tr usd
USD
0.15%
Amerikan Doları
47,34 TRY
tr euro
EURO
-0.06%
Euro
53,89 TRY
tr chf
CHF
0%
İsviçre Frangı
57,88 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
2.4%
Rus Rublesi
0,62 TRY
tr cny
CNY
0.24%
Çin Yuanı
6,99 TRY
tr gbp
GBP
0.06%
İngiliz Sterlini
63,16 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.04%
Euro Amerikan Doları
1,14 TRY
bist-100
BIST
-0.95%
Bist 100
13.943,87 TRY
gau
GR. ALTIN
0.34%
Gram Altın
6.175,69 TRY
tr btc
BTC
1.5%
Bitcoin
3.100.271,00 TRY
tr eth
ETH
4.2%
Ethereum
93.328,00 TRY
tr bch
BCH
3.4%
Bitcoin Cash
10.291,83 TRY
tr xrp
XRP
0.8%
Ripple
52,63 TRY
tr ltc
LTC
1.5%
Litecoin
2.244,89 TRY
tr bnb
BNB
0.8%
Binance Coin
27.243,00 TRY
tr sol
SOL
2%
Solana
3.635,10 TRY
tr avax
AVAX
-0.7%
Avalanche
317,57 TRY
  1. Haberler
  2. Genel
  3. ÇATIŞMA ÇÖZÜMÜNDE HUKUKİ EŞİK

ÇATIŞMA ÇÖZÜMÜNDE HUKUKİ EŞİK

featured

Faysal Mahmutoğlu

Çözüm süreci kapsamında uzun süredir, beklenen ‘çerçeve yasa’ TBMM gündeminde.

DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan ziyareti ile Meclis başkanı Numan Kurtulmuş’un Partileri ziyareti buna işaret ediyor.

Bir yasa metni, sadece teknik maddeler bütünü değil; aynı zamanda sürecin zihniyetini, dilini ve geleceğe yönelik toplumsal sözleşmesini belirleyen bir belgedir.

Eğer çıkarılacak yasa salt “tasfiye” veya “terörle mücadele” konseptiyle kurgulanırsa- ki böyle bir ihtimal var-Kürtlerce bir “teslimiyet protokolü” olarak algılanır.

Sadece silahsızlanmaya ve tasfiyeye odaklanan bir çerçeve yasa kadük kalır.

Meclis gündemine gelecek olan çerçeve yasa, yalnızca devletin ‘terörsüz Türkiye’ veya ‘tasfiye’ retoriğinin hukuki tecellisi olarak kurgulanırsa, çözümün gerektirdiği kapsayıcılıktan uzak kalma riski taşır.

Adaletin ve kalıcı barışın tesisi, yasanın dilinin ‘teslim alma’ değil, ‘birlikte yaşam inşa etme’ iradesini yansıtmasına bağlı.

Çerçeve yasa, dönüş yapacak kişilerin sivil yaşama, siyasete ve toplumsal yaşama uyumunu da hedeflemelidir.

Toplumsal barışa katkı ve katılım esasına dayanan bir hukuk dili inşa edilmelidir.

Dönüş yapacak aktörlerin (hem dağ kadrosunun hem de Avrupa’daki siyasi figürlerin) hukuki sürprizlerle karşılaşmayacaklarına dair gerçek ve geriye dönük hak kayıplarını engelleyen anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

Avrupa’dan ve sahadan dönüşlerin hukuki zemini, ancak bireylere cezasızlık veya pişmanlık dayatması üzerinden değil; sivil hayata ve demokratik siyasete katılımı güvenceye alan, onarıcı bir hukuk mimarisiyle kurulabilir.

Dünyadaki başarılı çatışma çözümü örneklerinde (örneğin Kolombiya veya Kuzey İrlanda) bakıldığında, süreçler üç temel aşamadan oluşur:

1-      Silahsızlanma

2-      Sivil Hayata Geçiş

3-      Yeniden Entegrasyon.

Yasanın “Yeniden Entegrasyon” boyutunu- yani sivil siyasete katılım, sosyal ve ekonomik hayata uyum, hukuki statünün netleştirilmesi- merkezine alması şarttır.

Sürecin meşruiyet zeminini tehdit eden en belirgin risklerden bir, çıkarılması planlanan çerçeve yasanın Kürt kamuoyu ve aktörleri nezdinde yarattığı ‘araçsallaştırma ‘algısıdır.

Öcalan’ın hareket üzerinden tarihsel belirleyiciliğinin, yasanın kapsayıcılık ve hukuki güvence bakımından yetersiz kalan yönlerini ikame etmek amacıyla kullanıldığı hissi; dağdaki kadrodan Avrupa’daki siyasi figürlere kadar geniş bir kesimde ‘kabule zorlanma’ direnci geliştirmektedir.

Oysa kalıcı bir silahsızlanma ve entegrasyon, liderlik düzeyindeki mutabakatların ötesinde, muhatapların geleceğini teminat altına alan onarıcı bir hukuk mimarisi gerektirir.

Yasa, toplumsal ve siyasal talepleri görünmez kılan bir ‘zoraki uzlaşı’ belgesi değil; tarafların ikna olduğu bir toplumsal sözleşme niteliği taşımak zorundadır.

