O Posteri 47 Yıl Önce Ben Yazmıştım
Edip Yüksel
23 Şubat 2026
(Not: bu anımı çok hızlı yazıyorum. Bu yüzden bazı ifade bozuklukları ve kopukluklar için önceden özür beyan ederim).
Fatih Camii’nde katledilmeden kırk dakika önce onunla birlikteydim.
Cuma namazını kardeşimle birlikte Fatih camisinde kılacaktım. Ama Cuma’ya birkaç dakika kala Çarşamba semtindeki küçük bir camide namazı kılmaya karar verdim. Az önce haritaya baktım; büyük olasılıkla Kovacı Dede Camii’ydi.
Akıncılardan biri, cami imamının hutbede laik devlete dua ettiğini söylemişti. Ben de camiye gidip o imamı dinlemeye karar verdim. Nitekim imam hutbeyi okurken o günkü dini/politik anlayışımla çelişen bazı laflar etti. Ben de o günkü normal tavrımı koymuş ve ayağa kalkıp o sözleri eleştiren kısa bir konuşma yapmıştım. İmam gık bile diyememişti. Fatih semtinde korku, sevgi ve saygı ile karışık bir etkimiz vardı.
Eğer o gencin haberiyle hareket ederek o gün o küçük camide Cuma namazı kılmaya gitmeseydim büyük olasılıkla kardeşim Metin’le birlikte 23 Şubat 1979 günü Fatih camisinin avlusunda Cuma namazı çıkışı öldürülecektim.
Nitekim onu öldüren çetenin başındaki Ali Bilir bir gece öncesi beni ölümle tehdit etmişti.
Neyse, bu anılarımı Norşin’den Arizona’ya adlı kitabımda detaylı anlatıyorum.
Kardeşim Metin’in cenazesi, iki gün önce katledildiği Fatih Camii’nde kılınacaktı.
Dernekteki yırtık pırtık koltuk, onu diğer birçok İslamcıdan ayıran bir tanıktı.
Partinin ve Akıncılar Derneği’nin şubelerindeki koltuklar yepyeni olurdu. Metin ise dernekteki masa ve sandalyesini bir sokağa atılmış hurdaların arasından bulmuştu. Çok iyi hatırlıyorum. Gösterişten ve israftan nefret ederdi. 17 yaşında lideri olduğu Fatih Akıncıları Derneğine 21 yaşına kadar yaklaşık 4 yıl liderlik yaptı. O süre zarfında tüm Türkiye’de tanınır ve sayılır bir lider oldu. Hatta, yaşarken efsane olmuştu. İslamcıların Deniz Gezmişiydi Metin.
O zamanlar Türkiye’de bir milyon üyesi olan Akıncılar Derneği’nin genel merkezi Ankara’daydı. Ankara’nın merkezinde, Kızılay’da lüks bir daireydi. Ankara Akıncılar Derneği’nin binası da aynı şekilde merkezde idi. Ben ODTÜ’de öğrenci olduğum yıllarda her iki derneğe de giderdim. Hatta Ankara Akıncılar Derneğinin yönetim kuruluna girdim.
ODTÜ‘de o yıllar süren olaylar yüzünden tekrar sınavlara girip Boğaziçi Üniversitesine girince eski mahalleme dönmüştüm. Fatih’teki dernekte Metin’e yardımcı olmaya başlamıştım. Öğrencilere belleticilik yapıyordum, muhalifler ile tartışmalar yapıyordum, arada bir Metin ve arkadaşları ile yürüyüşlere ve mitinglere katılıyordum, vesaire…
Metin, Fatih Akıncıları Derneği’ni Fatih’in yoksul mahallelerinden birinde, bir ara sokakta açtı. Orada terk edilmiş, yıkık dökük eski bir binayı tamir ederek… Kendisinde iki yaş büyük abisi olarak onun bu ahlaki prensibine, azmine ve becerikliliğine hayran kalmıştım.
