Birgün alimin biri Şam’da Emevi camiinde talebeleriyle sohbet ederken, sultanın geleceği haberi verilince alim ayaklarını uzatarak oturmaya başladı. Sultan yokmuş gibi dersine devam etti. Sultan panikledi, bu duruma çok öfkelendi, hızlı bir şekilde muhafızlarına “bu adamı alın, zindana atın!” diyeceği sırada aklına başka bir plan geldi. Hiçbir şey olmamış gibi, dudaklarındaki sahte tebessümle sarayına geri döndü.
Bir adamına bin altın vererek, gidip o alime verilmesi talimatını verdi. Sultanın elçisi camiye gidip, alime parayı vermeye çalışırken büyük bir şok yaşadı. Alim, tebessüm ederek padişahın gönderdiği altınları reddetti ve “sultana söyle, onun önünde ayağını uzatan bir alim kesinlikle ona elini uzatmaz.” dedi.
Meşhur bir söz var ya, “Sultanın sofrasına oturan alimin fetvasına itibar edilmez.!”
Hortumları kesilmesin diye her türlü şaklabanlığı yapanlar elbette bunun ne anlama geldiğini anlayamaz.
Anlatıyor, ben de dinliyorum. Bir nevi ayrıntısıyla zihnime kaydediyorum.
“Babam vefat etmişti, bir arsa meselemiz vardı annem hasta yatağında yatıyordu. Danıştığım insanlar ‘bu mümkün değil, ancak hakim bir kolaylık gösterebilir. Gidip konuşmakta fayda var!’ dediler.
Sekreter kanalıyla izin aldım içeri girdim.
-Sayın hakim bey, annem hem Türkçe bilmiyor ve hem de yatakta yatalak gibi. Ben de devlet memuruyum, her zaman izin almam imkansız. Onun yerine ben imza atabilir miyim?
Hiçbir cevap vermeden, sert bir şekilde!
-Dışarı çık!
-Hakim bey ben bir şey söylemedim, sadece durumu anlattım. Neden bana kızıyorsunuz?
-Sana dışarı çık dedim… Hayır, dur bakalım.
Ardından sekreteri çağırıp, “güvenliği çağır, bunu alsınlar. Tutanak tutup, işlem yapacağım” dedi.
-Hakim bey ben yanlış bir şey demedim. Sadece bir ricada bulundum. Yanlış bir şey demedim ama yine de özür dilerim!
-Fazla konuşturmayın alın bunu…
Bir süre nezarette kaldıktan sonra, beni mahkemeye çıkardılar.
Hakime karşı gelmek, güvenlik güçleri zoruyla daireden çıkarılma, devlet kurumlarına veya devlet organlarına hakaret ve aşağılama ve benzeri sayısızca gerekçelerle bana dört yıl ceza verip cezayı ertelediler. Dört yıl zarfında buna benzer suç işlenmesi durumunda cezanın uygulanmaya konulacağını söylediler.
Hakimin etnik kimliğimden dolayı bu kadar acımasızca davrandığını düşünüyorum. 4 yıl boyunca sessiz kalmaya devam ettim. Birgün aynı mahkemede işim vardı içeri girer girmez baktım beni gören önünü ilikleyip, selam veriyor. Hayret ettim. Sonra o hakimin sekreteri beni gördü, tebessüm ederek önünü ilikleyip yanıma geldi.
-Ne oldu biliyor musun? O hakim hem görevden atıldı ve hem de şimdi hapiste.
Bunun ilahi adalet olduğuna inanıyorum! Çünkü bana reva görülen bunca zulmü hak edecek bir şey yaptığıma inanmıyorum. Sadece 4 yıl denetimli serbestlik değil, yediğim hakaret ve görevden atılma riski… Onun görevden atılmasına veya tutuklanmasına sevinmedim. Yüreğinde merhamet olmayanın insan olabileceğine bile ihtimal vermiyorum.
Beni gördüklerinde önünü ilikleyenler ya bunu manevi bir güce bağladılar, ya da yüksek makamlarla ilişkimin olabileceğini düşündüler. Ne kin besledim ve ne de herhangi bir yere şikayet ettim.
Şimdi binlerce insanın neden bu kadar uzun süre hapiste kalabileceğini tahmin etmek zor değil sanırım…




