Loading...
tr usd
USD
0.47%
Amerikan Doları
45,91 TRY
tr euro
EURO
-0.06%
Euro
53,42 TRY
tr chf
CHF
0.15%
İsviçre Frangı
58,48 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
0.1%
Rus Rublesi
0,64 TRY
tr cny
CNY
0.46%
Çin Yuanı
6,77 TRY
tr gbp
GBP
-0.22%
İngiliz Sterlini
61,84 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.07%
Euro Amerikan Doları
1,16 TRY
bist-100
BIST
-1.64%
Bist 100
13.662,75 TRY
gau
GR. ALTIN
-0.88%
Gram Altın
6.658,45 TRY
tr btc
BTC
0%
Bitcoin
0,00 TRY
tr eth
ETH
0%
Ethereum
0,00 TRY
tr bch
BCH
0%
Bitcoin Cash
0,00 TRY
tr xrp
XRP
0%
Ripple
0,00 TRY
tr ltc
LTC
0%
Litecoin
0,00 TRY
tr bnb
BNB
0%
Binance Coin
0,00 TRY
tr sol
SOL
0%
Solana
0,00 TRY
tr avax
AVAX
0%
Avalanche
0,00 TRY
  1. Haberler
  2. Türkiye
  3. ŞEYH SAİD VE IRKÇILARIN ÖFKESİ

ŞEYH SAİD VE IRKÇILARIN ÖFKESİ

                          

İnsanlar, genel olarak içinde bulundukları zaman ve şartların etkisi altında düşünürler. Yani mantık da içinde bulunan şartların mahkûmudur ne yazık ki… Dünü, içinde bulunduğumuz olağan şartların dışında yorumlama eğilimini taşıdığımız gibi geleceği de aynı durumların tekrarı olmaktan öte bir hayat hakkını yakıştıramayız. İnsan, adeta kördür. Ne geçmiş zaman bugünkü gibiydi, ne de gelecek zaman bugünkü gibi olacaktır. Hatta bu anlamda ve bu açıdan bakılınca şimdiki zaman bile algıladığımız şimdiki zamanın ötesinde durmakta, gölgeyi gerçek, gerçeği gölge yerine koyan insan kendini aldatmaktan başka bir şey yapmıyor demektir.

Aradan geçen bir asra rağmen Şeyh Said Hareketi, Türkiye’nin en tartışmalı tarihî olaylarından biri olmayı sürdürmektedir. Bu tartışmalar, çoğu zaman güncel siyasi ve ideolojik bakış açılarıyla şekillenmektedir. Tarihi bakımdan daha sağlıklı bir yaklaşım ise dönemin şartlarını, farklı kaynakları ve birbirinden ayrılan akademik yorumları birlikte değerlendirmeyi gerektirir.

1925’teki Şeyh Said Hareketi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en tartışmalı konularından biridir. Bu nedenle, konuyu değerlendirirken hem dönemin siyasi şartlarını hem de farklı tarihle ilgili araştırmaları dikkate almak gerekir. Tarafsız bir yaklaşım, ne tek taraflı kahramanlaştırmayı ne de tek taraflı şeytanlaştırmayı esas alır, bunun yerine mevcut tarihi verileri ve farklı yorumları ortaya koymayı amaçlar.

Cumhuriyet Döneminin önemli kilometre taşlarından biri kabul edilen Şeyh Said hareketi, iyi bilinmeden ve gerekli değerlendirme yapılmadan Cumhuriyetin kuruluş yıllarını ve bu yıllardaki icraatları ve alınan kararları tam anlamayla bilmeye ve anlamaya imkânı yoktur.

Hareketle ilgili en çok tartışılan konuların başında, bu eylemin İslami mi yoksa Kürt ulusal talepleri ile ilgili mi olduğu veya ne kadar İslami ve ne kadar bir Kürt Hareketi olduğu meselesi geliyor. Bir diğer tartışılan önemli konu da, organize bir hareket olup olmadığı meselesidir. Kemalist rejimin mahkeme süresince iddiası, Şeyh Said ve arkadaşlarının önceden tasarlanmış ve organize bir şekilde isyan ettikleri bir kalkışma yönünde. Bu nedenle Kemalist rejimin İstiklal Mahkemesi heyeti, mahkeme süresince, güya dini ve şer’i ve fakat her halde bağımsız bir Kürdistan Hükümeti kurma ve oluşturma amaç ve maksadıyla Cumhuriyet Hükümeti aleyhine fiilen ve silahlı başkaldırı iddiasını tekrarlayıp durur. Bu yolla içeriden Müslümanlardan alacağı desteğin önünü kesmek ister. Verilen idam kararlarında da bu iddia, öncelikle yer alır. Oysaki idam edilen Şeyh Said, hareketin ikinci adamı Salih Bey ve 45 kişinin hiç birinin ifadesinde Kürdistan Hükümeti kurmak ile ilgili bir savunma yer almaz.

