Loading...
tr usd
USD
0.07%
Amerikan Doları
44,90 TRY
tr euro
EURO
-0.06%
Euro
52,91 TRY
tr chf
CHF
-0.1%
İsviçre Frangı
57,60 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
0.43%
Rus Rublesi
0,61 TRY
tr cny
CNY
0.07%
Çin Yuanı
6,59 TRY
tr gbp
GBP
0.02%
İngiliz Sterlini
60,81 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.2%
Euro Amerikan Doları
1,18 TRY
bist-100
BIST
-0.15%
Bist 100
14.463,76 TRY
gau
GR. ALTIN
-0.49%
Gram Altın
6.919,43 TRY
tr btc
BTC
-0.23%
Bitcoin
3.504.247,23 TRY
tr eth
ETH
-0.62%
Ethereum
104.519,32 TRY
tr bch
BCH
-1.33%
Bitcoin Cash
20.141,56 TRY
tr xrp
XRP
-0.59%
Ripple
63,91 TRY
tr ltc
LTC
-1.45%
Litecoin
2.495,44 TRY
tr bnb
BNB
-0.53%
Binance Coin
28.288,90 TRY
tr sol
SOL
-1.13%
Solana
3.856,07 TRY
tr avax
AVAX
-1.86%
Avalanche
417,26 TRY
  1. Haberler
  2. Genel
  3. KARDEŞ İRAN HALKI İLE SİVİL DAYANIŞMA

KARDEŞ İRAN HALKI İLE SİVİL DAYANIŞMA

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Müzakereler esnasında Siyonist çete ve büyük şeytan Amerika kalleşçe İran’a saldırdığında gönlümüz isterdi ki, Pakistan, Türkiye ve Mısır gibi en azından üç Müslüman ülke İran’ın misillemesine katılsaydı veya lojstik destek verseydiler. Hiç kuşkusuz böyle bir dayanışma sergilenseydi daha ilk gün ABD ve Siyonist çete ateşkes için yalvarmaya başlayacaktı. Ama bunun tam tersi olarak “12 Gün Savaşı”nda olduğu gibi bu savaşta da İran’ın fırlattığı füzeleri İsrail’den önce Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri

ve Ürdün engelleme çabasına girdi. Sayın okuyucumuz, bu nasıl bir alçaklıktır, bu nasıl bir melunluktur böyle. ABD ve Siyonist çete adına kardeş İran sırtından hançerlenmektedir…

İran yalnızlığına rağmen saldırının ilk gününden itibaren bölgedeki Arap ülkelerine konuşlanmış olan ABD üslerini tek tek vurup onları bütün altyapısıyla tesirsiz hâle getirdi. Eş zamanlı olarak işgalci İsrail’in başta askerî tesisleri olmak üzere en stratejik merkezlerini vurmaya başladı. Bu karşılıklı saldırılar 39’ncu gününe gelince ABD ve Siyonist çete yalvar yakar İran’ı ateşkese ikna etti. Elbette İran

ateşkesi 10 maddelik şartlar öne sürerek kabul etti…

Savaş bir ayı bulduğunda biz “Türkiye Direniş Dostları Grubu” olarak oluşturduğumuz 72 kişilik bir kafile ile, Müslüman İran halkıyla dayanışmak maksadıyla biletlerimizi alıp yola çıkma hazırlığı yaptık. Savaş ve saldırılardan dolayı hava yolları kapalı olması hasebiyle biz biletlerimizi sınır şehri olan Iğdır’a aldık. Uçuş tarihi gelmeden önce ateşkes olunca bir kısım arkadaşımız, “ateşkes oldu artık İran’a gitmemizin anlamı yok” diyerek gitmekten vazgeçmek istedi. Çoğunluk gitmek istediği için 72 kişilik grup olarak İstanbul

Havalimanı’dan Iğdır’a geçtik. Iğdırlı dostlarımızla irtibat hâlindeydik. Bizi oluşturdukları araç konvoyu ile havaalanında karşıladılar. Buradan topluca araçlarla “Hüseyniye” dedikleri nezih bir mekana götürüldük ve bize sabah kahvaltısı ikram ettiler. Kahvaltı sonrası Iğdır kent meydanına götürüldük. Burada, önceden haberi olan halk ellerinde Türkiye ve İran bayrakları ile bizi karşıladılar. Kısa süreli de olsa kent meydanında güzel bir miting oldu. Kardeşlik ve dayanışma adına atılan sloganlar anlamlıydı.

