Loading...
tr usd
USD
0.09%
Amerikan Doları
44,73 TRY
tr euro
EURO
0.46%
Euro
52,83 TRY
tr chf
CHF
0.62%
İsviçre Frangı
57,38 TRY
tr jpy
JPY
0.01%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
0.54%
Rus Rublesi
0,59 TRY
tr cny
CNY
0.23%
Çin Yuanı
6,57 TRY
tr gbp
GBP
0.67%
İngiliz Sterlini
60,81 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
0.35%
Euro Amerikan Doları
1,18 TRY
bist-100
BIST
0.78%
Bist 100
14.168,35 TRY
gau
GR. ALTIN
-0.66%
Gram Altın
6.915,78 TRY
tr btc
BTC
1.28%
Bitcoin
3.342.716,45 TRY
tr eth
ETH
1.27%
Ethereum
104.958,98 TRY
tr bch
BCH
0%
Bitcoin Cash
0,00 TRY
tr xrp
XRP
0%
Ripple
0,00 TRY
tr ltc
LTC
0%
Litecoin
0,00 TRY
tr bnb
BNB
0%
Binance Coin
0,00 TRY
tr sol
SOL
0%
Solana
0,00 TRY
tr avax
AVAX
0%
Avalanche
0,00 TRY
  1. Haberler
  2. Genel
  3. ENFAL OPERASYONLARI VE ORTA DOĞU’NUN KANLI MİRASI

ENFAL OPERASYONLARI VE ORTA DOĞU’NUN KANLI MİRASI

featured

Faysal Mahmutoğlu

Bir devletin, kendi vatandaşı olan bir halka yönelik gerçekleştirdiği askeri operasyona Kur’an’ı Kerim’den bir sure ismini (Enfal) seçmesi, meselenin sadece askeri değil, aynı zamanda ideolojik ve teolojik boyutu olduğunu gösterir.

Enfal, kelime olarak “ganimetler” demektir. Bedir Savaşı sonrası elde edilen savaş ganimetlerinin taksimini düzenleyen bir surenin adıdır.

Rejimim bu ismi seçmesi, operasyona “kutsal bir savaş” (cihad) süsü vererek katliamı meşrulaştırma çabasıdır.

Bu katliamda Kürtler “ganimet” olarak görülmüştür.

Bu isim tercihi, salt öldürmeyi değil; mülksüzleştirmeyi, köyleri haritadan silmeyi, ve bölgeyi “insansızlaştırarak” yeniden yapılandırmayı (Araplaştırma) amaç edinmiştir.

Dini bir kavramın, o dinin mensuplarını yok etmek için kullanılması, adeta Orta Doğu’nun kaderi.

Enfal isminin seçilme mantığı Orta Doğu tarihiyle uyumludur. Baas rejimi katliamı kutsal bir referansa dayandırmak istemiştir.

Dinin katliamları meşrulaştırma aracı olarak kullanılması Orta Doğu’da adeta bir miras haline gelmiştir.

Netice de iktidarın bekası için Peygamber torununu ve ailesini susuz bırakılarak öldüren bir gelenek var ortada.

Nasıl ki Kerbela, Emevi ailesinin iktidarı için “her yol mübah “anlayışının bir tezahürüyse, Enfal da Saddam’ın iktidarı için meşru görülmüştür.

Ve yine Emevi ordusunun Medine halkına yönelik gerçekleştirdiği Harre Vakası’nda şehrin üç gün boyunca orduya “mübah” kılınması, yağma ve toplu katliamlar, tıpkı Enfal’in sekiz aşamada olduğu gibi devletin Kürtlere yönelik “cezalandırma” hakkını kendinde görmesi ve bunu dini bir söyleme dayandırmasıdır.

Masum bir kimlik talebi iktidar tarafından devletin bekasına yönelik bir tehdit olarak algılanıp şiddetin meşrulaştırılmasıdır.

Tarihteki bu olaylarda kurban önce “asi”, veya “hain” ilan edilir, sonra katledilir.

Enfal’de de Kürt halkı önce “savaş ganimeti” (Enfal) olarak yaftalanması bu kadim stratejinin devamıdır.

Enfal, modern bir devletin teknolojik imkanlarıyla işlenmiş bir suç olsa da, zihniyetin kökleri tarihin derinliklerinde yatan; iktidarı korumak için kutsalı kalkan yapan o eski ve kanlı gelenekten beslenir.

