Modern bilim hakikati çok parçalı hale getirerek insanın kendi varoluşunu anlamayı, keşfetmeyi zorlaştırdığı söylenebilir. Bu çok parçacılığın iki farklı boyutta ortaya çıktığını söylemek mümkün.
İlki metodolojik alanda kendini gösterir. Bilimsel bilgi elde etmenin yöntemleri belirlenirken tamamen madde ile ilgili ilişki düzlemleri üzerinden bir sınırlılığa odaklanılmıştır. Bu nedenle bilimsel bilgi ilk kaba verileri gözlem ile sağlanır. Sonrasında kontrollü koşullar ve laboratuvar koşullarında çok daha hassas düzenekler üzerinden aynı sonuçları pekiştiren deneysel tekrarlara başvurulur.
Elde edilen veriler akıl yürütme ve matematiksel modelleme yönetmeleri ile çeşitli formülasyonlarla geçerli hale gelir. Bilimsel bilginin ulaştığı veriler üzerinden yaşama dair her türlü detay yorumlanır. Mühendislik disiplinleri bu verileri teknolojiye dönüştürerek insanı kendi dışındaki dünyaya yönelik müdahale edebilen, şekillendirebilen bir özne haline getirir.
İnsanlığın bugün ulaştığı teknolojik seviye bilimsel bilginin yaşamı şekillendirme bağlamında önemli sayılabilecek mesafeler alındığını gösteriyor. Ayrıca bir yandan her yeni bilimsel açılım geleceğe dair daha karmaşık olasılıkları, hedef ve yeni hayalleri gerçekleştirmeye yönelik güçlü impulslar üretiyor.
Diğer yandan evrene her müdahale başta insan türü olmak üzere tüm yaşam alanlarına yapılan yanlış(!) hesaplama ve uygulamalardan dolayı önemli tehdit ve risk alanları oluşturduğunu farkındalığı her geçen gün can yakıcı bir şekilde kendini daha bir gösteriyor. Küresel ekolojik sorunlar, yok olan canlı türleri, terbiye edilmemiş tüketim kültürünün tüm yerküreyi yağmalanan ve devasa bir atık deposuna dönüştürmenin beraberinde getirdiği kaçınılmaz ekolojik kirlilik ve kırılma adeta insan türünü kaçınılmaz bir kıyamete doğru hızla sürüklüyor.
Hakikate dair parçalanmışlığın ikinci boyutu ise varlığa dair tanımlama çabalarının, birbirinden kopuk, birbirine kör, sağır ve duyarsız bilimsel disiplinler, kendini merkeze alarak hakikate dair geliştirdikleri bilimsel bulgu ve yasalardır. Batı aydınlanma paradigmasının katı scientizm (Bilim Tapıcılık) zemininde gelişen radikal seküler anlayış skolastik dinin dogmatik katılığına karşı gelişen bir eleştiri ve çıkışın ötesinde insani hakikatin ontolojik boyutlarını, değer, erdem ve ilkleri de dikkate alınmamasını beraberinde getirmiştir. Oysa basit bir akıl yürütme ile sceintizm bilimsel gerçekliğin eleştiriye açıklılık ve değişbilirlilik ilkesinin kaçınılmaz paradoksuna kendini mahkûm ettiği görülür.
Fizik, Kimya ve Biyoloji pozitif ana bilimlerinin kendi alt disiplinlerinde yeni bilimsel dallara ayrılması, psikoloji, sosyoloji, iktisadi bilimler gibi disiplinlerin kendi alt dallarında parçalanmışlığı varlığa dair hakikat arayışlarındaki tek boyutlu yaklaşımlar hakikate dair parçalanmışlığı derinleştirdiği görülür.