Miting sonrası yüzlerce araç eşliğinde Gürbulak Gümrük kapısına geldik. Namazlarımızı burada ifa

ettikten sonra İran’a giriş yaptık. Bizi bazı kamu görevlileri ve üzerinde emmameler olan mollalar karşıladılar. Gümrük salonunda İran’ın TV kanalları çekim ve röportajlar yaptılar. Akabinde bize tahsis edilen üç otobüsle Urmiye kentine doğru yola çıktık. Programımızda stratejik yerlerde canlı kalkan olup nöbet tutan kardeşlerimizi ziyaret edip sembolik de olsa onlarla birlikte nöbetlere iştirak ettik. Bu nedenle Urmiye kentine elektrik sevkiyatı yapan büyük trafo merkezini ziyaret ettik. Orada açık alanda namazlarımızı eda ettik, sembolik olarak nöbet tuttuk, birlikte sloganlar attık, TV

kanallarına röportajlar verdik. Nöbetçi arkadaşlarla vedalaşıp buradan ayrıldık.

Daha sonra güzel bir restorana götürüldük. Yemekten sonra kent merkezini gezdik. Üzerinde “Türkiye Direniş Dostları” yazan ve Türk ve İran bayrakları olan yeleklerimizle çarşıda gezerken olağan üstü şekilde ilgi ve teveccüh gördük. “Hoşgelmişsiniz” diyerek bize sarılıp gözyaşı dökenlere tanık olduk. Urmiye, Türk ve Kürt halkların birlikte kardeşçe yaşadığı bir kent. Burada yaşayan Kürt halkının çoğunluğu Şafi mezhebinden. Kafilemizde Kürt ve Şafî mezhebinden arkadaşlarımız da

vardı. Burada, kentte birçok Sünnî camisi vardı. (“İran’da Sunnî cami yok” diyen iftiracı mezhep bağnazlarına bu tanıklığımız nazire olsun!)

Biz vakit namazımızı ifa için “İmâm Şafî Camiî” ismini verdikleri mescide gidip Şafî imâmın arkasında topluca namaz kıldık. Namaz sonrası Kürt olan imâm önce Kürtçe, akabinde Türkçe bir konuşma irad edip şehirlerini ziyaretimizden dolayı memnuniyetini dile getirdi…

Akşam olduğunda halk meydanındaki nöbet yerine gittik. Meydan tıklım tıklım doluydu. (Daha sonraları tanık olduğumuz üzere

İran’ın kent meydanlarındaki bu etkinlikler bize 15 Temmuz nöbet mitinglerini hatırlattı.)

Şehir meydanına kurulmuş platform ve çevresi afiş ve görsellerle doluydu.

Sürekli olarak coşturucu müzik eşliğinde sloganlar atılıyor ve marşlar okunıyordu. Halk ellerindeki bayrakları sallayarak “Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm” sloganları atıp adeta İslâm nizamı ile biat tazeliyorlardı. Burada ellerimizde Türk bayraklarıyla platforma çıkarıldık. Kudüs TV Genel Yayın Yönetmeni Nurettin Şirin coşkulu bir konuşma yaptı. (Yerel dil Türkçe olduğu için tercümana ihtiyaç

yoktu.) Nuraeddin Şirin, İran’a geliş gayemizin dayanışma olduğunu vurgulayıp, bu savaşta ABD ve işgalci İsrail’in nasıl hezimete uğradığını anlatıp direniş sergileyen yiğit İran halkını tebrik etti. Ayrıca Kerbelâ’dan ilham alarak, tıpkı İmâm Hüseyin’in 72 yareni gibi bizim de 72 kişilik bir kafile olduğumuzu vurguladı. Konuşmasına ek olarak,  nasıl ki, İmâm Hüseyin, Yezid melunu için, “O alçak oğlu alçak bizi iki seçenekle başbaşa bıraktı, ‘ya zillet içerisinde boyun eğeceğiz ya da kılıçların hedefi olacağız, heyhat min’ez zilleh’ (Zillet bizden uzaktır, zillete boyun eğenlere yazıklar olsun) dediği gibi biz de diyoruz ki,