Kerbela’dan Harre’ye uzanan o trajik zincirin 20. Yüzyıldaki halkası ‘ganimet’ adıyla sahneye çıkmış halidir.

Enfal’ın sekiz aşamadan geçmesi, bu trajedinin anlık bir öfke değil,  soğukkanlı ve planlı bir “yok etme mühendisliği” nin ürünü olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.

Baas rejiminin Kürtlere karşı işlediği ve insanlığa karşı işlenen suçlardan olan Enfal Katliamı’nın üzerinden 37 yıl geçti.

1986 yılında Irak-İran savaşı devam ederken, 1986 yılı itibariyle Irak ordusunun Kürt bölgelerinde “yasaklanmış bölgeler” ilan etmesi ve lojistik hazırlıkları Enfal’ın öncül aşamasıydı.

Askeri harekatın Enfal olarak isimlendirilip yoğun bir şekilde başlama tarihi ise 23 Şubat 1988 tarihidir.

23 Şubat-6 Eylül 1988 tarihleri arasında Kürdistan bölgesinde yürütülen askeri operasyonlar, dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin emriyle kuzeni ve Irak Baas Partisi’nin Genel Sekreteri General Ali El Mecid tarafından yürütüldü.

Sekiz aşamada gerçekleştirilen operasyonlarda Kürt halkına yönelik bombalama, toplu katliam, zorla göçertme ve kimyasal silah kullanma yöntemlerine başvuruldu.

Üç yıllık süre içinde kayıtlara göre 182 bin Kürt katledildi, yaklaşık 4 bin 500 köy yok edildi, 381 okul, 657 cami ve yüzlerce kültür merkezi yıkıldı. 1 milyondan fazla insan mülteci durumuna düştü.

Birinci aşama 23 Şubat 1988’de başladı. Dola Cafayeti Enfal’ı olarak bilinen bu aşamada Süleymaniye’nin Dukan ilçesi, Bingird, Çemçemal, Sergelu, Bergul ve çevresindeki köyler hedef alındı. 10 Mart 1988’e kadar sürdü.

İkinci aşamada hedef Karadağ bölgesiydi. Birinci aşamadan kaçanların sığındığı köyler de dahil olmak üzere geniş bir alan kuşatıldı; kadın, çocuk ve yaşlı demeden binlerce kişi toplama kamplarına (Topzawa) sevk edildi. Ayrıca Halepçe saldırısı da tam olarak bu aşamanın ilk gününe denk geliyor. Harekatın odak noktası Halepçe, Karadağ ve Seyidsadık bölgeleriydi.

Baas rejimi, Halepçe’yi hem Enfal’ın genel imha planının bir parçası olarak gördü hem de İran’ın ilerleyişini durdurmak için stratejik bir hedef olarak seçti.

Üçüncü Enfal (7-20 Nisan 1988): En kanlı aşamalardan biridir. Toplam 45 bin kişi katledildi. Germiyan bölgesi hedef alındı. On binlerce insan çöle götürülüp infaz edildi.

Dördüncü Enfal (3-8 mayıs 1988): Küçük Zap vadisi hedef alındı. Kimyasal saldırıların yoğunlaştığı, köylerin sistematik olarak buldozerlerle yıkıldığı bir aşamadır.

Beşinci, Altıncı ve yedinci Enfal (15 Mayıs- 26 Ağustos 1988):  Bu aşamada Erbil, Şaqlava ve Revanduz bölgeleri hedef alındı. Dağlık bölgelere sığınan siviller havadan bombalandı.

Sekizinci Enfal (25 Ağustos- 6 Eylül 1988): Operasyonların finali Behdinan bölgesine yapıldı.

Kimyasal silahlar bu aşamada nihai çözüm olarak kullanıldı. Hayatta kalanlar Türkiye ve İran sınırına doğru büyük bir göç dalgası başlattı.

Bu operasyonların son durağı olan toplama kamplarından Topzawe, ailelerin birbirinden ayrıldığı bir “eleme” merkeziydi. Nugra ve Salman ise açlık ve susuzluğun birer silah olarak kullanıldığı bir ölüm kampıydı.

Enfal aşamaları, salt askeri bir operasyon takvimi değil; modern ulus-devlet aygıtının, ‘öteki’ olarak kodladığı bir halkı coğrafyadan silmek için kullandığı sistematik bir metodolojidir.

Enfal’ın en acı mirası, geride bıraktığı ‘kayıp’ kültürüdür.