Bir diğer tartışılan önemli konu ise, organize bir eylem olup olmadığı meselesidir.  Kemalist rejimin ve mahkeme heyetinin iddiası, Şeyh Said ve arkadaşlarının önceden tasarlanmış ve organize edilmiş şekilde bir isyan hareketi yönünde.

1925 yılında meydana gelen Şeyh Said Hareketi, Cumhuriyet’in ilanının hemen ardından gerçekleşen en önemli iç siyasi krizlerden biri olarak kabul edilir. Olay, yalnızca bir isyan veya güvenlik meselesi değil, din, siyaset, devletleşme, etnik kimlik, merkezîleşme ve toplumsal dönüşüm gibi birçok boyutu içinde barındırmaktadır. Bu nedenle hareketi tek bir nedene indirgemek, tarihi gerçekleri tam olarak yansıtmadığı gibi doğru bir tespitte olmaz.

Konuyla ilgili olarak en sağlıklı ve gerçekçi değerlendirme yapanların başında kuşkusuz Sezai Karakoç gelmektedir. Karakoç’a göre: “Kürtler hiçbir zaman bizden ayrılmayı düşünmediler. 27 İsyan olduğu gündeme taşınmış, şu olmuş, bu olmuş. Oysa bunların hiçbiri İsyan değildir, ayaklanma değildir. Güneydoğu’daki bir takım huzursuzluklar olmuştur, buna karşılık devletin tedbirleri ve bazen de yanlış tutumları olmuş ve bundan dolayı bugünkü bakışla onlara Kürt isyanı denilmiştir veya bazı Beylerin başkaldırması olabilir. Bu, bütün oradaki Kürt kardeşlerimizin başkaldırısı demek değildir. Bunlardan en büyüğü olan Şeyh Said isyanı da bir Kürt isyanı değildir, buna isyan demek bile zordur. Bir nevi kabul edememiştir. Yeni kurulan düzen, henüz hiçbir telkinde bulunamamıştır. Tamamen ters düşmüştür halka. Aynen Batıdaki gibi birçok yerlerdeki başkaldırılar gibi veya karşı koyuş veya kabul etmeyişler gibi bir olaydır. Fakat tabii biraz alanı büyükçe bir şekilde cereyan etmiştir. Bu, yine bugünkü görüş açılarından bakılarak Kürt isyanı gibi vasıflandırılmamaktadır.”

Milli Mücadele yıllarında Kürdistan’da ciddi bir ayaklanma olmamıştı. Ülkede yaşayan tüm halklar, Çanakkale’de ve İstiklal Savaşı esnasında omuz omuza çarpışmış, mücadele etmiş ve ülkenin işgale uğramaması için birçok fedakârlık örneğini vermişlerdi.

Cumhuriyetin ilanından sonra ise, dine ait alanlardaki icraatlar, siyaset ekseninde Hilafetin kaldırılması, Medreselerin kapılarına kilit vurulması, Şer’iye ve Evkaf Vekâletlerine ihtiyaç duyulmayarak varlıklarına son verilmesi gibi laik  ve seküler hayatla ilgili icraatlar, ülke genelinde, özellikle Doğuda, Ankara’ya ve Mustafa Kemal’in şahsına yönelik yoğun bir tepkinin ve muhalefetin oluşmasına neden olmuştu. Yine bu süreçte İttihat ve Terakki cemiyetinin daha önce oluşturmaya çalıştığı ideolojik düzeyde ve “ulusalcılık” ekseninde Türkçülüğün öne çıkarılması girişimleri ve bu ideolojik tutum, ister istemez bir kıpırdamanın oluşmasına zemin hazırlamıştı.