Heyhat min’ez zilleh.”  Bu sözlerle cuğşa gelen halk üst üste slogan atarak ortalığı inletmiş oldu. Bu ara, birçok TV kanalı bir taraftan çekimler yaparken, diğer ekipler ise bizlerle röportaj yapıyorlardı. Geliş gayemizi sorduklarında, “Bizler bir tek ümmetiz, siz büyük şeytan ABD ve Siyonist İsrail’in saldırılarına maruz kaldınız, biz sizinle dayanışmaya geldik, “canlı kalkan” olarak bulunduğunuz merkezlerde biz de sizinle birlikte “canlı kalkan” olup size moral desteğinde bulunmak için geldik. Siz İslâm’ı temsil edip yiğitçe saldırılara göğüs geriyorsunuz. Bu savaş furkan savaşıdır, bu savaş, Hak-Batıl

savaşıdır. Bu savaş bizim de savaşımızdır.” gibi sözlerle röportajlar verdik…

Etkinlik ve nöbetler şehrin üç ayrı merkezinde yapıldığı için biz sırasıyla üçüne de katılıp İran’ın yiğit halkına moral desteğinde bulunmuş olduk. Halkın bize olan teveccühü görmeye değerdi. TV kanalları etkinlikleri canlı veriyordu. Türkiye’den gelip eylemlere katılmış olmamız İran kamuoyunda büyük bir ilgiye sebep olmuştu. Bütün TV kanalları bizden övgüyle söz edip teşekkürlerini dile getiriyordu.

Ellerimizdeki Türk bayraklarımızı gören İranlı kardeşlerimiz, “Yaşasın kardeş ülke Türkiye” sloganları

atmaya başladı. Kimileri yolumuzu kesip göz yaşları içerisinde bize sarılıp ağlıyorlardı. Kimileri de aynı coşku ile ellerimizdeki Türk bayraklarını öpüyordu. Bu sahnelerden duygulanmamak mümkün değildi. Bizler de bu yiğit  vatanperver kardeşlerimizle ağlaştık. Urmiye’de üç ayrı mevkide aynı coşkuyu, aynı duygu yüklü sahneleri yaşadık. Otelimize dönerken yolumuzu kesip bizleri konaklamamız için ısrarla evlerine davet edenler oldu. Ertesi sabah üzerinde “Türkiye Direniş Dostları” yazan ve Türkiye ile İran bayraklarının kalp içerisinde motifli özel hazırlanmış yeleklerimizle

çarşıya çıktığımızda insanlar bizlere büyük ilgi gösterdiler, ayrıca alıveriş yaparken esnaflar ücret almak istemediler.

Ertesi sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra yine bir Türk şehri olan Tebriz’e  doğru  yola çıktık. Üç otobüs ve 72 kişilik kafilemizle yaptığımız uzun bir yolculuktan sonra güzel şehir Tebriz’e varmış olduk. Neden güzel şehir? Bol çiçekli park ve bahçeleriyle görmeye değer güzel bir şehir. Bildiğiniz üzere İran’ın şehirleri konuşulunca, tarihî eserleriyle, kültürel dokusuyla, otantik yapılarıyla, kadim medeniyet mirasıyla ilk akla gelen İsfahan

kentidir. Buna rağmen şöyle bir metafor kullanılmaktadır: “İsfahan nisfi cihan (İsfahan dünyanın yarısıdır) fakat Tebriz olmasa!” Bizde de, “Gez dünyayı gör Konya’yı.” denir. Neyse konumuz bu değil, biz bu kentlere turistik seyahat için gelmedik. Bizler Urmiye’de yaşadığımız etkinliklerin benzerini Tebriz’de de yaşadık. Mahsa Aminî olayları üzerine bizim ana akım medya (tanık olduğumuz kadarıyla) “Traktör Futbol Klübü” üzerinden ayrılıkçı faşist düşünceyi pompalayıp duruyorlardı. Biz ise bu etkinliklerimizde aynel yakin gözlemlediğimiz üzere Tebriz ve diğer Türklerin yoğun yaşadığı

kentlerde halkın koşulsuz olarak İslâm nizamına bağlılığını gördük. Azerbaycan adına Tel Aviv’den Azerîce yayın yapan radyo ve TV kanalları İran’ın Azerî halkına yönelik 7/24 ayrılıkçı algı operasyonları ve manipülatif propagandalar yapmaktadır. Biz bu şeytanî planların tutmadığını yerinde gördük. Akılları sıra 7-8 milyonluk din düşmanı/seküler Azerbaycan rejimine 40 milyonluk İran’ın Azerî/Türk halkını eklemleyecekler!..

