Şeyh Said, kıyama katılmak için hazırlığını yapar, evden çıkacağı zaman hanımı şöyle der: “Sen bizi kime bırakıp gidiyorsun?” bu soru karşısında Şeyh Said tarihi cevabını şöyle verir: “Hanım ne ben Hz. Hüseyin’den değerliyim ne de siz onun hanımları ve çocuklarından değerlisiniz. Hz. Hüseyin zalimlere karşı nasıl kıyama kalktıysa ben de onun yolunu sürdüreceğiz. Çünkü biz Hüseynileriz.”
Bu sefer kardeşi Abdurrahim kendisine seslenir; “efendi bu savaşa kalkarken neyine güveniyorsun, askerlerin nerede, ordun, silahların nerede?” Şeyh Said efendi, kardeşine şöyle cevap verir: “Abdurrahim, Abdurrahim, arkamda hiç bir asker, elimde hiç bir silah olmasa bile elimdeki bu asa ile zalimlerin karşısına çıkıp onlarla tek başıma mücadele edeceğim.”
Zulme ve tağuta karşı mücadelede hak ve adalet yolunun sönmeyen meşalesi Şeyh Said efendi hanımına ve kardeşine verdiği bu cevaplarla aslında tarihin en kutlu mücadelelerinden biri olan o mübarek kıyamının anlam ve özünü özetlemiş oluyordu. Onun yüreğinde ne dünyevi bir kaygı ne de bir korku vardı. Çünkü o her şeyden Hz. Peygamberin şeref dolu yiğit bir varisiydi.
Şeyh Said aslen Amed (Diyarbakır) şehri ile şimdiki Bismil ilçesi arasında bulunan Çılstün (Kırkstun) köyünde olduğu bilinmektedir. Sultan Murat’ın Bağdat seferi dönüşü Diyarbakır’daki misafirliği sırasında kendisine yeterince iltifat etmediklerinden dolayı Şeyh Said’in ailesini cezalandırır. Çılstün köyü yakılıp yıkılır ve aile Palo’ya oradan da Hınıs’a göçer.
Kendisi uzun süre eğitim ve öğretim işleriyle meşgul olmuş, müderrislik yapmıştır. Aynı zamanda Nakşibendi Tarikatı Şeyhi olan Said, bu vesileyle halkın dert ve problemleri ile ilgilendiği kadar onların eğitim ve terbiyesiyle de yakından ilgilenmiştir. Bu özellikle ona hem ilim çevrelerinde ve hem de halk arasında büyük bir itibar ve saygınlık kazandırmıştır. Şeyh Said Kürdistan’ın en önemli şahsiyetlerinden biriydi. Türkiye, Irak, İran ve Suriye’ye kadar uzanan geniş bir yelpazede etkisi bulunan büyük bir alim, önder ve şahsiyetti. Cumhuriyetin ilanı ile Müslümanların değerlerine saldırılar başlamış ve halifelik kaldırılmış, İslami kanunlar yok edilmeye başlanmıştı. Bu yapılanlar Müslüman Kürt halkında kırılmaya neden olmuştu. Müslümanların bütün değerlerine saldırılar artarak devam etti. Beraberinde İslam hukuku için büyük öneme sahip olan Şer’iyye ve Evkaf vekaleti kaldırılmış, İslami şeriate darbe vurulmuştur. Özellikle Kürt halkının eğitim damarları olan medreseler kapatılmış, Kürt coğrafyasına büyük darbeler vurulmuştu. Tüm bu zulüm, azgınlık ve saldırıların ardından Şeyh Said ve arkadaşları kıyam kararı aldılar ve Piran köyüne geldiler.
1925 Şubat ayı içinde Piran (Dicle)’da bulunan kardeşi Şeyh Abdurrahim’in misafiri iken köye gelen ufak bir jandarma birliğinin kasıtlı olarak çıkardığı bir olay sonucu çatışma olur. Çatışmalar bir anda halk ile jandarmanın baskısı arasında bir hesaplaşmaya döner ve dönüşü olmayan bir mecraya girer. Çatışmalar yayılır ve süreklilik kazanır. Bu baskın kıyam hareketinin erken doğmasına sebep olmuştur. Şeyh Said, toplanan kuvvetlerini Diyarbakır üzerine yürütsede sonunda üstün silah gücüne karşılık veremez ve geri çekilmek zorunda kalır. Bu ara inisiyatifi de kaybeder. Kuvvetleri dağılma ve çözülmeye başlar ve bir daha toparlanma imkânı bulamaz. İran’a giderken ihanete uğrayarak yakalanır. Ve daha sonra yargılanır ve idam kararı alınır. İdam edilmeden önce Şeyh Said ve arkadaşları bir arada zikirlerle, tekbirlerle son anlarını geçirerek yüzlerinde ve hareketlerinde hiçbir korku ve tereddüt olmamakla beraber, izzetli ve şerefli bir şekilde idam sehpasına gitmişlerdir. Çünkü davaları halk yolu davasıydı. Şeyh Said kırk altı arkadaşıyla beraber idam edilir.
Hareketin lideri Şeyh Said, hareketin temel amacını ve hedeflerini mahkemelerde izah ettiği gibi, idam sehpasına götürülürken usulen kendisine son arzusunun ne olduğunu içeren soruya karşılık yine hareketin amacını ifade eden şu sözleri söylemiştir: “Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ölümüm Allah ve İslam dini içindir.”
Bu olay rejim tarafından gerekçe gösterilerek, Kürdistan ve Müslüman Kürtler topluca cezalandırılır. Bu ceza; zulüm, işkence, katliam ve soykırıma dönüşür. İslam adına her ne değer varsa ayak altına alınır. Birçok cami ve medrese ya kapatılır ya da askeri birliklerce ahır olarak kullanılır. İslam’ın izzet ve şerefi ayaklar altına alınır. Müslümanım bile demek suç sayılır. Çok sayıda aile sürgüne gönderilerek mal varlıklarına el koyulur.
Düşmanların her zaman başvurdukları yol, halkın arasında saygın bir yeri ve ağırlığı olan lider şahsiyetleri yıpratma ve itibarsızlaştırma amaçlı, propagandalar yapması ve onların hakkında “işbirlikçi” “ajan” gibi suçlamalar geliştirmesidir. Şeyh Said İngiliz uşaklığı yapmamıştır, bu tamamen iftiradır. Aksine o İngiliz ve batı emperyalizminin siyasi projelerini islam ülkesinde müslüman halklara zulüm ve dipçikle dayatan zalim ve zorbalara karşı milletinin hakları ve değerlerine adına mücadele etmiştir.
Kendisini tarih önünde itibarsızlaştırma faaliyetidir. Şeyh Said, İngilizler ile birlik içinde olmuş olsaydı, Kuzey ve Güney Kürdistan’da çok rahat devlet kurardı. Ama ümmetçi bir insan olduğu için bunun bedelini çok ağır ödemiş ve şehadet şerbetini içmiştir.
Bizler hükümet yetkililerine ulaşmaya çalışarak, Şeyh Said’in kabri şeriflerinin yapılarak, halka açılması taleplerimizi ilettik. Nasıl ki İskilipli Atif Hocanın kabri bulunup açıldıysa, aynı özverinin Şeyh Said ve arkadaşlarına yapılmasını talep ediyoruz. Kıyam rehberi Şeyh Said ve arkadaşlarına 100’üncü şehadet yıl dönümünde, saygı ve rahmetle anıyoruz. Vesselam…
RECAİ YURDAN
Kıyam Rehberi Şeyh Said’in Şehadeti mübarek olsun.




