tr usd
USD
0.06%
Amerikan Doları
48,46 TRY
tr euro
EURO
-0.02%
Euro
56,33 TRY
tr gbp
GBP
0%
İngiliz Sterlini
65,62 TRY
tr chf
CHF
-0.17%
İsviçre Frangı
59,75 TRY
tr cny
CNY
0.05%
Çin Yuanı
7,22 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
-0.7%
Rus Rublesi
0,56 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.08%
Euro Amerikan Doları
1,16 TRY
bist-100
BIST
-0.27%
Bist 100
14.112,89 TRY
gau
GR. ALTIN
0.01%
Gram Altın
6.860,79 TRY
tr btc
BTC
-0.13%
Bitcoin
3.977.242,00 TRY
tr eth
ETH
-0.55%
Ethereum
115.124,00 TRY
tr xrp
XRP
-0.08%
Ripple
64,29 TRY
tr bch
BCH
0.34%
Bitcoin Cash
13.866,49 TRY
tr ltc
LTC
-0.52%
Litecoin
2.806,84 TRY
tr bnb
BNB
0.4%
Binance Coin
36.868,00 TRY
tr sol
SOL
-0.68%
Solana
4.998,29 TRY
tr avax
AVAX
-0.16%
Avalanche
443,39 TRY

Bugün aslında gündemimizde Bitlis’in sorunları ile ilgili, Bitlis’te yaşananlarla ilgili birçok konu
var. Onu gündeme getireceğiz. Öncelikle Bitlis’in köylerinden başlamak istiyorum.

ULAŞILAMAYAN KÖYLER


Bitlis’te köy yolu bir hizmet değil, siyasi bir ödül-ceza aracına dönüştürülmüştür. Kış kapıya
dayandı, Bitlis’in yazın bile kötü olan yolları ilk yağmurlarla birlikte ulaşıma neredeyse kapandı.
Eskiden kar yağınca ulaşılamayan köylere, bugün çiseleyen yağmurda bile ulaşılamıyor artık. Bu
köylerin birçoğuna araç giremiyor; hastalar, yaşlılar, kadınlar, çocuklar, öğrenciler
kilometrelerce çamurda yürümeye mahkum ediliyor. Bunu hem sahada yaptığımız incelemelerle
hem Meclis kürsüsünde defalarca dile getirdik.
Gördüğümüz tablo çok açık. Oy veren köyün yolu asfaltlanıyor, suyu gidiyor. Oy vermeyen
köyün yolu balçığa terk ediliyor, su verilmiyor. Kamu hizmeti sandıkta tercihe göre dağıtılıyor.
Bu anayasanın eşitlik ilkesinin açıkça ihlalidir. Ama kurumlar ilgisiz. İktidarın Bitlis vekili ise
her zaman olduğu gibi “sorun yok, yaptıklarımızı takdir etmiyorsunuz” diyor.


CENAZELER KÖYE ULAŞAMIYOR!


Bir evlat annesinin cenazesini köyüne ancak dört araç değiştirerek, yağmur altında üstü açık bir
araçla ulaştırabildi. “Sorun yok” diyenlere geçtiğimiz günlerde bana ulaşan bir evladın mesajını
okumak istiyorum. Mesaj aynen şöyle:
“Annem İstanbul’da vefat etti, vasiyeti üzerine Mutki’nin Kayran köyüne bağlı Taşyol
mezrasına defnetmek için yola çıktık. Ki bu mezra 700 kişinin yaşadığı bir mezra. Ancak
yollar uzun süredir bozuk olduğu için cenaze aracı köye ulaşamadı. Üç araç değiştirmek
zorunda kaldık. Dört saatin sonunda mezraya ulaşabildik. Sonunda cenazemizi üstü açık bir
araçla yağmur altında köye ulaştırabildik. Cenazeye katılmak isteyenler kilometrelerce
çamurda yürüdü. Annemizin yasını tutmak yerine cenazesini köye nasıl ulaştıracağımızı
düşünmek zorunda kaldık!”
Taziyeye gelmek isteyenler de yol yüzünden gelemedi. Bu haber aslında birçok yerel medyaya
düştü ve gerçekten bunun videoları da var, ciddi anlamda bir balçık.
Buradan iktidara sesleniyorum: Türkiye Yüzyılı dediğiniz şey, bir evladın annesinin cenazesini
köyüne ulaştıramadığı bir yüzyıl mıdır? Onun vasiyetini yerine getiremediği bir yüzyıl mıdır? Bu
mesaj yalnızca bozuk bir yolu anlatmıyor. Bozuk yolun yarattığı insanlık dramını anlatıyor aynı
zamanda.