Toplu mezarların hala tamamen açılmamış olması, binlerce ailenin çocuklarının ve eşlerinin akıbetini bilmeden yaşaması, toplumsal bir tramvanın kuşaktan kuşağa aktarmaya devam etmesini sağlıyor.

Enfal ve benzeri operasyonlar, bölge halkının merkezi Bağdat yönetimine olan güvenini kalıcı olarak sarsmıştır.

Irak Yüksek Ceza Mahkemesi, 1988’deki bu trajedinin bir soykırım olduğuna dair hukuki hükmünü 24 Haziran 2007 tarihinde verdi.

Bu dava sonucunda “Kimyasal Ali” ve diğer sanıklar doğrudan “soykırım” suçundan idama mahkum edildiler.

Irak Parlamentosu, mahkemenin bu hükmünü siyaseten onaylamak ve Enfal’ı ulusal düzeyde tanımak amacıyla sembolik önem taşıyan kararı “Enfal anma günü” olarak kutlanan 14 Nisan 2008 tarihinde aldı.

1 Mart 2010 yılında Irak yüksek Ceza Mahkemesi, Enfal Harekatı’nın bir parçası olan Halepçe Katliamı’nı soykırım olarak tanıyarak Enfal operasyonların tüm aşamalarını kapsayan yasal çerçeveyi genişletti.

 Bu katliam, Irak Federal Kürdistan Bölgesel Yönetimi Meclisi tarafından da soykırım olarak kabul edildi.

Enfal Harekatı, İngiltere, İsveç ve Norveç parlamentoları tarafından da ‘Kürt soykırımı’ olarak karar altına alındı.

Son olarak devletlerin kendi içinde “farklılıkları” askeri birer “temizlik” nesnesi olarak görme pratiği, maalesef Enfal ile son bulmadı.

Şengal’de yaşananlar veya bölgedeki diğer etnik/inançsal çatışmalar, Enfal’de kullanılan o meşum metodolojinin ve cezasızlık kültürünün modern bir versiyonudur.

37 yıl sonra bugün Enfal, sadece tozlu arşivlerde kalan bir katliam değil, Orta Doğu’nu damarlarında yaşayan bir hayalettir.

Toprağın altından çıkarılmayı bekleyen her bir kemik, sadece geçmişin bir kalıntısı değil, bölge barışının üzerine inşa edileceği hakikat ve adaletin de temel taşıdır.

Enfal’ı anlamak, sadece bir halkın yasını paylaşmak değil; Orta Doğu’da devletin kutsalı adına uyguladığı şiddet mirasıyla yüzleşmeye cesaret göstermektir.

Katliam yaşandığında BM Güvenlik Konseyi’nde Irak’a yönelik ciddi bir yaptırım kararı çıkmaması, jeopolitik çıkarların insan haklarının önüne geçtiğinin en somut kanıtıdır.

İslam dünyası ve bölge devletleri de Enfal karşısında büyük bir sessizliğe büründü.

Kürtlerin yaşadığı acı ortaklaştırılmadığı gibi insani bir zeminde tartışılması engellendi.

Sosyal medyanın olmadığı, gazetecilerin bölgeye sokulmadığı bir dönemde, binlerce köyün haritadan silinmesi ve insanların toplu mezarlara gömülmesi dünya kamuoyuna çok geç yansıtıldı.

Halepçe’nin bugün daha çok bilinmesinin sebebi, Ramazan Öztürk gibi cesur gazetecilerin oraya girip o dehşet anını fotoğraflayabilmiş olmasıdır.

Hegemonik güçlerin çıkarları, Kürtlerin acısını küresel bir vicdan hareketine dönüşmesini engelledi.

İslam dünyasının da bu acıda ortaklaşmaması, ahlaki iflasın tezahürüdür.

Maalesef her acı eşit ağırlıkta kabul görmüyor. Mağdurun kimliği, kim tarafından mağdur edildiği ve failin uluslararası sistemdeki “dokunulmazlık” seviyesi, tepkinin dozunu belirliyor.

İslam dünyasında bugün de yaşanan trajediler bir “istatistik” olarak görülüp geçiliyor.

Enfal’ın baş sorumlusu Ali Hasan Mecid 2010 yılında idam edildi.

Katliamın üzerinden 37 yıl geçmesine rağmen acısı taptaze.

ENFAL OPERASYONLARI VE ORTA DOĞU’NUN KANLI MİRASI
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.
Bizi Takip Edin