tr usd
USD
0.06%
Amerikan Doları
47,57 TRY
tr euro
EURO
0.05%
Euro
54,77 TRY
tr chf
CHF
0.06%
İsviçre Frangı
58,72 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
-0.64%
Rus Rublesi
0,58 TRY
tr cny
CNY
0.12%
Çin Yuanı
7,04 TRY
tr gbp
GBP
0.13%
İngiliz Sterlini
63,97 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.01%
Euro Amerikan Doları
1,15 TRY
bist-100
BIST
0.93%
Bist 100
13.535,56 TRY
gau
GR. ALTIN
0.06%
Gram Altın
6.201,10 TRY
tr btc
BTC
0.1%
Bitcoin
3.018.127,00 TRY
tr eth
ETH
0.3%
Ethereum
90.113,00 TRY
tr bch
BCH
0.6%
Bitcoin Cash
9.742,16 TRY
tr xrp
XRP
0.2%
Ripple
47,98 TRY
tr ltc
LTC
1%
Litecoin
2.119,47 TRY
tr bnb
BNB
0.7%
Binance Coin
29.188,00 TRY
tr sol
SOL
0.5%
Solana
3.612,70 TRY
tr avax
AVAX
0.9%
Avalanche
310,99 TRY
  1. Haberler
  2. Genel
  3. BARIŞIN KARŞISINDA KONUMLANMAK: ÇÖZÜMSÜZLÜKTEN BESLENMEK

BARIŞIN KARŞISINDA KONUMLANMAK: ÇÖZÜMSÜZLÜKTEN BESLENMEK

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

 

Faysal Mahmutoğlu

Siyasal sistemlerin dönüşüm eşiklerinde kabul edilen temel yasalar, yalnızca düzenledikleri hukuki alanları değil, aynı zamanda aktörlerin rasyonel sınırlarını ve siyasal konfor alanlarını da ifşa eder.

Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak anılan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un meclisten 467 oyla parlamentodan geçmiş olması, Türkiye’nin demokratik uzlaşı zemini adına umut vericidir.

Kabul etmek gerekir ki meclisten geçen kanun metni, kapsayıcılık ve içerik bakımından bir çözüm veya kapsamlı bir demokratikleşme paketi olmaktan uzaktır.

Yasa, odağına ağırlıklı olarak silahsızlanmayı almış bulunuyor.

Ancak siyasal çatışma çözümlerinin tarihsel tecrübesi göstermektedir ki bu tür yasal düzenlemeler, sürecin nihai noktası değil, aktörlerin meşru zemine çekildiği kurumsal eşiktir.

Buna rağmen, yasanın bir eşik olduğunu göz ardı ederek muhalefet edenler ideolojik bir maksimalizme sığınmaktadır.

Yasaya yöneltilen tepkiler incelendiğinde, ilk bakışta birbiriyle taban tabana zıt gibi görünen ancak sonuçları itibarıyla aynı statükoyu besleyen iki belirgin hat dikkat çekmektedir: Bir tarafta süreci her türlü toplumsal kazanımdan azade kılan ve “teslimiyet” anlatısına hapsolan ideolojik maksimalizm, diğer tarafta ise muhtemel bir çözümü iktidarın siyasi ömrünü uzatacak bir tehdit olarak kodlayan araçsal muhalefet anlayışı.

Bu hattın en dikkat çekici aktörlerinden biri çatışmanın doğrudan bedelini ödememiş, konforlu alanlarında söylem üreten Kürt milliyetçisi çevrelerdir.

Düne kadar “Silahlar Kürtlerin demokratik haklarının önünde en büyük engeldir” tezini savunanlardan bir kesim, bugün silahların devre dışı kalma ihtimali belirdiğinde “Öcalan Kürtleri sattı” veya “hiçbir kazanım yok” söylemine sarılmaları derin bir tutarsızlıktır.

Silahsızlanma bir kayıp ve teslimiyet değil; Kürt meselesinin şiddet ve güvenlik bürokrasisinin alanından çıkarılarak doğrudan demokratik zemine taşınmasıdır.

Kürt milliyetçilerinin gözden kaçırdığı veya bilinçli bir şekilde üstünü örttüğü en kritik hakikat, silahsızlanmanın talepleri unutturmak değil, tam aksine bu talepleri sivil ve meşru siyasetin asıl gündemi haline getirmek olduğudur.

Silahların susması anadilde eğitim, eşit yurttaşlık ve kimlik haklarını ortadan kalkması anlamına gelmez. Tam tersine şiddet parantezi kapatıldığında, tüm bu talepler güvenlik bürokrasisinin ve “terörle mücadele” retoriğinin birer unsuru olmaktan çıkarak anayasal ve demokratik bir zeminde tartışabilme imkanına kavuşur.

Daha da önemlisi, silahsızlanma süreciyle birlikte Kürtlerin tarihsel ve demokratik talepleri ile silahlı örgüt gerçekliği arasındaki özdeşlik kırılmış olacaktır. Taleplerin geniş toplum kesimlerince rasyonel ve meşru bir hak arayışı olarak algılanmasının önünü açacaktır.

Artık Kürt siyaseti gücünü silahların varlığından değil, sivil alanda üreteceği toplumsal rıza, hukuki argümanlar ve demokratik siyasetin manevra kabiliyetinden alması olacaktır.