ELEKTRİKSİZ SUSUZ HANELER


Kayadağ, insanları boşaltılan köylere dönüyor, ev yapıyor ama bir ampul bile yakamıyor. Bitlis
merkeze bağlı Kayadağ köyü var. Avrupa’nın herhangi bir yerinde olsaydı turist akınına uğrardı.
Burası adeta bir cennetten köşedir. Bugün ise ne yolu var, ne elektriği. Kayadağ 90’lı yıllarda
boşaltılan bir köy. Yurttaşlarımız yıllar sonra çatışmalar durduktan sonra köylerine, topraklarına

dönüyor. Evlerini yeniden inşa ediyorlar. Ama devlet 3 yıldır onlara bir elektriği bile çok fazla
görüyor. Şu anda köyde elektriksiz, susuz bir şekilde yaşayan 9 hane var. Barışı ve demokratik
toplumu konuştuğumuz bu dönemde köye dönüşü desteklemek bir lütuf olmaması gerekiyor.
Devletin yapması gereken en önemli işlerden biridir. Devletin yurttaşına yapması gereken
borcudur aynı zamanda. Köyüne dönen yurttaşı karanlığa terk etmek, o borcu, o görevi inkar
etmektir.


ASFALTSIZ KÖY YOLLARI


Hizan’a bağlı Aladana köyünde ise durum şu: Köyün önünde başka bir köye asfalt yol yapılıyor.
Ama Aladana’nın girişine bir metre kala asfalt dökülmüyor. Köyün girişi balçık içinde. Taşımalı
sistemle okullara götürülen öğrenciler köyün girişinde bırakılıyor. Yaşlılar, engelliler
kilometrelerce yürüyerek çamurda, balçıkta köylerine gitmek zorunda kalıyorlar. Örnekler
saymakla bitmiyor. Çünkü yetkili makamlarda oturanların gözü köy yolunda değil, köyün
ihalesindedir.
Köy yolları demişken, bunları da defalarca dile getirdik. Ancak yine iktidarın yetkilileri “biz
asfalt yapıyoruz, sıcak asfalt yapıyoruz ama muhalefet bizi eleştiriyor” diyor. Bakınız Bitlis’in
toplam köylerinin yolları 8500 km. Ve bugüne kadar sıcak asfalt dökülen yollar geçen yıl 140
kilometre, bu yıl da şimdiye kadar 90 km ki bu yılın hedefi 150 km’ydi. Yani 8500 km’nin içinde
240 km asfalt yapılmış ve buna hizmet deniliyor, buna “bizi takdir etmiyorsunuz” diyorlar.
Bitlis’te köy yollarındaki bataklık aslında yönetimdeki bataklığın aynısıdır. Yönetimdeki
bataklık, çürümüşlük neyse Bitlis’teki yolların hali de budur. Bitlis Valiliğine, İl Özel İdaresine,
İl Genel Meclisi Başkanına buradan bir kez daha sesleniyorum:
Bu yolların bu halde olmasının sorumlusu sizlersiniz! Çünkü biz çevre illerde de şunu
çok açık ve net görüyoruz: Çevre iller Bitlis’ten çok daha iyi bir durumdadır.


