Bazı insanların hayatı dümdüz gider.
Bazılarınınki ise hamur gibidir… yoğrulur, bekler, kabarır, bazen söner, sonra tekrar ayağa kalkar.
Benim hayatım da biraz öyle.
Benim adım Erdal Lingo.
Bir pizza dükkânının tabelası gibi görünse de aslında içinde yılların hikâyesi var.
Çocukluğum Siirt’te geçti.
Hayat bana erken yaşta şunu öğretti:
İnsan bazen elinde hiçbir şey yokken bile bir şeyler yapmak zorundadır.
Kimi zaman bir şehirden diğerine savruldum; Marmaris, İstanbul, Almanya…
Her şehir bana başka bir şey öğretti.
Ama en çok mutfak öğretti.
Mutfak garip bir yerdir.
Orada insanın karakteri ortaya çıkar.
Sabır varsa yemek güzel olur.
Sabır yoksa hiçbir şey olmaz.
Yıllar geçti.
Bir gün kendime dedim ki:
“Erdal, artık başkasının mutfağında değil, kendi ateşinin başında durma zamanı.”
İşte Erdal Lingo böyle doğdu.
Bugün Suadiye’de küçücük bir yerde pizza yapıyorum.
Kocaman salonlar yok.
Gösterişli masalar yok.
Ama bir şey var:
Gerçek emek.
Bir pizza hamurunu yoğururken aslında hayatı yoğuruyorsun.
Hamur sabır ister.
48 saat bekler.
Bazen 72 saat…
Çünkü güzel şeyler aceleyle olmaz.

Hayat da öyle değil mi zaten?
İnsan hemen kabarmaz.
Önce yorulur.
Bekler.
Düşer.
Tekrar kalkar.
Benim hikâyem de biraz böyle.
Şimdi bazen dükkânın önünde duruyorum.
Fırının ateşine bakıyorum.
İçimden şu geçiyor:

“Bir zamanlar hayaldi… şimdi kokusu sokağa yayılıyor.”
Belki dışarıdan bakınca sadece pizza yapan bir adam görünüyor.
Ama ben biliyorum ki o hamurun içinde çocukluğum var,
yollarda geçen yıllarım var,
ve hiç vazgeçmemiş bir adamın hikâyesi var.
Hayatta herkes büyük şeyler yapamaz.
Ama herkes yaptığı işi gerçekten iyi yapabilir.
Ben de her gün bunu yapmaya çalışıyorum.
Bir hamuru güzel yapmak.
Bir pizzayı doğru pişirmek.
Ve insanların yüzünde küçük bir mutluluk bırakmak.
Belki de hayatın sırrı budur.
Büyük laflar değil…
Küçük ama gerçek işler.
Eğer bir gün yolunuz düşerse,
Erdal Lingo’da bir pizza yiyin.
Belki sadece pizza yemezsiniz.
Bir adamın yoğrulmuş hayatından da bir dilim alırsınız.





