Sabra ve Şatila’dan Gazze’ye: Değişen Sadece Tarihler
44 yıl geçti… Ama Filistin’in acısı geçmedi.
16 Eylül 1982’de Beyrut’ta Sabra ve Şatila’da başlayan katliam, insanlığın hafızasına kara bir leke olarak kazındı. Günlerce süren saldırılarda binlerce Filistinli ve Lübnanlı sivil hayatını kaybetti.
Bugün takvimler 2026’yı gösteriyor.
Peki ne değişti?
Sadece tarihler…
Sabra ve Şatila’yı defalarca ziyaret ettim. Orada gördüğüm manzara, yıllar geçmesine rağmen değişmeyen bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Filistinli mülteciler hâlâ ağır şartlarda yaşamaya mahkûm. Sağlık hizmetleri yetersiz, temel ihtiyaçlar sınırlı, vatandaşlık hakları konusunda ciddi sorunlar devam ediyor.
Ve bugün aynı acının başka bir adresi var:
Gazze.
Yıkılmış şehirler…
Çadır kampları…
Enkaz başında bekleyen çocuklar…
Anne ve babasını kaybeden yetimler…
Evsiz bırakılmış aileler…
Suya, gıdaya ve sağlık hizmetine ulaşmaya çalışan milyonlar…
Bir tarafta 1982’nin Sabra ve Şatila görüntüleri, diğer tarafta bugünün Gazze’si.
Fotoğrafların tarihi farklı olabilir.
Fakat acının yüzü aynı.
Dün Sabra ve Şatila’da yükselen feryat, bugün Gazze’den yükseliyor.
Dün dünya “bir daha asla” dedi.
Bugün ise aynı dünya, Gazze’de yaşananları izliyor.
Asıl soru şudur:
İnsanlık gerçekten ders aldı mı, yoksa sadece takvim yaprakları mı değişti?
Sabra ve Şatila’da yaşananların unutulmaması gerekiyor. Gazze’de yaşananların da bağımsız ve etkili biçimde soruşturulması, sivillerin korunması ve uluslararası hukukun işletilmesi gerekiyor.
Çünkü çocukların mezarları üzerinden siyaset,
enkazlar üzerinden diplomasi,
mazlumların kanı üzerinden tarih yazılamaz.
44 yıl önce Beyrut’ta susturulamayan feryat, bugün Gazze’de yankılanıyor.
Ve biz şunu unutmamalıyız:
Sabra ve Şatila unutulmayacak.
Gazze unutulmayacak.
Filistin unutulmayacak.
Tarih, yalnızca katliamları değil; o katliamlar karşısında kimin sustuğunu, kimin itiraz ettiğini ve kimin mazlumların yanında durduğunu da yazacaktır.
Değişen sadece tarihler olmamalı.
Değişmesi gereken, zulüm karşısındaki sessizliktir.
Vesselam