KÖMÜR YERİNE TAŞ


Diğer bir konu, Bitlis’te köy okullarına gönderilen kömür çuvallarından kömür değil adeta kaya
çıkıyor. Bildiğiniz gibi doğalgaz gitmeyen okullara Milli Eğitim Müdürlüğü ihale ile kömür alır.
Ve aldığı kömürler burada görüyorsunuz ne haldedir; resmen kayadır. Burada yine de tekrar
edeyim, yerel basında bolca bu konu gündeme getirildi. Köylüsüne acımayanın, öğrencisine yani
bu ülkenin geleceğine acımasını beklemek hata olur. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullara
gönderilmek üzere Soma’dan gelen kömürlerin içinde taşlar çıktı. Kömürlerin hali fotoğrafta
gördüğünüz gibidir. Adilcevaz’daki köy okulları bu kömürü yakmaya çalıştı, yakamadı çünkü
taştır. Kömür diyorum ama ortada kömür yok, ortada gördüğünüz gibi taş var taş!
Sorumluluk sahipleri kaymakamlığa dilekçe vermek zorunda kaldı. Kışın ortasında çocukların
ısınacağı sobaya taş göndermek o köyün insanına, öğretmenine ve öğrencisine hem hakarettir
hem de zulümdür. Adilcevaz Kaymakamı bunun hesabını sormalıdır. Bu kömür kimden alındı?
Nasıl denetlendi? Kim teslim aldı? Hepsinin peşini bırakmayacağız. Benim halkıma bunu reva
görenlerin yanına bu iş kar kalmayacak.


YOKSULLUK ve İŞSİZLİK KENTİ: BİTLİS


Dün güvenlik gerekçesiyle köyler boşaltılıyordu, bugün yoksullukla kent boşaltılıyor. Bitlis
TÜİK’in her açıklamasında gelir düzeyinin en düşük olduğu iller arasında ilk sıralarda yer alıyor.
Yani 81 ilin içinde 78. sırada olan bir ildir Bitlis. 7 bin yıllık tarihi olan ve sayısız medeniyetlere
ev sahipliği yapan bir kent bugün yoksulluk, işsizlik ve umutsuzluk sarmalında kıvranıp duruyor.
Ekmek parası için doğduğu toprakları terk eden yurttaşlarımız büyükşehirlerde görünmeyen
işlerde çalışıyor, o işlerde hayatını kaybediyor.
İŞ CİNAYETİ: AYDIN ZORLU
Fotoğrafta gördüğünüz Hizan’ın Koran köyünden Aydın Zorlu onlardan biriydi. Henüz 34
yaşındaydı. Biri 6, diğeri 3 yaşında iki kız çocuğunun babasıydı. İstanbul Bahçelievler’de inşaatta
çalışırken 25 Haziran 2026’da yaklaşık 14 metre yükseklikten düşerek yaşamını yitirdi. Bilirkişi
raporu taşeron firma sahibini asli kusurlu buldu. Ama aynı rapor hayatını kaybeden Aydın
Zorlu’yu da kemer takmadığı için kusurlu buldu. Oysa inşaatta güvenlik ağı yoktu, yaşam
hattının bir ucu boştaydı. Rapor bunlardan tek kelime bile söz etmiyor. Bu bir kaza değil, bu iş
cinayetidir. Ölen işçiyi kusurlu ilan etmek ikinci kez o kişinin yakınlarını öldürmektir. Bu
davanın takipçisiyiz. Zorlu ailesinin hak mücadelesini sonuna kadar destekleyeceğiz ve takipçisi
olacağız.


