Beş günlük İran ziyaretim kapsamında Tahran ve Meşhed’de bulundum. Bu ziyaret sırasında İran halkının yaşanan saldırılar karşısında sergilediği duruşa, birlik ve beraberlik ruhuna yakından şahit oldum. Gördüğüm manzara, bende derin bir saygı ve takdir duygusu uyandırdı.
Emperyalist ve Siyonist güçler, başlattıkları saldırıların ardından İran’da İslam Cumhuriyeti’ne muhalif grupların ayaklanacağını, devlet kurumlarının ele geçirileceğini ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kısa sürede çökeceğini hesaplamışlardı. Ancak sahadaki gerçeklik, onların bütün hesaplarını boşa çıkardı.
İlk saldırılarda İslam İnkılabı Rehberi Seyyid Ali Hamaney’in ve bazı komutanların şehit edilmesi, toplumda büyük bir sarsıntıya yol açtı. Fakat İran halkı, yaşadığı bu ağır sarsıntının ardından ordusu ve devlet kurumlarıyla kenetlenerek güçlü bir dayanışma ortaya koydu. Böylece Amerika’nın, İsrail’in ve diğer Batılı güçlerin beklediği tablo gerçekleşmedi.
Aradan 170 gün geçmesine rağmen İran halkı; yağmura, soğuğa ve sıcağa aldırmadan meydanları terk etmiyor. Tahran’ın farklı meydanlarında düzenlenen dayanışma ve direniş programlarından bazılarına ben de katıldım. Yediden yetmişe insanların meydanlarda buluştuğuna, tek yürek hâline geldiğine ve ülkelerine yönelik saldırılara karşı güçlü bir irade sergilediğine şahit oldum.
Tahran’ın ardından Meşhed’e geçtim. İran’ın en önemli şehirlerinden biri olan Meşhed’in kalbinde İmam Rıza’nın mübarek makamı bulunuyor. Her gün on binlerce insan burayı ziyaret ediyor. İran halkının bölüneceği ve şehirlerin teslim olacağı yönündeki dış beklentilerin aksine, Meşhed’de hayatın bütün canlılığıyla devam ettiğini ve halkın dimdik ayakta durduğunu gördüm.
Cuma namazında camiyi dolduran insanların emperyalist güçlere karşı tepkilerini güçlü bir şekilde dile getirmeleri de halkın kararlılığının açık bir göstergesiydi.
Bu ziyaret sırasında bir kez daha gördüğüm en önemli gerçek şudur: Bir ülkenin gücü yalnızca ordusundan, silahlarından veya ekonomik imkânlarından ibaret değildir. Asıl güç; zor zamanlarda halkın ortaya koyduğu iradede, dayanışmada, inançta ve fedakârlıkta saklıdır.
İran halkı; şehitlerin kanının bereketiyle, imanı, tevekkülü, iradesi ve cesaretiyle emperyalistlerin bütün şeytani planlarını, askerî saldırılarını ve kurdukları kumpasları boşa çıkarabileceğini tüm dünyanın gözleri önünde izzetle ispat etti. Yenilmez sanılan güçlü orduların ve en gelişmiş silahların dahi inançlı ve kararlı bir halkın iradesi karşısında hüsrana uğrayabileceğini göstererek tarihin zaferlerle dolu sayfalarına yeni bir destan ekledi.
Şüphesiz bu savaş yalnızca İran’ın savaşı değildir. Bu mücadele, hak ile batıl arasındaki kadim savaşın günümüzdeki bir cephesidir. Aynı zamanda İslam ümmetinin emperyalizme ve Siyonizme karşı verdiği özgürlük ve kurtuluş mücadelesidir.
Tahran ve Meşhed’de gördüğüm manzara, bu gerçeğin açık ve güçlü bir örneğiydi.
İran’dan ayrılırken zihnimde ve gönlümde kalan en güçlü iz; halkın direnme iradesi, birlik ruhu, izzeti ve onurlu mücadelesiydi…. vesselam



