Loading...
tr usd
USD
0.47%
Amerikan Doları
45,91 TRY
tr euro
EURO
-0.06%
Euro
53,42 TRY
tr chf
CHF
0.15%
İsviçre Frangı
58,48 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
0.1%
Rus Rublesi
0,64 TRY
tr cny
CNY
0.46%
Çin Yuanı
6,77 TRY
tr gbp
GBP
-0.22%
İngiliz Sterlini
61,84 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.07%
Euro Amerikan Doları
1,16 TRY
bist-100
BIST
-1.64%
Bist 100
13.662,75 TRY
gau
GR. ALTIN
-0.88%
Gram Altın
6.658,45 TRY
tr btc
BTC
0%
Bitcoin
0,00 TRY
tr eth
ETH
0%
Ethereum
0,00 TRY
tr bch
BCH
0%
Bitcoin Cash
0,00 TRY
tr xrp
XRP
0%
Ripple
0,00 TRY
tr ltc
LTC
0%
Litecoin
0,00 TRY
tr bnb
BNB
0%
Binance Coin
0,00 TRY
tr sol
SOL
0%
Solana
0,00 TRY
tr avax
AVAX
0%
Avalanche
0,00 TRY
  1. Haberler
  2. Genel
  3. FIKRA BİTTİ, GERÇEK BAŞLADI: ELİTİZMİN BİLİNÇALTINDAKİ KÜRTFOBİ VE ERİL DİL

FIKRA BİTTİ, GERÇEK BAŞLADI: ELİTİZMİN BİLİNÇALTINDAKİ KÜRTFOBİ VE ERİL DİL

featured

Faysal Mahmutoğlu

Rahmi Koç’un İzmir’de bir hastane açılışında fıkra adı altında anlattığı basit bir latife değil. Bu ülkede ırkçılığın yüzyıl boyunca ideolojik, kurumsal ve sosyolojik bir gerçeklik olarak seçkin kibrin tevarüs etmiş halidir.

Seçkin sınıfın tarihsel olarak Kürt kimliğine yönelik bakış açısını, bilinçaltı kodları bu fıkrayla ortaya çıktı.

Ayrımcılık her zaman açık bir hakaretle ortaya çıkmaz, bazen bir şaka, bazen bir sıfat bazen de bir fıkra ile ortaya çıkar.

Kürt kadınlarını hedef alan, anadil üzerinden aşağılayıcı bir dil kuran bir yaklaşım söz konusu.

Etnik kimlik cinsellikle birleştirilerek stereotip oluşturuyor ve bir halkı alaya alıyor.

Burada bilinçaltında kültürel bir üstünlük hissi yatıyor.

Mizah, süper-egonun sansürünü aşmanın bir yöntemi olarak kullanıldı.

Elitler ve egemen sınıflar, tarih boyunca öteki gördüklerini fıkralar ve mizah yoluyla tahkir etmişlerdir.

Kendini modern, ilerici veya seküler olarak tanımlayan elitizmin, söz konusu Kürt kimliği olduğunda nasıl arkaik ve ayrımcı kodlara rücu ettiğinin somut bir göstergesi.

Bir ulusu küçümseme var.

Kolonyalizm yalnızca toprakları işgal etmez; hafızayı, kimliği ve insanlık onurunu da işgal eder.

Kürtleri aşağılayarak kendi üstünlüğünü inşa etmeye, onları değersiz ve gülünç göstererek kendi egemenliğini meşrulaştırmaya çalışıyor.

Öte yandan Rahmi Koç’un anlattığı aşağılayıcı fıkraya gülmek ayrıca çok düşük bir zihinsel kapasiteye sahip olmayı gerektiriyor.

Fıkranın bilinen versiyonunda etnik vurgu bulunmamasına rağmen (çarşaflı köylü kadın diye geçer ki bu da bir sınıfı aşağılıyor) “Kürt kadını” ifadesinin kullanılması, Türkiye’nin uzun yıllardır taşıdığı önyargıları ve ayrımcılığı yeniden görünür kıldı.

Sosyal hiyerarşinin en üst basamaklarında yer alan figürler, sınıfsal rüştleri nedeniyle “kültürel dokunulmazlık” zırhına sahip olduklarını düşünürler ve en kaba ve basit mizahı üretebiliyorlar.