OKUL SALDIRILARI


Siverek’ten Kahramanmaraş’a şimdi de Hizan’a okullara yönelik saldırılar artık tesadüf değil, bir
toplumsal alarmdır. İki gün önce Hizan’da bir okul, eski bir öğrencinin silahlı saldırısına uğradı.
Birbiriyle bağlantısı olmayan illerde okullara yönelik saldırılar giderek yaygınlaşıyor. İktidara
buradan seslenmek istiyoruz: Bu meseleyi derinlemesine ele almak için daha ne olması
gerekiyor? Daha kaç öğrencinin hayatını kaybetmesi gerekiyor veya yaralanması gerekiyor?
Şiddet kültürü toplumun tek bir alanıyla sınırlı kalmıyor ne yazık ki. Yetişkinler dünyasında
yeniden üretilen şiddet, medyada sıradanlaştırılan çatışma dili, ekonomik kriz ve toplumsal
eşitsizlikler doğrudan çocukların hayatına ve okullara yansıyor. Olaydan sonra kapıya konan
güvenlik görevlisi şiddetin sonucuna müdahale eder, şiddeti üreten koşulları asla ve asla ortadan
kaldıramaz. Okullara psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı ve barışçıl bir eğitim anlayışı
gerekmektedir. Bireysel silahlanmanın önüne geçilmesi gerekiyor. Çocuklarımızı güvenlik
bariyerleriyle değil, şiddeti besleyen düzeni değiştirerek koruyabiliriz.


İL ÖZEL İDARESİNİN SATILMASI


Bitlis halkına iş sözüyle ucuza satılan kamu arazisinde dört yıldır tek bir çivi çakılmadı. Bu
başka bir konu. Ama bu arazi üzerinden bankalardan yüklü krediler çekildi. Daha önce
hastanelerdeki ihale usulsüzlüklerini ve kamu kurumlarındaki kirliliği defalarca Bitlis ve Türkiye
kamuoyuyla paylaşmıştık.

Bitlis’in en kıymetli alanlarından birinde yeni bir vurgun hazırlanıyor. Bitlis Tatvan Devlet
Hastanesi ile Eren Tekstil arasında bulunan Benekli köyü 336 ada 10’dan 19’a kadar olan
parsellerde İl Özel İdaresine ait geniş bir arazi var. Ve bu arazi Bitlis ile Tatvan arasında
Rahva’da, Rahva dediğimiz bölgede en verimli arazidir.
Bu arazi 2022’nin sonunda Bitlis’te istihdam yaratmak ve tekstil kent kurmak amacıyla açık teklif
usulüyle satıldı. Arazileri adında ve kuruluş amacında tekstil bulunan 8 firma aldı. İhale
şartnamesi son derece açıktır:
Madde 14: Firma bir yıl içinde inşaat ruhsatını alıp İl Özel İdaresine sunacak.
Madde 15: Firma 2 yıl içinde inşaata başlayacak.
Madde 16: Firma 3 yıl içinde yapı kullanma izin belgesini alıp İl Özel İdaresine ibraz edecekti.
Edecekti diyorum çünkü birazdan anlatacağım henüz edememiş.
Madde 19: Bu şartlar yerine getirilmezse taşınmaz İl Özel İdaresine geri dönecek. Ve ne yazık ki
henüz dönmemiş.
8 firmadan üçü inşaata başladı. Ancak yaklaşık 237 dönümlük alanın en büyük payına sahip olan
Özdilan Tekstil, Vefa Ev Tekstil, Bazem Tekstil, Fors Girişim Tekstil ve Zeyyapı bugüne
kadar bu arazide bir tek çivi dahi çakmadılar. Biz yine de gençlere, kadınlara, işsizlere iş kapısı
açılsın diye süre konusunda katı davranmadık. Ancak daha sonra farkına vardık ki burada farklı
bir niyet var. Fabrikaların bir an önce kurulmasını istedik.
Peki ne oldu? Şimdi buna bakalım. 2023’te bu şirketler pandeminin yarattığı ekonomik zorlukları
gerekçe gösterdi. Ki hepimiz de çok iyi biliyoruz, 2022 yılının sonunda pandeminin fazla etkisi
kalmamıştı. “Tapudaki tekstil kent şerhi kalkarsa kredi çeker, yatırıma başlarız” dediler. Ve İl
Genel Meclisi’nden 31 sayılı kararı çıkarttırdılar. Şerh kaldırıldı, bu araziler üzerinden
bankalardan ciddi miktarda kredi çekildi. Ardından yine tek bir çivi çakılmadı. Yani ’23’ten
’26’nın sonuna geldik, 3 yıldır tek bir çivi çakılmadı.
Soruyoruz: Kamu arazisi üzerinden çekilen bu krediler nereye gitti, hangi amaçla kullanıldı?
Burada ciddi bir yolsuzluk var, ciddi bir suiistimal var. Şartnameye göre bu araziler çoktan İl
Özel İdaresine geri dönmeliydi, devredilmeliydi. Bu dönem İl Genel Meclisi’nde DEM Parti
çoğunluktayken arazilerin geri alınması kararı çıktı. Ancak Valilik ve İl Özel İdaresi bu şirketleri
yalnızca defalarca uyarmakla yetindi. Aradan dört yıl geçti. 2022-2026, yani 2025’in sonunda işe
başlamaları gereken tekstiller bugün ortada, henüz hiçbir şey yok.
Bir kamu kurumu ve bir meclis yatırım yapacağız sözüyle yanıltıldı. Şimdi aynı şirketler araziler
geri alınmasın diye İl Özel İdaresini mahkemeye veriyor.
Dikkat edin: İl Özel İdaresi bu kişileri, suiistimal yapan kişileri mahkemeye vermiyor; suiistimali
yapan kişiler İl Özel İdaresini mahkemeye veriyor!