Ayrıca sürece yön veren anlayışın ‘bir adım sıfırdan iyidir’ pragmatizmine dayanması, çıkarılacak çerçeve yasanın niteliğini sakatlama riski barındırmaktadır.

Çatışma çözümü literatüründe ve geçiş döneminde yarım adımlar ya da muğlak yasal düzenlemeler, taraflara güven vermekten ziyade süreci kırılganlaştırır.

Dönüş kararının eşiğinde duran aktörler açısından yasa, sembolik bir iyi niyet beyanı veya  ‘hiç yoktan iyi olan’ minimalist bir mevzuat değil; geriye gidişi imkansız kılacak tarihsel ve hukuki bir güvence olmak zorundadır.

Aksi takdirde, Öcalan’ın tarihsel figürü üzerinden bu minimalist adıma rıza üretme çabası, yapıcı bir uzlaşıdan ziyade, meşruiyet sorgulayan bir ‘kabule zorlama’ algısını pekiştirecektir.

Gerek Devlet Bahçeli gerekse Abdullah Öcalan tarafından sıkça dile getirilen ‘Türk-Kürt ittifakı’ söylemi, çatışma çözümünün tarihsel ve jeopolitik meşruiyet zemini oluşturma potansiyeline sahiptir.

Ancak tarihsel referanslara yapılan bu vurgunun kalıcı bir toplumsal barışa tahvil edilebilmesi, ancak ve ancak iki halkın eşit, özgür ve demokratik bir zeminde buluşmasıyla mümkündür.

İttifak, pragmatik bir güvenlik konsolidasyonu veya dönemsel bir ‘iç cephe’ kurgusu olarak ele alındığı takdirde sürdürülebilir olmaktan uzaklaşır.

Meclis gündemine gelecek çerçeve yasa; bu ittifakın söylemini soyut bir temenniden çıkarıp, eşit yurttaşlığı, hukuki güvenceyi ve özgür birlikte yaşamı somutlaştıran anayasal ve yasal bir ‘hukuki eşiğe’ dönüştürmekle yükümlüdür.

Süreç boyunca gündemde tutulan ‘Öcalan’ın statüsü’ kavramı, kavramsal düzeyde bir kurumsallaşmaya işaret etse de, pratikte yasal bir tanımdan ziyade idari kararlarla genişletilmiş ‘fiili bir muhataplık’ zeminine sıkışmaktadır. Cezaların infazı ve anayasal sınırlar gerekçe gösterilerek Öcalan’a yasayla resmi bir koordinatörlük veya müzakereci statüsü verilmesinden imtina edilmesi, devlet aklı açısından esneklik sağlayan bir ‘yapıcı muğlaklık’ olarak kurgulanmaktadır.

Ne var ki; yasal güvenceden yoksun, tamamen siyasal iktidarın ve idarenin tasarrufuna bırakılmış bu fiili durum, dönüş kararı verecek aktörler nezdinde sürdürülebilir bir teminat sunmamaktadır.

Hukuki karşılığı olmayan fiili statüler, ilk kriz anında geri alınabilir nitelikte görüldüğü için, çatışma çözümünün aradığı ‘geri dönülmez hukuki eşik’ olma vasfını zedelemektedir.

Sürecin inandırıcılığını ve samimiyetini sorgulayan en temel çelişkilerden biri de, karmaşık yasama süreçlerine ihtiyaç duyulmaksızın atılabilecek adımlar dahi askıda bırakılmasıdır.

Anayasa’nın amir hükümleri gereğince uygulanması zorunlu olan AİHM ve AYM kararlarının keyfi biçimde göz ardı edilmesi, meclis gündemine gelmesi beklenen çerçeve yasaya duyulan güveni zedelemektedir.

Bu bağlamda, toplumsal meşruiyeti ve sivil siyasetteki yapıcı rolü aşikar olan Selahattin Demirtaş’ın yargı kararlarına rağmen serbest bırakılmaması; devlet iradesinin ‘yeni hukuk mimarisi’ inşa etme niyetini gölgelemektedir.

Mevcut hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmediği bir vasatta, vaad edilen çerçeve yasanın nitelikli bir güvence sunacağı beklentisi zayıflamakta; bu durum barışın önündeki en büyük engellerden biri olan ‘güven krizini’ derinleştirmektedir.

Nihayetiyle Türkiye, çatışmanın ve geçmişin ağır yükünü taşımaktan bitap düşmüş bir toplumsal hafızaya sahiptir.

Kalıcı bir çözüm; sadece teknik yasa maddeleriyle değil, Türk’üyle, Kürt’üyle toplumun tüm kesimlerinin dahil olduğu hukuki bir yüzleşmeyle mümkündür.

Bir yüzleşme ortak gelecek için zorunludur.

Geleceği eski güvenlikçi paradigmalarla inşa etmek mümkün değildir.

Onarıcı bir hukuk, eşit yurttaşlık ve ortak gelecek zemininde yeni bir başlangıç yapmanın ve yeni bir hikaye yazmanın vakti çoktan gelmiştir.

ÇATIŞMA ÇÖZÜMÜNDE HUKUKİ EŞİK
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.