Bayramlar toplumun birer çimentosudur. Bayramlar fertleri birleştirir ve kaynaştırır, toplumda var olan sınıf farkını
en az düzeye indirir. Çoğumuzun özlem duyduğu “Sevgi Toplumunun” zirve görüntüleri bayram günlerinde yaşanır.
Bayramlar içimizdeki kibrin, hasedin şekillenerek tevazüye, empatiye dönüşmesi ile gönül dünyamızdaki savaş ve
zaferi çağrıştırır. Dolayısıyla toplumda “Bayram Bilincini” canlı tutarak, mümkün mertebe diğer zamanlara da
yaymanın yolları aranmalıdır.
SAVAŞ, SABIR VE ZAFER
Ramazan Ay’ında aç kaldık, susuz kaldık, çoğu isteklerimizi erteleyerek sabrettik. İbadetlerimizi arttırarak
kendimizi “Manevi Yoğun Bakıma” aldık. Bizi yerden yere vurmak isteyen nefsimize rağmen “Kulluk Bilincimizin”
gereğini yerine getirmeye özen gösterdik. Yani, “savaş, sabır ve zafer” dedik. Sevinçliyiz, kıvançlıyız, çünkü
sorumluluğumuzu, yapılması gerekenleri azami derecede yerine getirmeye çalıştık. İnsan sevinç veya üzüntü halinin
birinde bulunur. Doğanın yapısı gereği zıtlıkların buluşması ile kıymetli olanlar da açığa çıkar.
BAYRAM, BİR İBADETTİR
Deliye her gün bayram diyerek, bayramları hafife almak, sığ düşünmekten öteye geçemez. Bayram, namaz, oruç
ve buna benzer ibadetler, akıllı, şuurlu insanların teslimiyetidir. Herkes içinde bulunduğu ekonomik, sosyal şartlara
göre bayram sevincini yaşar ve haline şükreder. Kişi, Bayram günü eğer varsa problemlerini dostlarına, çevresine
yansıtmamaya daha özen gösterir. Bayramda hayattan küsülmez, ümit ise hiç kesilmez. Çünkü; Hepimiz biliyoruz ki,
soluk aldığımız her anımızla, Yüce Allah’ın sınavından geçiyoruz.
RAMAZAN BAYRAMI
İlkel kavimlerde ve bugünkü uygar toplumlarda hep bir çeşit bayram yapıla gelmiştir. İslam Dini gerçekleri hiçbir
zaman inkâr etmez ancak, onları ıslah eder. Mekke’den Medine’ye yapılan hicretten sonra ikinci yılda, Ramazan
Bayramı ile bayramların yaşanmasına start verilmiştir. “Allah’ü Tealâ size bu iki bayrama karşılık (Mihrican: Sonbahar
Bayramı, Nevruz: İlkbahar Bayramı) daha hayırlılarını, Ramazan ve Kurban Bayramlarını verdi.” Hadis’i Şerif’i biz
müminlerin bayramlarına sahip çıkması gerektiğine vurgu yapılmıştır. Bayram atmosferinde şeker yemek, bayram
sevincini yaşamak ve müminleri kaynaştırmak adına birer araçtan, sembolden ibarettir.
BAYRAM HEYECANDIR
İçinde bulunduğumuz Ramazan Bayramı ile ilgili bilgileri öğrenmek ise farzdır. İlmihal kitaplarımızda belirtildiği
şekliyle, Bayram günü sabah namazı vakti tatlı bir şey yemeli, her adımına bir sadaka sevabı verilen camii
istikametine değişik yollardan gidip gelmeli ve hafifçe duyacağımız şekilde tekbirler getirmelidir. Vacip olan bayram
namazını camide kılmadan önce sadaka’i fıtır’lar ihtiyaç sahiplerine dağıtılmış olmalıdır. Bayram namazına
çocuklarımız ve torunlarımızın özellikle ilgisi çekilmeli ve teşvik edilmelidir. Ramazan Bayramı’nın ilk iki günü ile
Kurban Bayramının ilk üç günü ise oruç tutulmaz.