Türkiye dediğimiz yer böyle bir şey. Bu dava bize göre İl Özel İdaresi ile şirketler arasında bir
danışıklı dövüştür. Amaç süreci ağırdan almak, izleri örtmek, bu alana küçük sanayi sitesi
kurdurup kamudan ucuza alınan araziyi dükkan dükkan yüksek kârla satmaktır.


BUNUN ADI YATIRIM DEĞİL, BUNUN ADI DÜPEDÜZ RANTTIR! BUNUN ADI
İSTİHDAM DEĞİL, BUNUN ADI PEŞKEŞ ÇEKMEKTİR!


İstihdam yaratacağız diye 5 liralık araziyi 1 liraya alıp üzerinden kredi çekip sonra hiçbir şey
yapmadan “Arsa da benim, para da benim” demek en hafif tabirle ahlaksızlıktır, terbiyesizliktir.
Bu hikayeyi Bitlis halkına kimse yutturamaz. Kimse halkın malını halktan alıp sonra halka
pahalıya satmaya kalkmasın. Bu rant ve kayırmacılığın karşısında dün durduk, bugün duruyoruz,
yarın da duracağız. Halkın malını korumak bizim asli görevlerimizden biridir.
Bitlis Cumhuriyet Savcılığını açıkça burada göreve davet ediyorum: Bu kamu zararına
derhal el koyun, halkın malını halka geri teslim edin!

SAĞLIK SORUNLARI
Bitlis’te sağlık alanında ne emekçisi ne de sağlık hizmetinden yararlanan yurttaşlar maalesef
memnun değil. Sürekli Bitlis’teki hastaneler ve Bitlis sağlığı kamuoyunun gündeminde. Doğal
olarak bizim de gündemimizdedir.
Sağlık, iktidar yanlısı sendikaların ve siyasetçilerin tekelinde bir ticarethaneye dönüşmüş; işini
onuruyla yürüten sağlık emekçileri ise bu klikler tarafından her gün mobbing ve baskıya maruz
bırakılıyor. Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Bitlis Şubesi dün gerçekleştirdiği basın toplantısı
ile yaşadıkları sorunları gündeme getirdiler. Sağlık emekçilerinin fazla iş yükü altında angarya
çalışmalara dayatıldığını, bunun halkın nitelikli sağlık hizmetine erişimini olumsuz etkilediğini
ve sağlık emekçisinden tasarruf edilemeyeceğini gündeme taşıdılar. Biz de işini onuruyla yapan
sağlık emekçilerinin sesini duyurmak için defalarca yaşadıkları sorunu gündeme taşımaya gayret
ettik.