Tebriz halkının çoğunluğu Türk olması hasebiyle burada eğitim ve ders müfredatları Türkçe olmaktadır…

Daha önceden organize edilmiş program gereği bizi Tebriz Üniversitesi’ne götürdüler. Üniversite yerleşkesi (kampüs) çok geniş bir alanda bulunduğunu gördük. Kampüs içerisindeki park ve bahçelerin güzelliği görmeye değerdi. Öğrencilerin ruh dinginliği içerisinde derslerine çalışmaları için sadece kütüphaneler değil bahçelerde görsel ortamlar da çok güzel hazırlanmış. Bu üniversitede hemen hemen her meslek dalında eğitim verildiğine tanık olduk. Kısacası İran’da bilimsel çalışmalara çok önem verilmektedir. Kadınıyla erkeği ile halkın eğitim düzeyi oldukça yüksek. Tanıştığımız

mollalar bile birkaç yabancı dil biliyor. Hocaların/mollaların entelektüel seviyeleri yüksek. Her mollanın kütüphanesinde Batı klasikleri ve Ehl-i Sünnet’in temel kaynak ererleri (Buhari, Müslim, Tırmizî, Ebu Davud, Nesaî ve İbn Mace) mevcut. “Ayetullah” titrine sahip olan mollalar ordinaryüs profesörlere muadil olmaktadır. (Bunların sayısı fazla değil.)

Bu ara Tebriz Üniversitesi’nde düzenlenen bir panele konuşmacı olarak devet edildik. Nureddin Şirin, ben, Aktivist Talip Yüzgeç ve Siyaset Bilimci Ali Kocabey kardeşimizle konuşmacı olarak panele katıldık. Her birimiz farklı

açılardan Hak-Batıl savaşını ve İran’ı ziyaret sebebimizi anlattık.

Üniversite rektörü ve diğer yetkililerin bize ilgisi büyüktü. Hoş sohbetten sonra yemeğe götürüldük. Buradan musafahalarla ve hoş bir seda ile ayrıldık.

Kısacası, Tebriz’den çok güzel intibalarla ayrılıp Zencan kentine doğru yola çıktık. Yolda otobandan giderken bir müddet sonra yol kesildi ve otobüslerimiz tali yola sevk edildi. Bunun nedeni ise önümüzdeki köprü ve viyadüklerin vurulmasından dolayı ulaşımın kapanmasaydı. Lânet olası emperyalist ABD ve Siyonist çete okulları ve hastaneleri vurduğu gibi

köprü ve viyadükleri de vurmuş. Bu yüzden zaman bakımından yolumuz bir hayli uzadı. Ayrıca tali yol üzere olmamız hasebiyle asvaltın otoban gibi olmadığı ve güzergâhın virajlarla dolu olmasından dolayı yolculuğumuz meşakkatli olsa da dağlardan, ovalardan, step (bozkır) ve yaylalardan geçip güzel manzaralar gördük. Nihayet Zencan’a vardığımızda halk bizi büyük tezahüratlarla karşıladı. Zira TV kanalları bizim Zencan’a gideceğimizi ilân etmiş. Zencan kenti girişinde ihtişamlı bir cami gördük, kubbesi şarapnel çarpmasıyla tahrip olmuş. Asıl olarak bu caminin yanında bulunan

büyükçe bir medrese (ilim yuvası) füzelerin hedefi olarak tamamen enkaz yığınına dönüşmüş. Yöre halkı bizi burada karşıladı. Halkla musafaha ederek başsağlığı dileklerinde bulunduk. Namazlarımızı kılıp buradan ayrılıp nöbet yeri olan kent meydanına gittik. Burada da halk bizi büyük bir tezahüratla karşıladı. Nureddin Şirin burada da ateşli konuşma yaptı. Konuşma yaptığı esnada her fasıl sonrası halk tekbir ve sloganlarla adeta yeri-göğü inletti. Konuşma bitince buradan ayrılıp bir başka toplantı meydanına gittik. Aynı konuşmaları, aynı tekbir ve tezahüratlarla halkın iştiyaklı

