Terörsüz Türkiye projesinde Abdullah Öcalan’ın rolü inkâr edilemez. PKK’nin feshedilmesindeki başarısından daha çok PKK’yi “terör örgütü”, mensuplarını da “terörist“ olarak tanımlayarak camiasına kabul ettirmesi ve bundan dolayı da saygı görmesi gerçekten büyük bir olaydır. Dünyada bunu başaran başka bir örgüt lideri bilmiyorum.
Bu bağlamda devletin kendisine vereceği bir statüyü de hak ettiğini düşünüyorum. Çünkü PKK ve TERÖR sorununu çözmenin yolu Abdullah Öcalan’ın muhatap alınması, serbest bırakılması ve siyaset yapmasına imkân verilmesidir. Önderliğe sorgusuz, sualsiz itaatle şekillenmiş bir camiayı başka türlü ikna etmek de mümkün olmaz.
Ancak Kürtlerin tamamını aynı kapsamda tanımlamak ve hepsini aynı önderliğe bağlamak gerçekle bağdaşmadığı gibi sinsi bir plan görüntüsü vermektedir.
Siyasi bir sorun olan Kürtlerin hak taleplerini ve Kürt meselesini “Terör” kapsamında değerlendirmek ve çözümünü “Terörsüz Türkiye” projesinde görmek sinsi bir planın ve karanlık bir oyunun sahnelendiğini göstermektedir. Ne yazık ki söz konusu plan da “demokratik cumhuriyet” iddiasıyla PKK çevresi siyasi gruplar tarafından savunulmaktadır.
—
” Alavere dalavere Kürt Memed nöbete” misali Kürtlere yen rol biçilmek isteniyor. Yaklaşık elli yıldır “özgürlük-bağımsızlık” iddiasıyla Kürtlere ağır bedeller ödeten PKK’nin, “terör örgütü” itirafıyla siyasallaşarak ”demokrasi mücadelesi” için rol alması sizce de düşündürücü değil mi?
Son elli yıldır “önce terör bitsin” bahanesiyle ertelenen Kürt Meselesi, şimdi de “önce demokratikleşme” denilerek demokrasiye havale edilmektedir.
Kürt Meselesi, demokrasinin değil, cumhuriyet rejiminin sorunudur. Çözümü cumhuriyet rejiminde de mümkündür. Cumhuriyet rejimlerinde farklılıkların haklarıyla var olması neden mümkün olmasın?
Türkiye gibi otoriter sistemde de demokrasi olmadan farklılıklar korunabilir. Hatta en ceberut devlet yönetimleri dahi halkı tek tipleştirmeden bütünlüğü ve güvenliği koruyabilir. Örneğin, Anadilde Eğitim ve anadilin hayatın her alanında kullanılmasına cumhuriyet rejimi neden bir engel olarak kabul edilsin?
Demokrasi arayışını ve mücadelesini çok önemsiyor ve gerekli görüyorum ancak bir mücadele verilecekse sadece bir kesimin sorumluluğu olarak değil, farklı kesimlerin ortak sorumluluğu olarak görülmelidir. Ayrıca demokrasi mücadelesi yalnız bir toplumsal kesim için verilmez, bir ülke için verilir. Bir bedel ödenecekse ortaklaşarak ödenir.
Demokrasiye yalnız Kürtlerin ihtiyacı yoktur. Siyasal bir sistem olarak 86 milyon nüfusuyla Türkiye’nin ihtiyacıdır. Mücadelenin yükünü Kürtlerin omuzuna yüklemek bir plan sonucu değilse, büyük haksızlıktır. “Demokratik Cumhuriyet” iddiası Kürt meselesini en azından bir yüz yıl daha ertelemek ve belirsizliğe havale etmektir.
—
86 Milyonluk Türkiye’de kurban neden hep Kürtler oluyor?
Din elden gidiyor! Haydi Kürtler!
Vatan elden gidiyor! Haydi Kürtler!
Şeriat gelmeli haydi Kürtler!
Sosyalizm gelmeli haydi Kürtler!
Demokrasi mücadelesi için haydi Kürtler!
Hızını alamayan bazı sözde özgürlük havarileri LGPT’ye destek için “haydi Kürtler!” demeye başladılar.
TBMM kürsüsünden LGPT hakları için Kürtlerin “bedel” ödemeye hazır olduğunu söylemekle yetinmeyen politikacıların, daha ileri giderek özellikle de Beyaz tülbentle Kürt kadınlarını LGPT’lilerle bir araya getirerek görüntü vermelerini bir demokrasi arayışı olarak değerlendirmek saflık ve cehalet değilse açık bir rol üstlenmek dışında izahı mümkün değildir.
“Öteki”nin hakkı için bir bedel ödenecekse demokrasi iddiası olan herkesin ve her kesimin bu bedeli ödemeye hazır olması gerekmez mi?
Demokratik bir hukuk devletinde eşit ve özgürce yaşamak, medenileşmek, refah ve güven içinde olmak için mücadele etmek her kesim için olduğu kadar Kürtler için de zorunludur. Ancak Kürt meselesini demokrasiye bağlamak, sorumluluğu Kürtlere yüklemek ve cepheye Kürtleri sürmek asla masum ve samimi bir anlayış değildir.
Kürtlerin yakasından düşün artık!
—
Hani şöyle bir örnek verilir:
Askeri birliğin komutanı, onbaşıyı çağırmış ve sormuş;
“Söyle bakalım Asker. Düşman karşıdan saldırırsa ne yaparsın!”
Asker düşünmeden cevap vermiş; “Vururum komutanım!”
“Aferin oğlum!…” demiş komutan. “Peki, düşman arkadan gelirse ne yaparsın?”
“Döner, el bombamı atarım, yine onları öldürürüm komutanım!”
“Ya paraşütle havadan tepene inerse, o zaman ne yapacaksın?”
“Süngümü kaldırır, poposundan şişlerim!”
Komutan son sorusunu sormuş; “Tamam da evladım, ya düşman hem önden hem arkadan hem de havadan saldırırsa ne yapacaksın?”
Asker biraz sinirlenir gibi olmuş ama belli de etmemiş, “Komutanım, başka askerin yok mu senin Allah aşkına. Bu memleketin, askeri birliğin tek askeri ben miyim?” cevabını vermiş.”
Ben de açıkça şunu belirtmek isterim:
Kürtler babanızın uşağı mı yoksa tebaa ve maraba bir halk mı her mücadelede cepheye sürüyorsunuz?
Kürt Memed Nöbete

