tr usd
USD
0.06%
Amerikan Doları
47,57 TRY
tr euro
EURO
0.05%
Euro
54,77 TRY
tr chf
CHF
0.06%
İsviçre Frangı
58,72 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
-0.64%
Rus Rublesi
0,58 TRY
tr cny
CNY
0.12%
Çin Yuanı
7,04 TRY
tr gbp
GBP
0.13%
İngiliz Sterlini
63,97 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.01%
Euro Amerikan Doları
1,15 TRY
bist-100
BIST
0.93%
Bist 100
13.535,56 TRY
gau
GR. ALTIN
0.06%
Gram Altın
6.201,10 TRY
tr btc
BTC
-0.3%
Bitcoin
3.106.712,00 TRY
tr eth
ETH
-0.5%
Ethereum
91.738,00 TRY
tr bch
BCH
0.1%
Bitcoin Cash
10.367,99 TRY
tr xrp
XRP
0.5%
Ripple
49,76 TRY
tr ltc
LTC
-0.2%
Litecoin
2.178,71 TRY
tr bnb
BNB
1.1%
Binance Coin
29.015,00 TRY
tr sol
SOL
2.3%
Solana
3.627,23 TRY
tr avax
AVAX
0.5%
Avalanche
312,59 TRY
  1. Haberler
  2. Genel
  3. DEMOKRASİSİZ YOLA ÇIKAN TREN: ÇERÇEVE YASANIN ÇIKMAZI

DEMOKRASİSİZ YOLA ÇIKAN TREN: ÇERÇEVE YASANIN ÇIKMAZI

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

DEMOKRASİSİZ YOLA ÇIKAN TREN: ÇERÇEVE YASANIN ÇIKMAZI

Faysal Mahmutoğlu

“bin millik yolculuklar tek bir adımla başlar” der Çinli filozof Lao Tau. Çözüm süreci kapsamında  meclise sunulan çerçeve yasa tam da böyle bir adımdır.

Niyeti, kapsamı ya da niteliği ne kadar tartışılırsa tartışılsın; trenin nihayet raylar üzerinde harekete geçmiş olması başlı başına tarihsel bir öneme sahiptir.

Ancak asıl mesele, yola çıkmış bulunan Trenin hangi yönde ilerleyeceği ve vagonlarında neleri taşıdığıdır.

Toplumsal beklenti, onlarca yıldır devam eden bir sorunun köklü bir demokratikleşme hamlesiyle çözülmesi yönündeyken; ortaya konan metin devletin geleneksel güvenlik refleksinin dışına çıkmamaktadır.

Yasa, bir toplumsal barış vizyonundan ziyade, yalnızca silahların bırakılmasına ve alanın tasfiyesine odaklanan dar bir hukuki prosedürden ibarettir.

Dolayısıyla karşımızdaki tablo net bir ironiyi barındırır: tren harekete geçmiştir, somut adım atılmıştır.; fakat yasa metninde ne temel hak ve özgürlükler vardır ne de köklü reformlar.

Yasanın temel amacı; silah bırakma ve kendini feshetme kararı almış olan PKK mensuplarının bir bölümünün, belirli şartlar dahilinde sivil yaşama katılımını sağlamaktır. Ancak bu katılım, her aşamada kurul ve mahkemelerin yapacağı tespit ve teyit kararlarına bağlanmıştır. Her bir somut vakada yetkinin bu kurullara devredilmesi, keyfiliğin önünü açabileceği gibi uygulamada ciddi aksaklıklara ve hukuki belirsizliklere yol açabilir.

Zira unutulmamalıdır ki PKK, Kürt sorunun kaynağı değil, bu tarihsel ve siyasal sorunun doğurduğu bir sonuçtur. Şüphesiz ki PKK’nın silah bırakması ve tasfiye süreci son derece önemlidir; hatta belki de yürünecek bu uzun yolun ilk ve kaçınılmaz adımıdır. Ancak tek başına bu adım, sorunun özünü ortadan kaldırmaz. Güvenlik odaklı bu tasfiye sağlansa dahi–ki artık geri dönülemez- onu doğuran dinamikler ve demokratik hak talepleri ele alınmadığı sürece Kürt sorunu tüm ağırlığıyla yerinde durmaya devam edecektir.

Sivil yaşama katılımın, idari ve yargısal kurulların ucu açık ‘tespit ve teyit’ mekanizmalarına bağlanmış olması, dönüş yapmayı değerlendiren kadrolar açısından en büyük hukuki güvencesizlik alanını oluşturmaktadır.

Zira net, objektif ve yasal güvenceye kavuşturulmamış bir entegrasyon modeli; bireyleri kurumların insafına ve dönemin değişen siyasi konjonktürüne açık hale getirmektedir. Bu durum, yasanın vadettiği ‘dönüş’ imkanını teşvik edici bir zemin olmaktan çıkarıp, süreci ciddi bir belirsizlik ve risk alanına dönüştürmektedir.