ilgisine mazhar olduk. Üç toplantının akabinde otelimize döndük. Sabah olduğunda Epstain çetesinin saldırısına maruz kalmış bir binayı görmeye gittik. Bizi burada okul çocukları karşıladı. Marşlar eşliğinde ezgiler söylediler. Önümüzdeki enkaz yığınına dönmüş binada bir kadın hariç bütün aile bireyleri hayatını kaybetmiş. Trajik bir manzaraydı, istisnasız bütün grup arkadaşlarımız gözyaşına boğuldu. Lânetler okuduk insanlık ve İslâm düşmanı ABD ve Siyonist çeteye.. Bilerek, kasıtlı olarak sivil insanları hedef alıp katliam yapıyorlar. Ne Birleşmiş Milletler, ne İslâm İşbirliği Teşkilatı sesini

çıkarmıyor.

Gittiğimiz her etkinlikte TV kanalları bizlerle röportajlar yaptı. Bu etkinliğimiz Türkiye’deki televizyonlarda kanallarında da haber konusu olmuş. Aslında bizim yaptığımız etkinlik bir yönüyle dar kapsamlıydı. Kudüs Gönüllüler Derneği, Kevser Derneği, Velasr Derneği ve Elifba Derneği olarak dört grubun oluşturduğu bir organizasyon.. Gönlümüz isterdi ki, Türkiye’den birçok STK ve dernekler bu organizasyona iştirak etseydi. Ayrıca birçok TV kanalı bizimle birlikte muhabir ve kameraman gönderseydi. Böyle olsaydı bu organizasyon çok daha fazla ses

getirir ve etkili olurdu. Bir dahaki sefere inşAllah diyelim. Zira organizasyon olarak aldığımız karar üzere bu etkinliğimiz ilk olmayacaktır. Zira yeniden İslâm nizamına saldırı olursa canlı kalkan olmak amacıyla tekrar gitmeye niyetimiz var. Zira şu gerçeği de ifade etmiş olalım ki, bu savaş bütün Müslümanlara yönelik bir savaştır. Bu savaş bütün Müslümanların savaşıdır. Bu savaş “Hak-Batıl” savaşıdır. Bu savaş “Furkan Savaşı”dır…

Savaşla birlikte İran’da, “Canım feda İslâm nizamına” adı altında bir kampanya başlatıldı. Bu satırları yazdığımız esnada katılım sayısı 30

milyonu aştı. Bizler 72 kişilik grup olarak bu kampanyaya imza attık. Bizim imzamızla katılım sayısı 30 milyon artı 72’ye ulaşmış oldu…

Zencanlı dostlarımızla vedalaşıp Tahran’a doğru yola çıktık. İran’ın Güney bölgelerinin büyük kısmının çöl olduğunu biliyoruz. Fakat Kuzey bölgelerinden geçtiğimiz için yüzlerce kilometre boyunca buğday tarlaları gördük. “Türkmençay Nehri” çevresinde ise çeltik tarlalarını gördük. Uzun bir yolculuktan sonra başkent Tahran’a vardık. Gündüz varmamız hasebiyle ABD ve Siyonist katillerin vurduğu mekânları gezdik. Burada röportajlar verip ABD ve İsrail’e

lânetler okuduk. Yalnız güvenlik gerekçesi ile Minap Okulu’na götürülmedik. Yaşları 7 ila 12 arası 168 kız çocuğunun hiçbir savaş hukukuna sığmayan canavarca bir yöntemle vurulup katledilmesi dünya kamuoyunun vicdanını ne kadar harekete geçirdi? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve İslâm İşbirliği Teşkilatı bu canavarlığa ne dedi? Koskocaman bir hiç…

Akşam namazı ve yemek faslından sonra Meydan-ı Azadi denilen Özgürlük Meydanı’na gittik. Burada görmeye değer ihtişamlı bir etkinlik vardı. Buradan sonra bir başka halk meydanına gittik. Burası da tıklım tıklım insan seliydi. Buradaki

etkinlik ve ateşli konuşmalardan sonra bir başka meydana geçtik. Hemen hemen her gece üç veya dört etkinliğe katılıyorduk. Sonra otelimize geçip istirahata çekiliyorduk. Tahran İstanbul gibi metropol bir şehir. Çok kalabalık, bu metrolpode 20 milyonun üzerinde insan yaşıyor. Savaş ortamına rağmen halk sokaklarda, işi-gücü ile meşgul. Birebir konuşmalarımızda ve röportajlarımızda tanık olduğumuz kadar korkusuz bir halk. Her fırsatta ABD ve Siyonist İsrail’e lânet okuyorlar…

