Necmettin Erbakan: 28 Şubat’ın Mühendisi mi, Mağduru mu?
Prof.Dr. Necmettin Erbakan denildiğinde ilk akla gelen, siyonizmle mücadelenin en güçlü simgelerinden biri olduğudur. Millî Görüş hareketini her fırsatta engellemeye çalışan güç odakları, siyonizm ve onun yerli işbirlikçileri karşısında Erbakan her zaman dik bir duruş sergilemiştir. 54. Hükûmet döneminde kendisine uzlaşma ve itaat önerildiğinde “hayır” diyerek tehditlere boyun eğmeyen Erbakan, 28 Şubat sürecinde o ikonik görüntüleriyle, davasına olan sadakatiyle ve fedakârlığıyla tarih yazmıştır.
O, bu ülkede halk tarafından çok sevildiği gibi; partisi içindeki bazı çevreler, siyonist zihniyete sahip yerli odaklar, FETÖ zihniyetli uşaklar ve bazı marjinal yapılar tarafından da hedef alınmıştır. Çünkü o, iç hesaplaşmalarla vakit kaybetmeyecek kadar büyük bir dava eksenine sahipti; vatanı ve ümmeti düşünüyordu.

Avrupa’dan Türkiye’ye Uzanan Yalnız Bir Liderlik
Erbakan’ın Avrupa’daki mühendislik yıllarından itibaren ülkeye bakışı çok farklıydı. Millî Görüş’ü Avrupa’da kurup geliştirirken dahi karşısına engeller çıkarılmış, o dönemde bile oradaki dar zihniyetli çevreler kendisine ayak bağı olmaya çalışmıştır.
Erbakan yalnızdı ve tek başına dev bir aksiyonu, benzersiz bir teşkilatçılığı, liderliği ve dehası olan bir hareketi inşa etti. Ancak ne yazık ki bugün, o büyük mirasın üzerinde oturan eskili yenili birçok isim, Millî Görüş çizgisini ve Erbakan’ın hatırasını taşımaktan uzak kalmaktadır.
Bugünün Siyaseti ve Yeniden Refah Partisi Üzerine Bir Değerlendirme
Düne kadar AK Parti’de siyaset yapmış ve çeşitli bağları bulunan bazı isimler, orada aradıkları yeri bulamayınca soluğu merhum Erbakan’ın kurduğu çizgide, Yeniden Refah Partisi’nde almıştır. Suat Kılıç ve Ali Yüksel gibi isimlerin partide kök salması, parti içinde huzursuzlukları ve kendine buyruk yaklaşımları beraberinde getirmektedir.
Suat Kılıç’ın geçmişteki bazı yaklaşımları ve Erbakan’ı “28 Şubat’ın mühendisi” gibi akıl almaz ithamlarla yaftalayan iddiaları, Millî Görüş tabanında büyük bir rahatsızlık yaratmış; bu durumun sahipleri ise yapılan eleştirilere rağmen pişkinlikle siyaset yapmaya devam etmiştir. Yıllardır bu davanın mutfağında yetişmiş Fehim Adak ve Doğan Bekin gibi isimlerin emeği göz ardı edilerek bu tür kadrolara alan açılması, davanın genetik kodlarına yapılan büyük bir haksızlıktır.
Tabanın Tepkisi ve Yönetimin Sessizliği
Bu durum ayyuka çıkıp tabandan haklı eleştiriler yükseldiğinde, parti içerisindeki bazı isimlerin ve yönetimle bağı olan kişilerin seviyesiz üslupları dikkat çekmektedir. Bu erozyonu yakından gören Genel Başkan Fatih Erbakan ve MYK üyelerinin maalesef sessiz kalması, tabanda derin bir hayal kırıklığı yaratmaktadır.
Partinin mali yapısında ve yönetiminde söz sahibi olan isimlerin, davanın manevi ruhuyla uyuşmayan tutumları ve bu duruma karşı kayıtsız kalınması düşündürücüdür. Erbakan’a iftira atanların disipline sevk edilmemesi, partinin kurucu ilkelerinden uzaklaşmakta olduğunun göstergesidir.
Ahlak ve maneviyattan yoksun bir anlayışla, davanın ruhunu taşımayan ilçe, gençlik ve il başkanlarıyla “Yeniden Büyük Türkiye” idealine ulaşmak mümkün değildir. Ne Gazze davası ne D-8 vizyonu ne de bağımsız Türkiye bilinci taşımayan bu geçici figürler, ilk fırsatta kendi menfaatlerine uygun başka mecralara yelken açacaktır.
Erbakan Hoca’nın ideallerini yaşatmak yerine günü kurtarmaya çalışan bu seküler gidişat karşısında, Millî Görüş‘ün asil evlatlarına düşen görev, davanın özüne sahip çıkmaktır.
Allah herkesin niyetine göre hayırlısını versin; veselâm.