Dernekteki tüm koltukları mahalledeki dostların hibesi olarak almıştı. Hiçbirisi yeni alınmamıştı. Mobilyaların hepsi ikinci eldi. Bir kahveci tipi bozuk birkaç sandalye veriyordu, bir lokantacı fiyakası bozuk bir masa veya sandalye veriyordu. Metin mahalledeki esnafla, hatta sokaktaki esrarkeşler ile dostça bir ilişki kurmuştu. Sokakta yürürken herkesle selamlaşırdı. Ayrıca dertleriyle ve sorunlarıyla ilgilenirdi… Bu yüzden dernekteki sandalye ve masalar arasında uyum yoktu; bazıları çok eskiydi.
Metin koltuğunu sokak kenarına atılmış bir yığın eşya arasında bulmuştu. Ve kahpe kurşunlarla öldürülünceye kadar o koltuğu yenilememişti.
Bunu bildiğim için arkadaşlarına koltuğu caminin Fevzipaşa Caddesi’ne bakan kapısının önüne koymalarını istedim.
Bu arada bir postere aşağıdaki metni kendi el yazımla yazdım:
İşte
Şehit Metin’in dernekteki koltuğu.
Yumuşak koltuk ve lüks meraklılarına ithaf olunur.
Fatih Akıncıları
Caminin içi ve dışı doldu. Sıkıyönetim vardı ama yasağa rağmen Fatih’ten Edirnekapı Mezarlığı’na kadar sakince yüründü. Asker anlayışla karşıladı, müdahale etmedi.
https://h24hbr.com/Yukarıdaki eleştiriyi Akıncılar ve Selamet Partisi içindeki gösteriş düşkünlerine, mal ve mülk peşinde olanlara karşı yazmıştım.
Maalesef zamanla prensipsiz ve vicdansız olanlar yükseldi, Türkiye’yi ele geçirdiler. Bazıları yalılar, saraylar, gemiler, uluslararası şirketler sahibi oldu.
Zamanla bazı arkadaşlarımız Firavunlaştı, bazıları Karunlaştı, bazıları Hamanlaştı ve binlercesi de Sihirbazlaştı. Hatta hem Firavun hem Karun kimliğine bürünenler çıktı ortaya.
Akıncılar Derneği’nin liderlik kadrosunda Metin gibi dürüst ve erdemli olanlar ise görünmez hale geldi. En bilineni İhsan Eliaçık. O da hâlâ züğürt.
Geçenlerde Metin’in ve benim yakın arkadaşlarından Musa Budak ile görüştüm. Fatih Akıncıları’nın lider kadrosundandı. Vicdanlı, güvenilir, cesur, fedakâr, mütevazı bir yiğitti. Oğlu New Jersey’e yerleşmiş. Oğlunu ziyaret için ilk kez gelmişti. New Jersey’deki kız kardeşimin evinde görüştük.
Yaklaşık 40 yıldır görüşmemiştik. Ama aynı Musa… Değişmemiş. Sınıf atlamamış. Mal ve mülke özellikle direnmiş. Bazı arkadaşları gibi tamah etseydi çok pis bir zengin olabilirdi. Ama o emekçi Musa olarak kalmayı tercih etmiş. Onun gibi birçok eski arkadaşım var.
Kendisini tanıyanınız yoktur ama alabildiğine dürüst, sadık, yardımsever, vicdan sahibi bir İslamcıydı. Lider kadrosundaydı. AKP’ye girmedi. Şimdi Saadet Partisi’ni destekliyormuş.
Evet, kardeşim Metin Yüksel‘in katledilişinin 47’inci yıl dönümünde onun dürüstlüğünü, vicdanını, sevgisini, arkadaşlarına olan bağlılığını, fedakarlılığını, yardım severliliğini, Allah’a olan güvenini ve cesaretini anıyoruz ve böylesi liderlere hasretiz.