Tahran’da şehitler kabristanı olan Cennet’il Bakî’yi ziyaret ettik. Burası

adeta çiçek bahçesiydi. Her kabrin başında şehidin resmi bulunuyordu. Şehidler arasında çocuklar ve bayanlar da dikkatimizi çekmişti. Kabir başlarında Kûr’ân okuyan insanlar. Bu gördüklerimize duygulanmamak mümkün değildi. Bir başka mekâna götürüldük. Burada cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanı olmak üzere 73 milletvekilinin medfun bulunduğu yer. ABD devrimin ilk yılından itibaren boş durmadı. İslâm Devrimi’ni çökertmek için içeriden kullandığı piyonlarla meclis binasında bomba patlatıp 73 yönetim kadrosu elemanını şehid etti. Anlayacağınız, ABD’nin yaptığı

entrika ve sabotajlar 47 yıldan beri sürmektedir. Sabotajlarla, Saddam piyonuyla ulaşamadığı emeline şimdi savaşla ulaşmak istiyor. Siyonist çetenin Epstain dosyaları dayatmasıyla başlatılan bu savaş onları emeline ulaştırmayacak. İran hakkındaki plânları daha işin başında akamete uğradı. Ahmaklar zannettiler ki, rehberlerini ve üst düzey kademe komutasındaki generellari öldürürsek yönetim çözülüp dağılır, biz de birçok ülkede yaptığımız gibi piyonlardan müteşekkil yeni bir yönetim kadrosunu başa getiririz ve bu şekilde İran’ı sömürge ülkesi yaparız. Olmadı, duvara tosladılar.

Öylesine bir mukavemetle karşılaştılar ki, yedikleri darbelerle dünyaya rezil oldular. F-35  ve uçak gemisi efsanesi çöktü. USS Abraham Lincoln üç füze ile ekarte oldu. USS Gerald Ford ise yediği darbeyi örtbas etmek için “çamaşırhanede yangın çıktı” yalanına sarıldılar. İşin kısası “Muvaffak olamayacakları bir işe giriştiler” ve rezil oldular. Bu gezimizde gördük ki, İran halkı savaşmaktan korkmuyor. Mitinglerde büyük bir coşku ile attıkları ilginç bir slogan var, bu slogan onların karakteristik özelliklerini de müşahhas kılıyor: “Ne korkmak, ne kaçmak, Amerika

ile savaşmak.” 7’den 70’e Amerika ile savaşa hazır bir millet. Allah Teâlâ’ya tevekkül eden ve şehadet aşkı ile yanıp tutulan bu milleti yenmek mümkün değildir.

Biz yine seyahatimizle ilgili sadede gelecek olursak, Tahran’daki ziyaretlerimiz de diğer kentlerde olduğu gibi ihtişamlı ve coşku içerisinde geçti. Geç saatte otelimize gidip istirahate çekildik. Sabah kahvaltısından sonra Kum kentine doğru yola çıktık. Tahran-Kum arası 120 km. Kum kentinin kuzeyinde tuz gölü var. 1962 senesinde Kum kentindeki Fevziye Medresesi’ne baskın yapan Şah’ın askerleri tutukladıkları bazı

öğrencileri helikopter ile tuz gölüne atmışlar. O yıllarda Fransız askerleri esir aldıkları Cezayirli gençleri aynı yöntemle katlediyordu. Şah, Fransızlarden ilham alarak aynı yöntemle insanlık dışı cinayetler işledi. Otobüsümüzde bu konuyu konuşarak Kum kentine vardık. Gündüz İmâm Rıza’nın kızkardeşi olan Hazreti Masume’nin medfun bulunduğu mescide gittik. Bize ayrılmış bölümde namazlarımızı kılıp dualar ettik. Misafir olmamız hasebiyle yemeklerimizi mescidin ücretsiz lokantasında yedik. Sonrasında haremin dışındaki çarşıdan alışveriş yaptık. Akabinde kalacağımız otele eşyalarımızı

