Bazı başarı hikâyeleri büyük sermayelerle, hazır imkânlarla ya da birilerinin açtığı kapılardan geçerek yazılmaz. Bazıları bir restoranın en arka köşesinde, komilikle başlar.
Erol Demirkaya’nın hikâyesi de böyle başladı.
Sultanahmet’in yıllar içinde binlerce insanın gelip geçtiği restoranlarında komilik yaptı, garsonluk yaptı. Ama o sadece servis yapmadı; öğrendi, kendini geliştirdi, okudu. Yabancı dillere yöneldi ve bugün üç yabancı dili bilen, mesleğini yalnızca yapan değil, mesleğinin dilini de bilen bir restoran işletmecisine dönüştü.
Ardahanlı bir ailenin evladıydı Erol. Köklerini hiç unutmadı. Sultanahmet’te hayatını kurarken bir taraftan da Ardahan’la bağını koparmadı; zaman zaman memleketine giderek ailesiyle, işleriyle ve geçmişiyle bağını sürdürdü.
Hayat ise ona sadece güzel günler sunmadı.
Özel hayatında ciddi inişler, çıkışlar, kırılmalar ve yeniden ayağa kalkmalar yaşadı. Fakat insanın gerçek gücü, hayat her şey yolunda giderken değil; dağıldığı yerden yeniden ayağa kalkarken ortaya çıkar.
Erol da öyle yaptı.
Farklı restoranlar açtı. Kendi ayakları üzerinde durmayı denedi, bazen kazandı, bazen kaybetti. Ama her deneyim ona yeni bir şey öğretti. Çünkü bazı insanlar başarısızlıktan kaçar; bazıları ise başarısızlığı kendine öğretmen yapar.
Bugün geldiği noktada ise hikâyenin belki de en anlamlı yerindedir.
Kendi restoranını, kendi emeğiyle kurduğu düzeni ve kendi çocuğuyla birlikte işletiyor.
Bir zamanlar başkasının restoranında komilik yapan bir adamın, bugün kendi restoranında çocuğuyla birlikte geleceğini inşa etmesi, sadece ekonomik bir başarı değildir.
Bu, bir insanın kendi hayatının patronu olma hikâyesidir.
Erol Demirkaya’nın hikâyesi bana şunu hatırlatıyor:
Hayatta herkes aynı yerden başlamaz. Kiminin sermayesi vardır, kiminin çevresi… Kiminin arkasında güçlü insanlar vardır. Ama bazı insanların arkasında sadece azim, sabır ve yılların emeği vardır.
Ve bazen en kıymetli sermaye de budur.
Bugün Sultanahmet’te kendi restoranında çocuğuyla yan yana duran Erol’a baktığınızda yalnızca bir restoran işletmecisi görmezsiniz.
Komilikten gelen, kendini eğiten, üç yabancı dil öğrenen, düşen ama yeniden ayağa kalkan ve sonunda kendi lokantasının kapısını açan bir adam görürsünüz.
Bu yüzden bu yazı biraz da onun için bir armağan olsun.
Çünkü bazı insanlar başarılarını yüksek sesle anlatmaz.
Onlar, yıllar boyunca sessizce çalışır ve bir gün ortaya koydukları hayat, zaten onların hikâyesini anlatır.
Erol Demirkaya’nın hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâyedir:
Emekle başlayan, mücadeleyle büyüyen ve aileyle anlam kazanan bir başarı hikâyesi.





