Başlıkta “bizimki” dediğime bakmayın, o aslında hiç bir zaman bizden biri olmadı, dostlar.
O bizden gibi gözükse de aslında onlardandı.
Gün geçtikçe daha belirgin bir şekilde onlar gibi çalıştı, davrandı…
Şimdi gelelim başlığımız ile ilgili asıl mevzuya…
Aşağıda yazdığım yazıyı dikkatlice okumanızı isterim;
“Ey Kureyşliler! Başınıza öyle bir iş açılmıştır ki, artık siz onun üstesinden gelemezsiniz. Muhammed henüz gencecik bir delikanlı iken sözce en doğrunuz, emanetçe en emininiz idi ve en çok ondan razıydınız. Saçlarına ak düştüğü ve size bir misyonla geldiği zaman ona sihirbaz dediniz. Hayır o sihirbaz değildi; zira biz sihirbazların ne yaptıklarını biliriz. Ona kâhin dediniz. Hayır o kâhin de değildi; zira onların sözlerindeki secileri biliriz. Ona şair dediniz. O şair de değildir; çünkü biz şiiri ve o sanatın inceliklerini de biliriz. Sonra ona mecnun dediniz. Hayır o mecnun da değildir; çünkü biz mecnunları da biliriz. Onun ne karıştırması vardır ne de vesvesesi. Ey Kureyşliler, durumunuzu bir düşünün! Gerçekten başınıza büyük bir iş gelmiştir.”
Ne kadar hoş kelimeler, ne kadar güzel cümleler demi…
Okuduğunuz bu cümleler, aklı başında iman ehli birine ait gibi gözükse de, maalesef Nâdir Bin Hâris’e ait.
Peki, kim bu Nadir Bin Haris?
Kısaca bahsedecek olursak, Nadir; Mekke’nin ileri gelenlerinden. Ticaret ile uğraşması münasebetiyle bir çok ülke gezmiş, gittiği yerlerin kültürünü, sanatını benimsemiş, kısacası Mekke’nin aydınlarından. Aynı zamanda iyi bir gözlemci, peygamberi izler takip eder. Onun tebliğe gittiği yerlerin ardından o da gider.
Neden gider diye soracak olursanız işin bu tarafı hiçte iyi değil!
Peygamberin tebliğ ettiği insanların İslam ile şereflenmemesi için onlara şiirler olur, etkileyici hitabeti ile hitap eder. Bazen o kadar iğrençleşir ki ikna edemediği insanlara cariyelerini yollayarak baştan çıkarmaya çalışır. Kendisi aynı zamanda Mekke’nin tıp doktorudur. Sağlık ile ilgili durumlarda onun kapısı aşındırılır. Kısacası Mekke aristokrasisinin önde gelenlerindendir.
Ebu Cehil’den daha fazla İslam’a zarar verdiği söylenir. Tehlikenin en büyüğüdür…
Nedeni ise bu saydıklarımızdır.
Zeki, aydın, bilgili, donanımlı olması…
Gel gelelim gerçeği gayet iyi bilip hissettiği hâlde, en çok da kahrolası gururunun ve kibrinin etkisiyle iman etmez ve ilâhi hakikatle en ön safta savaşmayı seçer. Vicdanı yoktur! Nefsi onun en büyük putudur.
Kur’an-ı Kerim’deki azılı müşriklere dair pek çok âyetin bizzat Nâdir Bin Haris ile ilgili olduğu rivayet edilir.
Zaten sonu acı ve ibretliktir.
Bedir’de esir düşer. Rahmet ve şefkat peygamberinin affetmediği nadir esirlerdendir.
Sahabenin baş belası, Nadir ile ilgili bu anlatıklarımız yeter…
Evet, şimdi gelelim çağımızda, bizden gözüken onların Nadir’ine!
Bir dönem bizden gibi gözüken onların nadiri aslında gerçeği bizden daha iyi biliyor.
Irak, Suriye, Filistin, Doğu Türkistan başta olmak üzere yapılan zulümleri bizden iyi görüyor.
O, hangi sistemin Hak, hangisinin batıl olduğunu en iyi şekilde kavramış biri…
Cihad karargahı nerede desek, gözü kapalı olsun, bizden önce gider.
Cihad lideri kim diye sorsak işaret parmağı Aziz Hocamızı gösterir!
Tüm bunlara rağmen en büyük kızgınlığı, nefreti Aziz Hocamıza ve sadık takipçilerinedir!
İnsanların Hak’kı kavramaması için elinden geleni yapar!
Şiir desen cabası, sırf bu yüzden mahpus olmuşluğu bile var!
Aynı Mekke’de ki Nadir gibi, o da herşeyin farkında ve şuurunda…
Şıp demiş, burnundan düşmüş.
Gerçeği, kulağıda duyar, gözüde görür!
Lakin tek bir şey eksiktir. Vicdanı yoktur, doğal olarak imanın da pili yoktur.
Onu bu kadar tehlikeli kılan şey de budur zaten! Farkında ve bilerek böyle bir hal üzere olmasıdır.
Evet dostlar!
Çağımızın Nâdir’leri de hakikatin en net şekilde farkında.
Aynı Nadir Bin Haris gibi sahip oldukları imkanlar ile Hak’kın üstünü örtmeye çalışıyorlar.
Allah’ın nurunu dilleri ile söndürebileceklerini zannediyorlar!
Ama bir şeyi unutuyorlar “Güneş Balçıkla Sıvanmaz”
Bizim Ki Nâdir Bin Hâris’e Ne Kadar da Benziyor!