MAKAMDA YÜKSELME ARACI: USULSÜZLÜK, ÇALMAK, YOLSUZLUK


Kadrolardan tıbbi malzeme ihalelerinde yaşanan skandallara, ürün takip sistemine kaydı olmayan
hayali faturalardan medikal gaz ihalelerinde yaşanan skandallara, adrese teslim şartname
hazırlanmasında usulsüzlükten ceza alan yöneticilerin üst makamlara getirilmesine kadar geniş
bir alanda değerlendirme yapmıştım. Sayıştay müfettişleri denetimleri sonucunda ceza verdikleri
birim amirleri, Sayıştay müfettişleri Bitlis’ten çıkınca, bu birim amirleri daha üst bir kademeye
terfi ettiriliyorlar, adeta ödüllendiriliyorlar. Ve adeta şu mesaj verilmek isteniyor: “Siz çalın,
yolsuzluk yapın, usulsüzlük yapın, biz sizin makamınızı yücelteceğiz.” Usulsüzlük, çalmak,
yolsuzluk artık makamda yücelme, makam atlama aracı haline gelmiştir. Mobbing ve baskıdan
hastane içinde yaşanan her türlü soruna varıncaya kadar.

SİLAHLI DOKTOR


Bu kadar skandallar ve usulsüzlükler içerisinde kendine hekimim diyen bir mafyatik doktorun
belinde silahla hastane koridorlarında halkı tehdit edercesine dolaşacağını asla ve asla hiç
düşünmemiştik. Çok ilginçtir. Tatvan Devlet Hastanesi’nde genel cerrah, kendisine genel cerrah
diyen Hasan Obut isminde bir hekim var. Açıkçası biz bunun hekim olduğuna inanmıyoruz.
Belinde çıplak silahıyla hastane içinde dolaşıyor ve bugün artık Tatvan Devlet Hastanesi bir
mafyatik tiple karşı karşıya. Sormak lazım: Bu kimdir? Bu hekim midir, mafyanın fedaisi midir?
Hastanenin içinde belinde çıplak silahla nasıl dolaşırsın? Hastane yönetmeliği çok açık ve nettir.
Ruhsatlı silahın olsa dahi silahını açık bir şekilde taşıyamazsınız hastane içinde.
Bu adam bu cesareti kimden alıyor? Kendisine doktorum diyen zat kime güveniyor?

Tatvan Hastanesi Başhekimliğine mi güveniyor? Sağlık Müdürlüğüne mi güveniyor?

Bitlis Valisine mi güveniyor?

Yoksa arkasında Sağlık Bakanı mı var? Buradan Sağlık Bakanına çağrı yapıyorum:
Bitlis halkı böyle mafyatik tipler istemiyor, kabul de etmez. Bakın yarın öbür gün orada ortaya
çıkabilecek bir olayda başta Sağlık Bakanı olmak üzere bütün yetkililer sorumludur. Hastanenin
içinde siz neden belinizde çıplak silahla dolaşıyorsunuz? Ve ne ilginçtir ki hiç kimse buna
müdahale de etmiyor.


