Fransız antropolog Pierre Clastres’in İlkel toplumların yaşam anlayışları ile ilgili antropoloji, Sosyoloji, sosyal psikoloji ve tarihin genel olarak evrimsel ilkelerle yola çıkarak insan türünün ve toplumsal yaşam forumlarının tıpkı canlı türlerinin biyolojik evrimi gibi ilkellikten gelişmişliğe doğru ilerlediği yaklaşımını kabul etmeyerek eleştirdiğini ve bilimsel olarak kabul edilenin ötesinde ilkel toplumsal yaşam formlarının daha karmaşık olduğunu savunur.
Bu karmaşıklığın merkezinde ise eşitlik, özgürlük, adelet ve ekolojik uyuma odaklı toplumsallığı koruma çabası olarak bu durumu tehdit eden iktidar erkinin oluşmasına karşı etkili mekanizmaların bu ilkel toplumsal yaşam forumlarında güçlü bir şekilde var olduğunu kanıtlamaya çalışır.
yazı öncesi dönem ait çalışmalar da ağırlıklı olarak avcı toplayıcı toplumlar ve çiftçiliğe dair bulgularla karşılaşırız. bu iki durum coğrafi şartlara bağlı olarak şekillenir. yani aynı zaman dilimlerinde her iki yaşamsal formuda görmek mümkündür. Orman ve dağlık alanları zoe koşullarında avcılık ve toplayıcılık ağırlıklı iken suyun olduğu ve toprağın işlenebilir olduğu yerlerde çiftçilik ortaya çıkar. her iki durumda da bitki ve hayvanların evcilleştirilmesi, ateşi kullanmanın sağladığı taş aletlerde madeni aletlere geçiş eş zamansal olarak yeryüzünün farklı bölgelerinde görülür.
tüm bu pirimitiv yaşam forumlarında iktidar tehdidine karşı eşit paylaşım, adalet, özgürlük ve ekolojik uyumluluk toplumsal örgütlenme içerisinde önceliklidir be korunmaya ve koruma mekanizmaları oldukça güçlüdür.
Bu durumun semavi dinlerin ortak vahiy temelli öğretülerinde ilk insanın Hz. Adem (AS) olduğu ve kendisine vahyedilen belli inanç, ilke ve değerlere göre bir toplumsal yaşam anlayışına sahip olduklarını belirtilir.
Risalet merkezli toplumsal yaşam analyışının bir peygamber olan ilk insanda ortaya çıkışı ile ilgili anlatılarda iktidar merkezli yukarıdan aşağıya şekillenen bir toplumsal hiyerarşi ve sınıfsal ilişki formunun olmadığı görülür. Peygamber bir kral ve iktidar gücünü elinde bulunduran kişi değildir. Vahiy öğretisi ikliminde Adalet, özgürlük, eşitlik ve tün yaratılmış evrenle uyumluluk merkezli bir hikmet ve yol gösterici olarak görülür. bu yönüyle toplumun en ağır sorumluluklarını üstlenen ve en ağır bedelleri ödeyen konumdadır.
Hz Adem’in, İnsanlaşma sürecinin niteliksel dönüşümü metafor olarak bir anlatı üzerinden şekillenir. Bu şekillenişin evrimin niteliksel bir sıçraması olup olmadığı ile ilahi vahiy açık bir tanımlama yapmaz. Ancak “Adem’e isimlerin öğretilmesi..” üzerinden diğer tüm canlılardan niteliksel olarak farklı bir kimlik edinir. Konuşma, anlama , düşünme ve tercih etme gibi ayırt edici özellikler bu kimliği oluşturur.
Hz Adem’in eşi ve çocukları ve oluşan adem soyunun biyolojik bir canlı türü olarak diğer canlı türlerinin evrim zincirindeki bir halkası olup olmadı ve akraba türler ile ilgili çalışmalar vahyin bu temel öğretisi ile açık bir çelişki ve çatışma içine girmez.
Hz. Adem’in bir tek birey mi veya bir topluluğun seçilmiş bir temsilcisi mi olduğu konusunda da müfessirler arasında farklı yaklaşımlar vardır.
İlk peygamber ve insan türünün seçilmiş ilk bireyi olarak Hz. Adem ve topluluğu bitki ve hayvanları evcilleştiren bir yaşamsal bir formu olduğunu vahiy öğretilerinden çıkarmak mümkündür. Avcı-toplayıcı ve çiftçilik farklı alt yaşamsal forma sahip topluluklar olduklarını da yine vahiy bilgisi üzerinden görülür.
Hz Adem’in Çocukları Habil ve Kabil arasındaki olayları anlatan kıssalarda kimi detaylar faklı olsada kıssanın ana anlayışında bir farklılık görülmez. Buna göre Kabil toprağı eken biçen ve çiftçilikle uğraşan bir topluluğun üyesidir. Habil ise hayvancılık-Avcılık ve toplayıcılık ile uğraşan bir topluluğun ferdidir. Aralarında insan türünün ilk cinayeti ile biten çatışmada Hz Adem adalet, eşitlik ve özgürlük merkezli yol göstericiliği soruna çözüm oluşturmamıştır.
Hz Adem (As) çocukları arasında gelişen çatışmada , adalet ve eşitliği bozan, güç ve iktidar merkezli bir zorbalığı dayatan Kabil’e karşı Habil’in haklılığını açıkça beyan etmiş ama iktidar ve güç içermeyen yol gösterici, öğütleyici, istişari liderlik zulme meyleden karşı adalet ve eşitliğin şahitliğini yapama misyonunu üstlenmiştir.
