Loading...
tr usd
USD
0.47%
Amerikan Doları
45,91 TRY
tr euro
EURO
-0.06%
Euro
53,42 TRY
tr chf
CHF
0.15%
İsviçre Frangı
58,48 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
0.1%
Rus Rublesi
0,64 TRY
tr cny
CNY
0.46%
Çin Yuanı
6,77 TRY
tr gbp
GBP
-0.22%
İngiliz Sterlini
61,84 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.07%
Euro Amerikan Doları
1,16 TRY
bist-100
BIST
-1.64%
Bist 100
13.662,75 TRY
gau
GR. ALTIN
-0.88%
Gram Altın
6.658,45 TRY
tr btc
BTC
0%
Bitcoin
0,00 TRY
tr eth
ETH
0%
Ethereum
0,00 TRY
tr bch
BCH
0%
Bitcoin Cash
0,00 TRY
tr xrp
XRP
0%
Ripple
0,00 TRY
tr ltc
LTC
0%
Litecoin
0,00 TRY
tr bnb
BNB
0%
Binance Coin
0,00 TRY
tr sol
SOL
0%
Solana
0,00 TRY
tr avax
AVAX
0%
Avalanche
0,00 TRY
Adnan ATEŞ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Üretim Ekonomisinden Mülk Ekonomisine: Diyarbakır

Üretim Ekonomisinden Mülk Ekonomisine: Diyarbakır

Ekonomim Gazetesi yazarı Şeref Oğuz’un geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da yaptığı konuşma, Diyarbakır ekonomisinin yıllardır konuşulmayan en önemli sorunlarından birini özetliyordu.

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya’nın o toplantıda ki şu sözleri aslında bir kentin ekonomik hafızasına tutulmuş aynaydı:

“8 bin yıllık bu kadim kentte 50 yıllık şirket bulamıyoruz.”

Bu cümle ilk duyulduğunda şaşırtıcı gelebilir.

Çünkü Diyarbakır sıradan bir şehir değildir.

Binlerce yıl boyunca Mezopotamya’nın ticaret merkezlerinden biri olmuş, İpek Yolu’nun önemli duraklarından biri olarak tüccarları, zanaatkârları ve girişimcileri ağırlamıştır.

Bugün surlar ayakta.

Hanlar ayakta.

Tarihi çarşılar ayakta.

Ama o hanları dolduran ticaret kültürü aynı güçle ayakta değil.

Bir dönem Hasan Paşa Hanı’nda, Sülüklü Han’da ve Ulu Cami çevresindeki çarşılarda ticaret yapan aileler bölgenin ekonomik hayatına yön veriyordu.

Ekinciler, Budaklar, Cemilpaşazadeler, Cerciszadeler, Pirinççizadeler ve vilayet salnamelerinde adına rastlanan onlarca tüccar aile sadece sermaye sahibi değildi; aynı zamanda üretim yapan, istihdam oluşturan ve ticari miras bırakan yapılardı.

Bugün ise o ailelerin önemli bölümü ya ticari faaliyetlerini sonlandırmış durumda ya da kurdukları işletmeler sonraki kuşaklara aktarılamadı.

Ancak mesele yalnızca kuşak değişimi değil.

Asıl mesele sermayenin yön değiştirmesidir.

Dünyanın en büyük markalarına baktığımızda bunların tamamının büyük kentlerde yada başkentlerde doğmadığını görürüz.

Birçok küresel marka küçük kasabalarda, liman kentlerinde, hatta ülkesinin en ücra bölgelerinde ortaya çıktı.

Başarıyı belirleyen coğrafya değil vizyondur.

Diyarbakır da geçmişte bunu başarmıştı.

19’uncu yüzyılda ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde kent; ipekçilikte, bakırcılıkta, kuyumculukta, dericilikte, dokumacılıkta ve el sanatlarında bölgenin üretim merkezlerinden biriydi.

Bugün ise aynı girişimcilik ruhundan söz etmek zor.

Çünkü son yıllarda kentte sermaye büyük ölçüde üretimden uzaklaşıp gayrimenkule yöneldi.

Yeni bir fabrika kurmak yerine arsa almak daha cazip görülüyor.

Yeni bir marka oluşturmak yerine konut projesine ortak olmak daha güvenli bulunuyor.

Yeni bir ürün geliştirmek yerine değerlenen bir araziyi beklemek daha kârlı kabul ediliyor.

Oysa bunlar girişimcilik değil, servetin korunmasına yönelik tercihlerdir.

Bir şehir sadece bina yaparak zenginleşemez.

Bir şehir üretim yaparak, marka oluşturarak ve ihracat gerçekleştirerek büyür.

Diyarbakır’da son yirmi yılda oluşan sermayenin önemli kısmının inşaat ve arsa yatırımlarına yönelmesi, kent ekonomisinde ciddi bir dengesizlik yarattı.

Kent merkezindeki emlak fiyatları reel ekonomik büyümenin çok üzerinde arttı.

Arsa ve konut değerleri yükselirken üretim kapasitesi aynı hızla büyümedi.

Sanayi yatırımları sınırlı kaldı.

Markalaşma kültürü gelişmedi.

Katma değer üreten sektörler yeterince desteklenemedi.

Daha da önemlisi, Diyarbakır ulusal ölçekte ses getiren yeni markalar çıkaramadı.

Bugün Türkiye’nin birçok şehrini düşündüğümüzde akla gelen markalar vardır.

Gaziantep’in, Kayseri’nin, Denizli’nin, Konya’nın, Bursa’nın, Kahramanmaraş’ın ulusal ölçekte tanınan üretici şirketleri bulunuyor.

Diyarbakır ise tarihi, nüfusu, ticaret geçmişi ve stratejik konumuna rağmen bu yarışta beklenen noktaya ulaşabilmiş değil.

Çünkü kent uzun süredir üretim ekonomisinden çok mülk ekonomisine yatırım yapıyor.

Oysa geleceği inşa eden şey beton değil markadır.

Arsa değildir inovasyondur.

Bina değildir kurumsallaşmadır.

Birinci kuşakların kurduğu işletmelerin ikinci ve üçüncü kuşaklara devredilememesi önemli bir sorundur. Ancak bundan daha büyük sorun, yeni kuşakların devralabilecekleri güçlü markaların yeterince oluşturulamamasıdır.

Diyarbakır’ın önündeki temel mesele yeni AVM’ler, yeni siteler veya yeni konut projeleri değildir.

Asıl mesele, yüz yıl sonra da yaşayabilecek şirketler kurabilmektir.

Çünkü bir kentin gerçek zenginliği sahip olduğu binaların değeriyle değil, dünyaya satabildiği ürünlerin değeriyle ölçülür.

Hanlar bugün hâlâ ayakta.

Ancak Diyarbakır’ın geleceği, o hanların gölgesinde yeni markalar, yeni sanayiciler ve yeni girişimcilik hikâyeleri çıkarabildiği ölçüde güçlü olacaktır.

Üretim Ekonomisinden Mülk Ekonomisine: Diyarbakır
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!