Öcalan teslim oldu, Kürtler adına kazanım elde edilmedi” söylemi, siyasal süreçleri ya tam zafer ya da mutlak bir yenilgi parantezine sıkıştırmaktadır.

Oysa çatışmasızlık ortamının inşası ve şiddetin bir yöntem olmaktan çıkarılması, başlı başına en temel toplumsal kazanımdır.

Tek bir insanın dahi hayatını kaybetmemesi, dağdakilerin ailelerine kavuşması, yıllardır sürgünde yaşamak zorunda kalan siyasi aktörlerin yurtlarına dönmesi ve cezaevlerinin boşalması gibi somut adımları kazanım olarak nitelememek, büyük bir ahlaki ve siyasi körleşmedir.

Şiddet parantezini kapatmayı bir ‘yenilgi’ olarak kodlayan bu yaklaşım, sivil siyasetin imkanlarını genişletmek yerine radikal söylemlerin konforunu muhafaza etmeyi yeğlemektedir.

Burada gözden kaçırılmaması gereken bir diğer kritik husus, Öcalan’ın elli yıllık tarihsel süreç boyunca yaşadığı ideolojik kırılmalar ve paradigma değişimleri, nihayetinde PKK’nın kendi iç dinamiği ve iç işidir. Siyasal akıl; süreci bir örgütün ideolojik bagajını veya doktriner tartışmalarını tartışma zeminine çevirmemelidir. Asıl mesele bu tartışmaların ötesinde, şiddetin bir yöntem olmaktan çıkarılması, hukuki çerçevenin netleştirilmesi ve Kürt meselesinin demokratik siyasetin konusu haline getirilmesidir.

Silahların susması ve şiddet parantezinin kapanması, tarihsel ve sosyolojik olarak bir tarafın yenilgisi değil, mücadele zemininin değişmesidir.

Çatışmalı süreçler, devlet mekanizmalarını otoriterleştiren ve güvenlik politikalarını tek araç haline getiren bir zemin besler.

Çatışma ortamı toplumsal kutuplaşmayı derinleştirirken, çatışmasızlık ortamı sorunun geniş kitleler tarafından hak, özgürlük ve eşit yurttaşlık ekseninde algılanmasını kolaylaştırır.

Söz konusu muhalefet hattı içerisinde çözüm sürecine ve çerçeve yasaya şiddetle karşı çıkan bir diğer kesim ise ulusalcı çevreler, Türk solunun belirli bir kesimi ve Türk milliyetçilerinin bir bölümü. Bu heterojen yapının ortak paydasını oluşturan refleks, her türlü idari, hukuki ve demokratik esnemeyi  “bölünme” ve “üniter yapının tasfiyesi” olarak kodlayarak, devleti ve toplumu donmuş bir statükoya hapsetmeyi hedefler.

Bu kesimler yıllardır bu söylemden beslenmekte ve gücünü bu söylem üzerinden tahkim etmekte. İnsan yaşamı ve barış ilgi alanlarına girmemektedir.

Maalesef yeni parti içindeki ulusalcı kanat bu anlayışla hareket etmiştir.

Bu aktörlerin açıkça sergilediği  “Erdoğan’a yarayacaksa çözüm olmasın” yaklaşımı, onları doğrudan barışın karşısında konumlandırmakta; araçsal siyasetin ahlaki sınırlarını gözler önüne sermektedir.

İktidarın siyasi ömrünü uzatacağı kaygısıyla şiddetin durması ve sorunun sivil alana çekilmesine karşı mesafeli durmak, insan hayatını ve toplumsal huzuru siyasi rekabet nesnesine indirgemektir.

Oysa muhalefet aynı kararlılık ve tonda barışa, demokratikleşmeye ve şiddetin sonlanmasına sahip çıkması; meseleyi partisel bir alan olmaktan çıkarıp toplumsal bir mutabakata dönüştürecektir.

Çözümün iktidar tekelinden çıkarıldığı, muhalefetin de yapıcı bir aktör olarak sorumluluk aldığı böyle bir vasatta hem siyasal alan genişleyecek ham de nihayetinde tüm toplum kazançlı çıkacaktır.

Gerek ideolojik gerekse araçsal hesaplarla sergilenen bu reaksiyonlar, Türkiye’de siyaset kurumunun “çözümsüzlük konforuna” ne denli alıştığını bir kez daha göstermektedir.

Şiddetin devam etmesinden medet umman, insan hayatını siyasi ikbal veya ideolojik dogma uğruna ikincilleştiren her tutum, çözümsüzlüğe hizmet etmektedir.

Henry Kissinger’in ifade ettiği gibi; “En iyi barış, iki tarafın da masadan tam anlamıyla memnun ayrılmadığı barıştır.” Silahsızlanmayı bir kayıp olarak gören maksimalist anlayış ile çözümü iktidar fobisine kurban eden muhalefet hattının göz ardı ettiği temel gerçek tam da budur.

Yasal çerçevenin eksikliklerine rağmen şiddeti devre dışı bırakan ve sorunu demokratik siyasetin zeminine taşıyan her eşik, hiç kimseyi tam olarak tatmin etmese dahi, toplumun geleceğini inşa etme adına atılmış zorunlu ve sorumluluk sahibi bir adımdır.

Umarım bu kritik süreç enfekte olmadan başarıyla nihayete erer.

BARIŞIN KARŞISINDA KONUMLANMAK: ÇÖZÜMSÜZLÜKTEN BESLENMEK
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.