Bir krizin ardından sadece asayiş tedbirlerine başvurulup sorunun temelini oluşturan idari, siyasi ve kültürel dip dalgalar göz ardı edildiğinde, yapısal problem varlığını korur.

Hatta her bastırma dalgası, çözülmeyen çelişkileri daha da biriktirerek bir sonraki patlamanın daha geniş tabanlı, daha organize ve daha sert olmasına zemin hazırlar.

Şeyh Sait isyanından Ağrı isyanına geçen süreçte tam olarak bu dinamik işlemiştir: ilk dalgada alınan geçici kararlar ve yapılan kısmi düzenlemeler bir “çözüm” değil, sadece bir “erteleme” yaratır. Çözülemeyen her kriz, taraflarda bir tecrübe birikimine yol açar.

Temel mesele ortada kaldıkça, bir sonraki tepki sadece yerel veya kendiliğinden bir huzursuzluk olarak kalmaz; dış destekleri yeni örgütlenme modelleri ve daha net ideolojik söylemleri de bünyesine katarak bir üst aşamaya taşınır.

Öcalan’ın “Bu yasa ile tarihsel bir sorunu çözmek için yola çıkıyoruz. En az Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli olacak bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız…Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir.” Şeklinde bir açıklama yapması önemli.

Öcalan’ın yasayı bir ‘anahtar olarak tanımlaması, sürecin kendisinden ziyade, asıl çetrefilli konuların seçim sonrasındaki siyasi konjonktüre ertelendiği izlenimi pekişmektedir.

Açıklama, yasanın bir norm haklar bütünü getirmekten çok, siyasi takvime dayalı bir “imkan/zaman kazanma kapısı” olarak kurgulandığını gösteriyor.

Zira sürecin sağlıklı yürütülmesi için seçim atmosferinden uzak tutulması önemlidir: seçim dönemleri, partilerin tabanlarını konsolide etmek için retoriği sertleştirdiği, kutuplaşmanın tırmandığı ve uzun vadeli/riskli devlet kararlarından ziyade kısa vadeli oy hesaplarının ön plana çıktığı zaman dilimleridir.

Toplumsal rıza ve devlet aklı gerektiren bu tür köklü meseleler seçim sandığının gölgesine girdiğinde, rasyonel bir müzakere zemininden çıkıp siyasal ikbal malzemesine dönüşme riski taşır.

Daha önceki çözüm/açılım süreçlerinde yaşanan tecrübeler ve sonraki siyasi bagaj, iktidarın Ak Parti kanadında kurumsal bir temkinlilik yaratmaktadır. Bu durum, adımların kamuoyuna açık ve güçlü bir retorikle savunulması yerine daha kapalı ve mahcup bir üslupla sahiplenmesine yol açmaktadır.

Bir yandan seçim kaygılarının getirdiği kırılganlıklar, diğer yandan iktidarın siyasi risk almaktan kaçınan bu çekimser dili, sürecin ihtiyaç duyduğu şeffaf, kararlı ve toplumsal güveni inşa eden kurumsal yapının kurulmasını zorlaştırıyor.

Şeffaf bir biçimde ve toplumsal rıza temin edilerek yürütülmesi gereken bu sürecin, kapalı kapılar arkasında ve gündelik siyasi mülahazaları kotarılmaya çalışılması, kamuoyundaki meşruiyet kaygılarını derinleştirmektedir.

Böylesine kritik bir düzenlemede kamuoyunun şeffaf biçimde bilgilendirilmemesi bir yana; taslağın detaylarına parti liderleri, komisyon üyeleri ve milletvekilleri dahi son anda vakıf olabilmesi, Kürt meselesinde çatışma çözümü bakımından gelinen aşamanın tarihsel önemini gölgede bırakmaz.

Taslağın hazırlanışındaki gizlilik ve şeffaflık eksikliği kaygı yaratsa da yasanın nihai içeriğinin TBMM zemininde tartışılacak olması, süreci kritik bir eşiğe taşımaktadır. Zira kapalı kapılar arkasında şekillendirilen metinlerin toplumsal rızaya dönüşebileceği yegane meşruiyet alanı Meclis’tir. 

Son olarak, her şeye rağmen silahlı çatışmanın 50 yıllık faturası çok ağır oldu. On binlerce can kaybı, işkenceler, infazlar ve öfkeli bir milliyetçiliğin körüklenmesi, demokrasinin önünde büyük bir bariyer oluşturdu. Yöntemsel sakatlıklar ve hukuki belirsizlikler ne kadar yüksek olursa olsun; silahların bırakılması, Kürt sorununun bütünüyle siyasete havale edilmesini öngörüyor. Bu nedenle tek bir canın dahi yitirilmemesi, kanın durması ve sahanın demokratik siyasete açılması her türlü siyasi hesabın üzerindedir.

Menzili doğru bir yolda olan her adım sizi hedefe yaklaştırır.

DEMOKRASİSİZ YOLA ÇIKAN TREN: ÇERÇEVE YASANIN ÇIKMAZI
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.