Zaten daha önce de kapısına şunu asmış ve altına birçok yerine kaşe vurmuş: “Hakim, savcı ve
kolluk personelleri (komutan ve emniyet mensupları) öncelikli giriniz.” Ya bizim bildiğimiz
bugüne kadar engelliler, yaşlılar, çocuklar öncelikliydi. Bu kadar güvenlikçi, bu kadar mafyatik,
bu kadar silaha meraklıysa o zaman kadrosunu değiştirsin; orduya geçsin, emniyete geçsin. Yani
hem kendisine hekimim diyecek, hem de bu tür vatandaşı, halkı, yurttaşı sınıflara ayıracak. Bu
kabul edilemez bir durumdur. Buradan sesleniyoruz tekrar bütün yetkililere.
Vatandaşın biri şikayet etmiş CİMER’e. Bakın cevap metni ne diyor:
“Sayın başvuru sahibi; Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) üzerinden
başhekimliğimize iletilen, 11.09.2026 tarihinde hastanemizde gerçekleşen operasyon
süreciniz esnasında Doktor Hasan Obut’un görev alanında silah taşıdığı yönündeki iddialara
ilişkin müracaatınız başhekimliğimizce incelenmiştir. Müracaatınıza istinaden yapılan idari
değerlendirme neticesinde bahsi geçen hekimimizin mevzuat çerçevesinde resmi
makamlardan alınmış silah taşıma ruhsatı bulunmakta olup silah taşımasına hukuki ve idari
yönden herhangi bir engel teşkil etmemektedir. Bilgilerinize sunar, sağlıklı günler dileriz.”
Bu cevabı veren Tatvan Hastanesi Başhekimi. Sürekli yolsuzlukla gündemde olan bir başhekim.
Ve bir olay daha var: Aynı kişi, kendisine genel cerrahım diyen Hasan Obut, çakarlı araçla
dolaşıyor. Yani kimdir bu adam? Mafya elemanı mıdır, MİT elemanı mıdır? Çakarlı aracı bu
adamın altına bırakan kimdir? Neyin adına, kimin adına çakarlı araç kullanıyor? Bunu sormak
lazım. Bu ne ciddiyetsizliktir? Bu Bitlis halkına sağlık alanına hakarettir, hekimliğe hakarettir.
Buradan Tabipler Birliği’ni de göreve çağırıyorum. Bitlis Savcısını da göreve çağırıyorum. Bu
kişi hakkında bir an önce hem mesleki hem hukuki soruşturma başlatılmalıdır. Türkiye’nin

geldiği konuma bakın, sağlığın geldiği konuma bakın. Sayın Sağlık Bakanı Bitlis’e gitti. Her
zaman olduğu gibi muhalefete haber vermeden; kendisine yollarda maytaplar dizdiler meşaleler
yaktılar. Ve onu yapanlar da inanın ki sağlık alanında en fazla rant elde ettiği iddia edilen
zatlardır, kişilerdir. Buradan Sağlık Bakanı’na sesleniyorum: Sayın Sağlık Bakanı, eğer gerçekten
Bitlis’te nitelikli bir sağlık hizmetinin işlemesini istiyorsanız bu yolsuzlukların, bu
hukuksuzlukların önüne geçiniz. Bunları kabul etmek mümkün değil. Bitlis halkı bunları kabul
etmez.
Bitlis halkı böyle mafyatik tiplere asla ve asla pabuç bırakmaz. Tatvan Devlet Hastanesi
Başhekiminden umudum yok çünkü o ortamı yaratan Tatvan Devlet Hastanesi Başhekimi Barış
Sarıçoban’dır. İl Sağlık Müdürü Şaban Ergene’yi göreve çağırıyorum, Bitlis Cumhuriyet
Başsavcısını göreve çağırıyorum, Tabipler Birliği’ni göreve çağırıyorum, sayın Sağlık Bakanını
göreve çağırıyorum. Bu tip mafyatik tiplere pabuç bırakmayın. Bitlis halkı böyle tipleri
istemiyor. Bunlara pabuç da bırakmaz, bunlara yol da vermez.
Bitlis yola, ranta, okula, ihaleye, emeğin ölümüne, kamu arazisini peşkeş çekmeye alışmıştı ama
böyle mafyatik tiplere alışmamıştı. Biz Bitlis halkının yanındayız. Çamurda yürüyen köylünün,
taşla ısınmaya çalışan öğrencisinin, iskeleden düşen işçinin, iş bekleyen gencin yanındayız. Bu
ihmalin, bu rantın, bu kayırmacılığın hesabını soruyoruz, sormaya devam edeceğiz. Bu böyle
biline. Teşekkür ediyorum, sağ olun.

0
Haber Bülteni
Bültenimize Katılın

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Abone olarak Gizlilik Politikası metnini kabul etmiş olursunuz. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.