Ramazan ayı; kazancın değil paylaşmanın, tüketimin değil dayanışmanın öne çıkması gereken mübarek bir dönemdir. Özellikle turizm ve gastronomi sektörünün bu süreçte sosyal sorumluluk bilinciyle hareket etmesi büyük önem taşımaktadır.
Ramazan ayı, İslam kültüründe yalnızca oruçla sınırlı bir ibadet dönemi değildir. Aynı zamanda bereketin, yardımlaşmanın, gönüllerin birleştiği; toplumsal vicdanın canlandığı mübarek bir zaman dilimidir. Ancak son yıllarda ne yazık ki bu kutsal ay, bazı kesimler tarafından fiyat artışlarının meşrulaştırıldığı bir döneme dönüştürülmektedir.
Oysa Ramazan; kazanç hırsının değil, paylaşma ahlakının ayıdır.
Özellikle turizm ve gastronomi sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin bu süreçte ticari kazançtan ziyade sosyal sorumluluğu ön planda tutması gerekmektedir. Zekât ve fitrelerin gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, evine gıda ve et girmekte zorlanan ailelerin desteklenmesi Ramazan’ın ruhuna en uygun davranış olacaktır.
Gösterişli sofralar yerine paylaşılan sofralar kurulmalı, iftarlar komşularla, dostlarla ve ihtiyaç sahipleriyle birlikte yapılmalıdır. Çünkü Ramazan; bereketin paylaşıldıkça arttığı, gönüllerin doyduğu bir aydır.
Elbette dünyanın farklı bölgelerinde yardıma muhtaç insanlar vardır. Ancak önceliğimiz kendi ülkemizde yaşayan vatandaşlarımızın hanelerine destek ulaştırmak olmalıdır. Evde aç varken komşuya, komşu açken uzak diyarlara yardım etmek vicdani bir dengeyi yansıtmamaktadır. Yardımlaşma önce yakından başlamalıdır.
Biz gastronomi şefleri, turizm çalışanları, aşçılar federasyonları ve sivil toplum kuruluşları olarak; hayır kurumlarıyla iş birliği içerisinde bu yardım süreçlerinde aktif rol almaya hazırız. Amacımız, Ramazan’ın gerçek ruhunu yaşatmak ve toplumda dayanışma kültürünü güçlendirmektir.
Ramazan’ı zamlarla değil; merhametle, paylaşmayla ve bereketle hatırlayalım.
Chef Mehmet Kudat
Gastronomi Yazarı & Şef