Bu soyma fantezisi, yıllardır Kürt kadının sağlık alanında çektiği “lisan” eziyetini ortaya çıkarmış oldu.

Anadilde sağlığa ulaşmanın ve sağlıklı iletişimin ne denli hayati öneme haiz olduğunu bir kez de bu fıkra ortaya çıkardı.

Anadilde sağlık hizmetine erişememek, milyonlarca insanın sağlık hakkında eşit ve etkin biçimde yararlanmasının önünde ciddi bir engeldir.

Sağlık, insanın en savunmasız, en kırılgan olduğu alandır.  Bir insan derdini, sızısını, tam olarak neresinin nasıl acıdığını kendi kültürel kodlarıyla ve en iyi bildiği kelimelerle aktarmaması, teşhis ve tedavi sürecini de olumsuz etkileyebilir.

Tıbbın temeli hasta öyküsü almaya dayanır. Hekim ile hasta arasında ortak bir dil ve tam bir anlaşma zemini yoksa tıbbi süreç, hasta için bir şifa arayışından çok bir kaygıya dönüşür.

Ayrıca, hasta mahremiyetini ve hasta-hekim ilişkisinin etik temelini alaya alan bir anlayışla karşı karşıyayız.

Her dil, acıyı ve hastalığı ifade etmenin kendine özgü kültürel metaforlar barındırır.

İnsanlar anadillerinde konuşmadıklarında, sadece kelime haznesiyle sınırlanmazlar; utangaçlık, çekince veya yanlış anlaşılma korkusuyla en kritik semptomları bile gizleyebilir.

Ayrımcı söylemlerin tepkisizlikle karşılaşması ve zamanla kanıksaması, toplumsal dokuyu dinamitleyen ve ayrımcılığı kurumsallaştıran tehlikeli bir süreçtir.

Ayrımcı bir ifade ilk duyulduğunda infial yaratabilir, ancak kamusal alanda, medyada veya günlük hayatta itirazla karşılaşmadığında meşruiyet kazanmaya başlar.

Toplum, tepki vermediği her söylem zımnen onaylamış sayılır.

Dün söylenmesi dahi ayıp olan ifadeler, bugün “tartışılabilir fikirler”, yarın ise resmi birer politika haline gelebilir.

Hannah Arendt “Büyük trajediler ve sistematik ayrımcılıklar, canavarlar tarafından değil, çevrelerinde olup biten ayrımcı pratikleri sorgulamayan, onlara alışan ve tepki vermeyen “sıradan” insanlar sayesinde güç kazanır” der.

Ve Antonio Gramsci ise “Tepkisizlik, egemen zihniyetin kültürel hegemonyasını pekiştirir ve alternatif, adil bir dilin kurulmasını engeller” der.

Verilen tepkiler salt bir fıkraya değil, bir toplumun bazı kesimlerinin hala eşit yurttaşlar olarak görülmediği meselesidir aynı zamanda.

Asıl tepki, o sözün literal (sözlük) anlamından ziyade o fıkranın yaslandığı tarihsel bağaja ve kurduğu tahakküm ilişkisine yöneliktir.

Anlatılan fıkra, aynı zamanda ayrımcılığı bizzat etiyle, kemiğiyle yaşamış kesimler için eşit yurttaşlık hakkına, onuruna ve varoluşuna yapılmış doğrudan bir saldırıdır.

Hedef alınan kesime örtük bir şekilde şu mesaj verilir: “ekonomik, akademik veya sosyal olarak ne kadar yükselirseniz yükselin, bu sistemin gözünde hala o fıkranın öznesisiniz.

Eleştirilen yalnıza fıkra değil, bir halkın kimliğinin mizah malzemesine dönüştürülmesidir.

Kimlik temelli mizah, “Biz” ve “onlar” arasındaki sınırları kalınlaştırır. Egemen zihniyet, kendi normlarını ”evrensel, rasyonel ve makbul” olarak kurgularken; mizah malzemesi yaptığı halkın kültürünü “ilkel, gülünç ve kaba” olarak konumlandırır.