Tüm bu karmaşıklık içerisinde doğan insan yavrusunun kendi benliğini inşa etme süreçlerini etkiler ve belirler. Hakikate dair bu parçalanmışlık benin oluşum sürecinde de kendini gösterir. Yüz yüze ilişki inşasının hızla minimanileze olduğu değişimin yönü, benin dış varlık ile tanımlamalarını sosyal rol ve sorumlulukların sıfırlanmaya yüz tuttuğu, hız ve hazın mobinginde benin kendini akredite olabildiği ortamlara göre tanımlama çabasına odaklanmanın neden olduğu atomize kimlik reaksiyonlarının her an parçalanarak yeni benler ürettiği gerçeklik benin varoluş sancısına dair anlamsızlık girdabını derinleştiriyor.
İşte başka ben, evde başka ben, dijital mecralarda yüzlerce, binlerce farklı benler, evlatlıkta başak bir ben, eş olarak, baba ve anne olarak, dost(!) ve arkadaş olarak hep farklı benler. Yaşamın metrobolleşme katsayıları arttıkça her gün karşılaşılan binlerce yüz, vitirin mankenlerinden, parktaki ağaçlardan, caddelerde akıp giden araçlardan hiçbir farklı tarafı olmayan nesneleşmiş yığınlara döner insan yavruları.
Birbirlerine karşı alabildiğine acımasız, her türlü maskeyi ve rolü ortam ve duruma göre ustalıkla sergilemeyi başaran yüzlerce beni oynamaya provalı riyakârlıkların makbul kimlikleri, algı katsayısını fiyatlandırmalar üzerinden değerlendiren, kendine ve bir ötekine kör ve sağır akıllı alt-hayvanların sürüleştirilmiş kitleleri, yaşamsal ortaklaşmanın yığınlarını oluşturur.
Kadınsallık kendini her türlü pazarlayabilmenin maharetli avcıları üzerinden atomize benlerini yüzlerce fenomene karşı yeni imajlar üzerinden türetmeyi çağdaşlaşmanın ve modernleşmenin üretilmiş makbul imajlar üzerinden hızla tekdüzeleşirken, erkeksellik sahip olmanın güç katsayılarını saygınlık ve başarının putlaştırılmış kibrini her bir duygusal ve zihinsel algoritmanın terbiyecisi(!) olarak makbul kimliklerini korumanın sayısız riyakârlıklarının atomize benlerini kuşanırlar.
İlahlaştırılmış rol modellerin ne kadar yakınında bir imajı besleyen benleriniz varsa o oranda hız ve hazın temel yaşam enerjisini korelasyonlarında alt-insanın sanal mükemmelliğinin sarhoşluğunda savrulursunuz. Organ ömürlerinizin amortismanını örtmek için tüm imkan ve önceliklerinizi belirlersiniz. Altmışlı yaşlarda otuzlu yaşlardaki gibi görünmek ve her alanda bu yaşın performansını ortaya koyabilmek tıbbın, modanın ve sanatın öncelikli başlıklarının şekillendirdiği temel yaşam kültürü içinde akredite olmak, atomize benlerin temel yaşam gayesi haline gelir.
Ölüm benlerin en ustalıklı gaflet alanıdır. Ölüm atomize benlerin kendi aralarına mümkünse sonsuz mesafeler koymak istediği en uzak ötekidir. Bir sigorta poliçesindeki görünmezlik, bir veraset ilanındaki piyangonun beklenen en yüksek ikramiyesi kadar ilgiyi hak eder.
Gösteriş ve gücün tekdüzeliğinin taşınamadığı yıpranmış insan organizmaları sistem dışına gönderilmesi gereken bazen kullanım ömrünü tamamlamış, bazen imalat hatası olarak kodlanan artık-insan olarak ötekinin sonsuz mesafelerine itilir.
Yunus’un dediği gibi, çıktım erik dalına / onda yedim üzümü / o bağbancı dedi ki / niye yedin kozumu kadar karmakarışık ve parçalanmış ruhların girdabında çırpınır durur kendi varoluş sancısını uyuşturmuş insan yavrusunun paramparça edilmiş benleri.
Yine Yunusun sözleri ile sonlandıralım: Beni bende demem bende değilim /
Bir ben vardır bende benden içeri.




