

80 ülkeden gelen binlerce proje arasında jüriden tam puan alarak dünya birincisi oldu.

Bu başarı, “TÜBİTAK’ın beğenmediği proje dünya birincisi oldu” başlığıyla eleştiri dalgasına yol açtı.

Bu başarının ardından ABD’nin en iyi üniversitelerinden biri olan Cornell Üniversitesi’ne kabul edildi.

Ve NASA teknoloji şefi olarak görev yapan Profesör Mason Peck’ın ekibine seçildi ve NASA’nın MARS projelerinde çalışma fırsatı buldu.

Ve en son geçtiğimiz günlerde Bursa Uludağ Üniversitesi Proje Geliştirme ve Koordinasyon Ofisi bünyesinde hazırlanan ve Doç. Dr. Öznur Özdemir’in yürütücülüğünü üstlendiği “İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teknolojik Analizi (VII.-XI. Yy)” başlıklı çalışma, TÜBİTAK’ın aracılığıyla Bilim ve Teknolojide Avrupa İşbirliği Kuruluşu COST’an 3 milyon TL destek aldı.

Uluslararası nitelik taşıyan bu araştırma, 7. Ve 11. Yüzyıllar arasındaki erken ve klasik İslam dönemlerini kapsıyor. Proje ekibi, toplumsal bir ritüel olan yağmur dualarının insan, doğa ve yaratıcı arasındaki ilişkiyi nasıl şekillendirdiğini ve bu ritüellerin ekolojik krizlere karşı nasıl bir dini duruş sergilediğini analiz edecek.

COST, Avrupa’daki araştırmacıların ortak temalarda bir araya getiren ağ sistemi.

COST’un bütçesi AB fonlarından geliyor. Türkiye’de bu programın ulusal koordinasyonunu ise TÜBİTAK yürütüyor.

Medyada Projeye TÜBİTAK’ın destek verdiği şeklinde yer aldı ve ciddi eleştiri konusu oldu.

Tarih boyunca insanlar, doğanın birçok gizemi gibi gökyüzündeki gizemleri de çözme uğraşı içinde olmuşlardır.

Kahin kılıklı bilimciler zamanlarının en ileri görüşlü insanları arasında yer almışlardır. Kutsal metinleri veya yıldızları yorumlayarak otorite tesis etmişlerdir.

Babil’de astronomlar, kralların en güvenilir danışmanları haline gelmişlerdi. Adeta stratejik akıl olarak kabul görürlerdi. Babil kralları için astronomlar salt gök olaylarını takip eden teknisyenler değildi, onlar kralın otoritesinin kozmik bir onaya sahip olduğunu kanıtlayan figürlerdi.

Astronomlar, gökyüzündeki işaretlere dayanarak savaşların sonucuna dair öngörülerde bulunuyor, barış anlaşmalarının imzalanacağı günleri belirliyorlardı.

M.Ö. 3000’li yıllarda antik Mezopotamya’da çiftçiler çoktan rüzgar yönlerini, bulut tiplerini ve mevsimsel değişimleri gözlemlemeye başlamışlardı.

Çiftçiler, rüzgarın yönüne bakarak ne zaman tohum serpeceklerini veya ne zaman kanalları temizlemeleri gerektiğini rasyonel tecrübeyle biliyorlardı.

Aristoteles’in yağmur-buhar döngüsünü, rüzgarların nedenlerini ve atmosferik olayların fiziksel temellerini açıkladığı “Meteorologica” adlı eseri, yaklaşık 2000 yıl boyunca Avrupa’nın meteoroloji kitabı olarak kabul görmüş.

Aristoteles, Güneş’in Dünya’yı ısıtmasıyla iki tür buharın yükseldiğini savunur:

Islak Buhar: doğrudan suyun ısınmasıyla oluşur. Bulutların ve yağmurun kaynağı budur.

Kuru Buhar: Karaların ısınmasıyla oluşur.

Söz konusu yağmur duası projesin de İslam kaynaklarında yer alan kuraklık kayıtları, ekolojik sonuçları üzerinde aydınlatıcı verilere ulaşılabilir.

Projeyi üstleneler konuyu karşılaştırmalı din sosyolojisi, iklim değişikliği adaptasyonu gibi çeşitli perspektiflerden ele alabilir.

İslam öncesi Arap toplumunda yağmur, yıldızların batışı ve doğuşuyla ilişkilendirilirdi.

İslam, bukahinvari “ yaklaşımı reddederek, yağmurun doğrudan Allah’ın iradesine bağlamış.

Nitekim Kur’an-ı Kerim, Hz. Nuh ve Hz. Musa gibi peygamberlerin halkları için su istediklerine dair ayetler vardır. (Nuh suresi, 10-12)

İslam’da yağmur duasının temel dayanaklarından biri de Hz. Muhammed’in bizzat yaptığı uygulamadır.

Genellikle halk şehir dışına çıkar ve açık alanda icra edilir. Burada iki rekat namaz kılındıktan sonra dua edilir.

Duaya yaşlıların, çocukların ve hatta hayvanların (yavrularıyla birlikte) çıkarılması, “ilahi rahmeti celbetmek” için bir vesile olarak görülür.

Yağmur duasının en dikkat çekici ritüellerinden biri, namazdan sonra üst giysilerin ters çevrilmesidir.

Anlamı; Bu hareket, “halin değişmesini” (kuraklıktan bolluğa geçiş) temsil eden bir tür fiili duadır.

Zamanla farklı ritüeller uygulanmıştır.

Osmanlı döneminde: duaya çıkılmadan önce küslerin barışması, sadaka verilmesi ve zulmün durdurulması şart koşulurdu.

Ayrıca Osmanlı’da ulema ve devlet ricali halkla birlikte sahra namazına çıkar, bu durum devletin halkın temel sorunuyla hemhal olduğunu gösteren siyasi bir meşruiyet aracına dönüşürdü.

Müslüman toplumlarda kuraklık, toplumsal bir bozulmanın sonucu; yağmur ise bir lütuf olarak görülür.

Hristiyanlıkta, özellikle Katolik ve Anglikan geleneklerinde yağmur ve bereket duaları oldukça yaygındır.

Paskalya sonrası günlerde, rahipler ve halk tarlaların etrafında geçit törenleri düzenler. Tanrı’dan ürünün korunmasını ve yeterli yağış verilmesi dilenir.

Ayrıca Hristiyanlıkta bazı azizlerin yağmurla (Aziz Elias gibi) ilişkili olduğuna inanılır. Kilise ayin kitaplarında kuraklık dönemlerinde okunması için özel dualar bulunur.

Musevilikte yağmur, doğrudan Tanrı’nın inayeti ve yaşamın kaynağı olarak görülür. Günlük dualarda Tanrı, “rüzgarı estiren ve yağmuru yağdıran” olarak anılır.

Yahudi fıkhında eğer yağmur gecikirse, toplumun önde gelenlerinin oruç tutması ve özel dualar etmesi gerekir.

Hinduizm’de fırtına ve yağmura tanrısı İndra’ya kurbanlar sunulur.

Budizm’de ise ejderha kralları yağmurun koruyucuları olarak görülür.

Kadim toplumlarda kuraklık kozmik bir düzensizlik olarak algılanırken; din, bu krizi ahlaki bir arınma ve metafizik bir talep olarak yeniden kurgular.

Günümüzde meteoroloji yağmurun ne zaman ve nereye yağacağını tahmin edebiliyor.

TÜBİTAK’IN BİLİM POLİTİKASINDAN PARADİGMA KAYMASI
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.