Uzun yıllar inkar politikalarıyla, kültürel yasaklarla ve güvenlik eksenli yaklaşımlarla karşı karşıya kalan bir halk gerçek olmayan bir fıkrayla aşağılanıyor.

Yıllarca asimilasyon, dil yasakları, köy boşaltmalar, faili meçhuller ve her sokağa, her nefese sinen o “güvenlikçi paradigmayla varlığı, kimliği ve onuru ezilmeye çalışılmış bir halktan bahsediyoruz. Bu kadar ağır bir travmatik hafızanın üstüne, bir de egemen sınıfın konforlu salonlarında o halkın  kimliğinin, şivesinin “bayağı fıkra” malzemesi yapılması; sadece bir nezaketsizlik değil, tarihsel ve yapısal şiddetin dilde devam ettirilmesidir.

O fıkrayı anlatan ya da ona gülen elitler için o dil ve o kimlik sadece bir güldürü unsuru olabilir; çünkü onlar hiçbir sabah evlerinin basılması korkusuyla uyanmadılar, dilleri yasaklanmadı, kimliklerinden dolayı kamusal alanda cüzzamlı muamelesi görmediler.

Bu tür fıkraların fütursuzca anlatılabilmesi, arkasındaki o tarihsel “cezasızlık” ve “üstünlük” duygusundan beslenir. “Ben ülkenin asıl sahibiyim, burjuvaziyim, kurucu aklıyım; dolayısıyla altı üstü bir fıkra üzerinden kimi nasıl konumlandıracağıma ben karar veririm” anlayışıdır.

Ve nitekim devlet vakit geçirmeden Rahmi Koç hakkında re’sen soruşturma açtı. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nı başlattığı bu soruşturma, kamusal alandaki güç dengeleri ve “dokunulmazlık” algısı açısından çok kritik bir kırılma noktasıdır.

Seçkin elitizm ve sermayenin en üst basamağında yer alan bir isme karşı bu denli hızlı bir hukuki refleks gösterilmesi, toplumsal hafızada farklı bir yankı buldu.

Adalet bakanı Akın Gürlek’in “Adaletin terazisi kimsenin servetine, unvanına veya statüsüne göre tartmaz” çıkışı seçkinlerin hiç beklemediği bir devlet refleksiydi.

Yıllarca siyasi ve ekonomik gücü elinde tutan figürlerin “nezaketsizlik” veya “ötekileştirme” sınırlarını rahatça esnetebildiği bir iklimde, bu kez yasaların doğrudan devreye girmesi, o eski “dokunulmazlık konforunu” sarsan politik bir beyandır.

Açıklanan özür metni, durumu geçiştirmeye odaklı ve samimiyetten uzak bir refleks olarak tezahür etti. Meseleyi iletişim kazasına indirgeyen bir özür. Niyetim bu değildi siz doğru rasyonalize edemediniz tarzından.

Gerçek özür muhatabının onurunu iade etmeyi amaçlar.

Açılan soruşturmadan sonra zorunlu bir geri adım atıldı.

Bir söyleme, bir zihniyete karşı gösterilen tepki meşru, hukuk, rasyonellik ve toplumsal barış sınırları içinde kalması hayati öneme haizdir.

Koç holding kuruluşlarına yönelik saldırılar kabul edilemez. Ayrıca toptancı boykot dalgalarını da yanlış buluyorum.

Hukukun en temel evrensel ilkesi suçların şahsiliğidir.

On binlerce insanın istihdam edildiği, yüz binlerce insanın ekmek yediği, içinde her etnik kökenden emekçinin çalıştığı devasa kurumsal yapıları hedef almak, kolektif bir cezalandırma yöntemidir ve adil değildir.

İş yerlerine saldırmak, fiziki şiddete başvurmanın hiçbir meşru gerekçesi olamaz.

Şiddet ve Vandalizm haklı bir davayı farklı bir eksene kaydırır.

Hak mücadelesi ancak kendi ahlaki ve hukuki üstünlüğünü koruyarak başarıya ulaşır.

FIKRA BİTTİ, GERÇEK BAŞLADI: ELİTİZMİN BİLİNÇALTINDAKİ KÜRTFOBİ VE ERİL DİL
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.