Sonunda çözüm yaratıcı mutlak gücün iradesine havale edilmiştir. sunulan kurbanlardan kabul gören kurbanın sahibi adalet, eşitlik, özgürlük ve ekolojik bütünlüğün parçası olma bilinç ve takvasını taşıdığı, diğerinin ise iktidar ve güç merkezli yeni bir bozulma ve zulmün başaltıcı olma konusunda kurbanı reddedilerek yaratılış fıtratının dışına çıktığı tepkisini alır.
Hz. Adem’in çocukları ile ilgili bu kıssa, Fransız antropolog Pierre Clastres’in pirimitiv toplumları yaşam formları ile ilgili güç merkezli iktidar ergin’in toplumsal hiyeraşiye dönüşümü ile ilgili kırılmanın oluşum sürecinde bunu önleyen mekanizmalar bu toplumsal yaşam forumlarında ortaya çıkma şeklinin, vahiy öğretisinde metaforik anlatımı ile niteliksel olarak, temelde örtüşmektedir.
Jerad Diamond, benzer konuları analiz ettiği üçlemesinde ilk cildi olan “Tüfek Mikrop ve Çelik” kitabına bir Avustralya yerlisi olan yaşlı bigenin : “Biz neden sizin topraklarınıza gelmedik de siz bizim topraklarımıza geldiniz? yaşanan bu durumun tersi neden olmadı? Tarih neden böyle gelişmedi?” sorularıyla başlar. Kitap bu yanıtı ver-e-mez. Ancak yüzlerce sayfada analtılanlar İktidar merkezli bozulma yaşayan toplulukların diğer tüm yeryüzündeki ekolojik bütünlük ve uyum içinde yaşayan adalet, eşit paylaşım ve özgürlük merkezli toplulukları nasıl sömürdükleri ve yok ettikleri yüzlerce yıl süren olayları anlatır.
Sigmund Freud, Batı düşünce tarihinin son döneminde, özellikle psikoloji ve sosyal psikoloji alanlarında en az albert Einstein kadar etkisi olmuş bir Psikiyatrist. Psikolojide büyük çığır açan ve günümüzde de etkisi hala devam eden Psikanalizin kurucusu olarak kabul edilir., Psikanaliz, bilinçdışı zihinsel süreçleri, bastırılmış çatışmaları ve dürtüleri inceleyen hem bir insan ruhsallığı üzerinden açıklar. Bu psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde de kullanılan etkin bir terapi yöntemidir.
Freud’u daha detaylı eleştiri ve analizlerini yapmak bir başka yazıının konusu. Freud’u konumuz ile ilgili önemli kolan, sosyal psikoloji üzerine yaptığı analizler ve geliştirdiği yaklaşımlar.
Freud, öncelikle J. G. Frazer olmak üzere h. Spencer, A. Lang, W Wund ve E.B Taylor gibi antopolog ve sosyal piskologların çalışmaları üzerinden sosyal psikolojiye yönelik yeni yaklaşımlarını psikoloji alanında bilinç ve bilinçaltı ile ilgili kendi kuramlarının merkezinde yer alan temel yaklaşımlar üzerinden ele almaya çalışır. Psikanalizin temelini oluşturan insanın bilinçaltını şekillendirdiğini söylediği dürtülerin bilinç üzerindeki etkilerini ve bunun üzerinden dış dünyada ortaya çıkan uyum ve tepkilerin nasıl şekillendiğine dair olguların bilincin ilk inşasının gerçekleştirildiği bebeklik ve ilk çocukluk yıllarında ortaya çıktığını ve belirleyici olduğunu savunur.
Freud, sosyal psikoloji üzerine düşünceleri ilkel toplumların yaşamsal forumlarında ortaya çıkan totemik eğilimler, tabular, büyü, ruh ve madde ötesi güçlerle ilgili olayları değişim ve gelişim sürecini ilk tek tanrılı din olan Hz. Musa (As) yahudiliğin ortaya çıkışını açıklayan yaklaşımlara kadar getrir.
Önemli çıkarımlarından biri bir canlı türü olarak insanın psikolojik süreçlerinin şekillenmesinde sosyal psikolojide elde ettiği primitiv yaşamsal forumlardan elde ettiği ruhsal ritüellerin bir genetik miras olarak kuşaktan kuşağa aktarıldığı yönündedir. Yani günümüzde yaşayan her bireyin bilinçaltının oluşumunda atalarından getirdiği bir genetik miras vardır.
Pierre Clastres’in Freud’un dürtüler üzerinden analizlerini merkeze alarak sosyal psikoloji üzerine yaptığı analizleri dikkate alınacak değerde bulmaz. Ancak Freud bilinçaltının inşasında genetik mirası ile Clastre’in pirimitiv toplumlarda iktidar ve erge karşı oluşan gerilimi etkisiz kılmayı amaçlayan yaşamsal forum mekanizmalarının varlığına yönelik analizler insanın evrimsel sürecin niteliksel kırılmasını kabul eden vahiy öğretisini insanın seçilmişliğine ve terbiye edilmiş fıtratına dair gülü bir sentez sunar.
sonuç olarak İslam düşüncesine yönelik çalışmaların psikoloji, sosyal psikoloji ve antropoloji üzerinde yoğunlaşması ve bu yoğunlaşmayı batı düşüncesindeki müktesebat ile vahiy öğretisinin temel paradigması arasında derinlikli karşılaştırmalar bilimin dine karşı sert profan tepkiselliğini aşacak yeni düşünsel ufukları aralayabilir.
TOTEM TABU VE İKTİDAR-2
0
Paylaş