bırakıp akşam namazı sonrası miting yerine gittik. Tekrar olmaması hasebiyle kısaca ifade edecek olursak Kum kentinde katılmış olduğumuz mitingler de son derece coşkulu ve ihtişamlı geçti. Ertesi günü dönüş yoluna koyulduk. Yolumuzun üzerinde yeni hizmete açılmış bir alışveriş merkezine uğradık. AVM’nin içerisinde kendimi İsviçre’de hissettim. İçerisi ve tuvaletleri tertemizdi. Kolay değil, İran 47 yıldan beri ekonomik ambargolara maruz kaldığı için kendini imar ve bayındırlık hususunda yenileyemedi.  Evet, yeni yeni binaların yapımı devam ediyor ama

metruk binaları da çok. Şehir merkezlerindeki caddeler tertemiz fakat eski binalar çok. Petrol ve doğalgaz zengini ülke ama ambargolardan dolayı istenilen seviyede refah ve gelişim olmamış. Ayrıca ellerindeki kısıtlı imkânları askerî envanterleri için harcamışlar. Şunu itiraf edelim ki, iyi ki askerî kapasitelerini güçlendirmişler. Yoksa saldırı karşısında yeni binalar işe yaramayacaktı.  Dönemin Cumhurbaşkanı Rafsancanî bir demecinde şöyle demişti: Emperyalist ülkeler bize fırsat vermediler ki, halkımızın refahı için bayındırlık hizmetleri verelim. Saddam’ı maşa olarak kullanıp bize

saldırdılar. Biz de mecbur kalıp askerî kapasitemizi güçlendirmek için maddî imkânlarımızı bu alana seferber etmek zorunda kaldık.” Şunu bilmiş olalım ki, bugün bu savaşta Epstain çetesi ile koalisyona yanaşmayan NATO ve Avrupa Birliği ülkelerinin tek çekincesi, tek korkusu İran’ın o ülkeleri de vurabilecek güçlü füze sistemine sahip olmasıdır. Eğer İran Irak gibi güçsüz bir ülke olsaydı, tıpkı Irak’ın işgal sürecinde 28 ülkenin koalisyon oluşturduğu gibi aynı dayanışma ile İran’a hep birlikte saldırırlardı. Ama İran Ahzab Sûresi’nin 60’ncı ayetinin buyruğunu yerine getirdiği için koalisyon

oluşturup saldırmaktan çekindiler.

Yine seyahatimize dönecek olursak,

Kum kentinden ayrıldıktan sonra Türkiye’ye dönmeye karar verdik, fakat yolda şöyle bir gelişme oldu: Yolumuz Kazvin kentinin yakınından geçtiği için, Kazvin halkı kendilerini ziyaret etmemizi ısrarla istemiş. Biz de bu talebi geri çevirmeyip toplantı meydanına uğradık. Burada da büyük bir ilgi ile karşılaştık. Kazvin halkı Azerî Türk’ü olduğu için sloganları da Türkçe idi. Buradan duygusal bir veda ile ayrılıp gümrük kapısına doğru gece boyu yolumuza devam ettik. Gümrüğe varıp Türkiye tarafına geçtiğimizde bizi Iğdırlı kardeşlerimizden Ali Tunay ve

birçok aktivist kardeşimiz karşıladı. Buradan Iğdır şehir merkezindeki Liva isimli nezih bir otele yerleştik. Otel sahibi kadim dostumuz Ercan Alagöz kardeşimiz bizleri ziyadesiyle çok güzel ağırladı. Bu vesile ile kendisine teşekkürlerimizi sunmuş oluyoruz. Ertesi gün Iğdır Havalimanı’dan İstanbul Havalimanı’na gelmiş olduk. İstanbul Havalimanı’da bizi ON4 TV yönetim kadrosundan Hürriyet Varol ve kameraman ekibi ellerinde çiçeklerle karşıladı. Buket yol rehberimiz Nureddin Şirin’e takdim edildi. Nureddin Şirin kendisine uzatılan mikrofona Türkiye Direniş Dostları adına kısa bir demeç verdi.

Sonrasında araçlar eşliğinde bir konvoy oluşturup Havalimanı’dan ayrılmış olduk. 20.20’de Havalimanı’dan yola çıktık ve 21.10’da Siyaset Bilimci Ali Kocabey kardeşimizle birlikte (ayağımızın tozuyla) ON4 TV’de İran ziyaretimizle ilgili canlı yayın programı yapmış olduk…

KARDEŞ İRAN HALKI İLE SİVİL DAYANIŞMA
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.