BAYRAM TATİL DEĞİLDİR
Bayramlardan kaçmak, turistik gezilere çıkmak, kayak merkezlerine veya deniz kenarlarına gitmek, tatil yapmak
veya dört duvar arasında istirahata çekilmek, iş hayatının yorgunluğunu atmak, toplumdan kopmak gibi uygulamalar
bizim kültürümüze, inançlarımıza ters düşer. Çünkü tatil atıl, tembellik kökünden gelmektedir ki, bizim dinimizde buna
yer yoktur. Ayrıca bayramlarımızın orijinal isimlerini de ete ve şekere indirgemek bir saygısızlıktır. Nasıl ki sanat,
sağlık, teknoloji, müzik terimlerinin özgünlüğüne dokunulmuyorsa, aynı duyarlılık İslam’i terimler için de geçerli
olmalıdır. Tatil Kültürü; Faizci, liberal, vahşi kapitalizmin sömürü propagandası sonucu oluşmuştur.
ŞEKER SEMBOLDİR
Bizim kültürümüzde sevincin, güzelliğin ve hayrlı işlerin tatlıya bağlanması adetlerimizden sayılmıştır. Eskiden
işverenler yabancılık çekmesin, çalışanlarla muhabbet kursun diye, yeni işe başlayan işçisine tatlı yedirirdi.
Nişanlarımız, düğünlerimiz, sünnetlerimiz, doğumlarımız ve bayramlarımız hep tatlıya bağlanmıştır. “Tatlı yiyelim, tatlı
konuşalım” sözü yalnız bizim kültürümüze hastır. Ramazan Bayramı’na “Şeker Bayramı” diyenlerin kasıtları yoksa,
kullanım tarzlarını düzeltmeleri gerekir.
SINIFSIZ TOPLUM PROVASI
Bayramların, her düzey insanın katılımıyla gerçekleşmesi, tarağın dişleri gibi eşit olduğunun, sınıfsız bir toplumun
varlığı için çırpınanların kutsal bir gününün simgesidir. Biliyoruz ki, sevinçler paylaşıldıkça artar. Üzerine düşen görevi
yerine getirmiş olmanın huzuru ve mutluluğu, manevi atmosferin yükseldiği, miting havasına dönüştüğü bu günlerdir.
Bayram günleri, elbise, vücut, konut ve çevre temizliğinin yanısıra, yüreklerden fışkıran sevgi, hilm, merhamet,
paylaşım, yardımlaşma coşkusu da vardır.
BAYRAMDA, NELER YAPABİLİRİZ?
Bayramda sevinçli, neşeli ve uyumlu davranmaya gayret göstermeli. Dargınlar barışmalı ve küslükler sona
erdirilmelidir. Hiç olmazsa bu günlerde nefsimizden ve şeytandan kaynaklanan öfkelenmeler askıya alınmalı, kavgaya
fırsat verilmemelidir. Tanıdık, hısım, akraba ziyaret edilerek dostluklar pekiştirilmelidir. Başta anne ve babamız, yaşlı,
salih kişilerin elleri öpülerek onların hayr duaları alınmalıdır. Öksüzler, yetimler ve garipler unutulmamalı, bilakis onlara
sahip çıkılmalıdır. Bildiğimiz gibi örnek modelimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) yetimlerin incisi (Dürri Yetim) idi.
MÜSLÜMANLAR KARDEŞTİR
Ölülerimiz hatırlanmalı, mümkünse kabirleri ziyaret edilerek ruhlarına fatihalar gönderilmelidir. Çocuklar özel
olarak sevindirilmeli, onlara kültürümüzün aşısı yapılmalıdır. Aç ve açıkta kalmış olanlara el uzatmalı ve kucak
açılmalıdır. Kimsesizlerin kapısı çalınıp onlara en azından umut dağıtılmalıdır. Filistin, Irak, Çeçenistan, Eritre, Mora
ve ismini sayamadığımız yeryüzünün çeşitli kesimlerinde gözyaşı döken, kan akıtan mazlum Müslümanlara,
kardeşlerimize, yüreğimizin en derinliklerinden dua göndermeliyiz.
BAYRAM BİLİNCİ