          Rejim, Şeyh Said Kalkışmasını, Türkiye içinde “Bağımsız Kürdistan Hükümeti kurma amacıyla başkaldırı” şeklinde tanımlarken, ülke dışına da “Şeriatçı-gerici-yobaz” bir hareket olarak takdim etmekteydi.

Kemalistlerin bir diğer iddiası da Şeyh Said ve arkadaşlarının Kazım Karabekir’in kurduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (Partisi), Batı ve özellikle İngiltere ile ilişkide oldukları iddiasıydı. Hareketin önderi olan Şeyh Said ile kadronun içinde yer alan ve entelektüel bir kişiliğe sahip Hanili Salih Bey, bu iddiaları açık ve kesin bir dille yalanlamış, fakat sorulan her soruda Kürt olduklarını söyleyerek Kürt, Kürtler, Zaza, Zazalar ve Kürdistan ifadelerini sıkça kullanmış ve bu ifadelere yer vermişlerdi.

Din karakterli olaylarda rahatlıkla millî motifler görmek veya tersi durumda millî karakterli hareketlerde dini duygu ve düşünceleri görmek her zaman mümkündür. Hayatın gidişatı zaten bunu gerektiriyor.  İnsan, böylesi dönemlerde ne kadar itirafa yanaşmazsa yanaşmasın, yüreğinin derin noktasında, yeni bir hayatın çağrısını duyar ve özlemini çeker.

Şeyh Said Hareketi hakkında bugüne kadar pek çok şey söylenmiştir. Ancak mahkeme zabıtlarının yayınlanmasından sonra, bu konuda sağlam bilgilere dayanarak bazı gerçekleri söylemek artık mümkündür. Hareketin Amacı ve Sonuçları konusunda Kemalist rejim tarafından oluşturulan mahkeme heyeti, sorgulama süresince: “Güya dini ve şer’i ve fakat her halde müstakil bir Kürdistan Hükümeti teşkil ve tesis eylemek emel ve maksadı ile Hükümet-i Cumhuriye (Cumhuriyet Hükümeti) aleyhine fiilen ve müsellahan (silahlı) kıyam eylemek” iddiasını tekrarlayıp durur. Verilen idam kararlarında da bu iddia yer alır.

İdam edilen 47 kişiden hiç birinin ifadesinde Kürdistan Hükümeti kurmak ile ilgili bir tek cümle ve ifade yer almaz. Kemalist rejim, Şeyh Said Kalkışmasını Türkiye içinde “Müstakil (bağımsız) Kürdistan Hükümeti kurma İsyanı” olarak tanımlarken, ülke dışına ise “Şeriatçı- gerici- yobaz” bir isyan olarak takdim eder. Bu yolla içeriden Müslümanlardan alacağı desteğin önünü keseceğini düşünür. Dışardan da Batı dünyasının desteğini…

Konuyla ilgili kaynakların verdiği bilgiye göre, İdam sehpasına götürüldüğünde, Şeyh Said’in asla pişmanlık duymadığını ve yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle darağacına doğru yürüdüğünü kaydederler. Sehpaya geldiğinde Son Saat Gazetesi’nin özel muhabirinin hatıra olsun diye uzattığı deftere, Mekke müşriklerince asılan ilk şehit sahabe Hubeyb’in söylediği: “Eğer Allah ve din için kavga vermişsem, basit dallarda asılmaktan pervan etmem.” anlamındaki Arapça beytini yazacak kadar serinkanlı ve mütevekkildir. Bu beytin altına da “Muhammed Said Palevi el-Amidi

Lord Kinross, Atatürk’ü anlattığı ünlü eserinde Şeyh Said’in korkusuz bir şekilde sehpaya gittiğini ve asılırken bile başının dimdik olduğunu yazar.

Yerel bir mahkemenin Şeyh Said’e yapılan hakaret ve aleyhinde yakışıksız sözlerin sarf edilmesi üzerine verdiği doğru, gerçekçi ve cesur karar üzerine ırkçıların şiddetli tepki ve öfke göstermelerinin nedenlerini anlamak oldukça güçtür. Böyle bir ülkede yaşıyoruz ne yazık ki…

ŞEYH SAİD VE IRKÇILARIN ÖFKESİ
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.