tr usd
USD
0.15%
Amerikan Doları
47,34 TRY
tr euro
EURO
-0.06%
Euro
53,89 TRY
tr chf
CHF
0%
İsviçre Frangı
57,88 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
2.4%
Rus Rublesi
0,62 TRY
tr cny
CNY
0.24%
Çin Yuanı
6,99 TRY
tr gbp
GBP
0.06%
İngiliz Sterlini
63,16 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.04%
Euro Amerikan Doları
1,14 TRY
bist-100
BIST
-0.95%
Bist 100
13.943,87 TRY
gau
GR. ALTIN
0.34%
Gram Altın
6.175,69 TRY
tr btc
BTC
-0.9%
Bitcoin
2.972.546,00 TRY
tr eth
ETH
-1.9%
Ethereum
87.209,00 TRY
tr bch
BCH
-1.2%
Bitcoin Cash
9.827,47 TRY
tr xrp
XRP
-1.1%
Ripple
50,09 TRY
tr ltc
LTC
-2%
Litecoin
2.089,26 TRY
tr bnb
BNB
-2.2%
Binance Coin
27.307,00 TRY
tr sol
SOL
-2.5%
Solana
3.395,48 TRY
tr avax
AVAX
-5%
Avalanche
291,43 TRY
  1. Haberler
  2. Genel
  3. İDEALİST BİR ENTELEKTÜELİN PRAGMATİK SİYASET YENİLGİSİ

İDEALİST BİR ENTELEKTÜELİN PRAGMATİK SİYASET YENİLGİSİ

Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin yetiştirdiği önemli mütefekkirlerden biridir. Zengin entelektüel müfrezesi ve küresel sistemik dönüşümleri kavrama çabası, onu akademik ve bürokratik kulvarda özgün bir konuma yerleştirmiştir.

Akademisyenlikten başdanışmanlığa, dışişleri bakanlığından başbakanlığa uzanan siyasal çizgisinde, kurumsal birikimini eyleme dökme iradesi belirleyici olmuştur.

Fakat siyaset sahnesi, entelektüel tutarlılıktan ziyade pratik sonuçları ve güç dengelerini ödüllendiren bir yapıya sahiptir. Tam da bu noktada onun hikayesi, idealist bir zihniyetin dünyasının pragmatik  siyaset mekanizması karşısında yaşadığı kaçınılmaz yenilginin panoramasına dönüşmektedir.

Davutoğlu’nun siyasi kariyeri, beklendik eşikler ve sarsıcı kırılmalarla örülüdür. Başbakanlık makamına gelişi ne kadar bürokratik bir meşruiyetin sonucuysa; görevden ayrılışı reel politiğin iç dinamiklerince hazırlanmış beklenmedik bir tasfiye, aktif siyaseti bırakışı ve partisini feshetmesi ise idealist söylemin toplumsal gerçeklikle kuramadığı bağın nihai sonucudur.

7 Haziran 2015 (%40,87) tablosunun sorumlusu hem de 1 Kasım 2015 (%49.50) zaferinin mimarı olması Davutoğlu’nun kendi siyasi hikayesini kurgulama biçiminde son derece ayırt edici bir rol oynar.

Davutoğlu kendi liderlik performansını tanımlarken %49.5’lik rekor oyu “kendi tezi ve meşruiyetinin halktaki karşılığı” olarak okumaktaydı.

7 Haziran 2015, Ak Parti’nin kuruluşundan itibaren tek başına iktidarı kaybettiği ilk genel seçim olarak tarihe geçti. Siyaset bilimi açısından bu sert düşüş (bir önceki seçime göre yaklaşık 9 puanlık kayıp) Davutoğlu’nun idealist söyleminin kitle sosyolojisindeki kırılganlığını gösteriyordu.

1 Kasım’daki %49,5’lik sıçrama ise bir liderlik başarısı değil; 7 Haziran-1 Kasım arasında yaşanan güvenlik eksenli konjonktürün, istikrar arayışının ve Ak Parti’nin konsolide gücünün ortak eseriydi.

Ayrıca 7 Haziran’dan sonrasında çözüm sürecinin sona ermesi, şehir merkezlerine taşınan hendek/barikat çatışmaları, patlayan bombalar ve oluşan güvenlik vakumu; kitle sosyolojisinde ciddi bir kaygı yarattı.

Toplum, belirsizlik ve çatışma ortamında deneysel/koalisyon seçeneklerinden ziyade “güçlü devlet mekanizmasına” ve “güvenliği sağlayacak iktidara” sığındı.

Şehir merkezlerindeki tahribat ve kamu düzeninin bozulması seçmenin “düzen ve kamu otoritesi” lehine tutum almasını tetikledi.

Şehirlerdeki çatışmalar, hendekler ve ardından yaşanan tahliyeler/boşaltmalar nedeniyle yerinden olan muazzam bir mağduriyet ve güvenlik kaygısı yaşayan bölge halkı, bu tablonun faturasını doğrudan HDP’ye kesti.

Çatışmalar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan binlerce seçmen- ki çoğu HDP seçmeniydi- oy kullanamadı. Bu da bölgedeki ikinci en güçlü parti olan Ak Parti’ye yaradı. Bölge halkı hendeklere reaksiyon gösterdi.

Ak Parti bu ortamda merkezin ve güvenlik arayışının tek adresi olarak konsolide oldu.

Ancak Davutoğlu bu sonucu tamamen kendi “siyasi vizyonunun zaferi” olarak içselleştirdi.

Davutoğlu’nun kriz yönetimi performansı, entelektüel söylem ile toplumsal duygu arasındaki makasın ne kadar açıldığını gösteren iki kritik örnekle belirginleşir.

Sur’daki yıkımın ve insan hikayelerin ortasında yapılan ‘Toledo’ benzetmesi, sahadaki acıya yabancılaşmış, elitist ve romantik bir masa başı yaklaşımı olarak hafızalara kazınmıştır.

Benzer şekilde Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırılarından biri olan Ankara Gar Katliamının hemen ardından oy oranlarındaki artışa dikkat çekmesi, toplumsal yası ve etik sorumluluğu ıskalatan ağır bir iletişim hatası olmuştur.

Bu iki söylemsel kaza; Davutoğlu’nun kriz anlarında kitle psikolojisini okuyamadığını, süreci yönetmek yerine retorik düzeyde savunmada kaldığını ve siyasal liderlik sınavında sınıfta kaldığını net biçimde ortaya koyar.

Davutoğlu’nun retoriğinde sıkça başvurulan ‘Gönül Coğrafyamız’ kavramı, entelektüel düzeyde bir kapsayıcılık vaat etse de, uygulamada Orta Doğu ve bölgesel politikada ütopik ve Neo-Osmanlıcı bir fetihçilik illüzyonuna dönüşmüştür. Tarihsel ve kültürel bağları bölgesel bir hegemonyanın meşruiyet zemini yapma çabası, bölge devletlerinin ulus-devlet refleksleri ve sert reel politiği karşısında duvara çarpmıştır.

‘Komşularla Sıfır Sorun’ idealist düsturunun, ‘Gönül Coğrafyası’ romantizmiyle birleşerek Türkiye’yi diplomatik bir yalnızlaşmaya sürüklenmesi; akademi masasında kurgulanan ütopik doktrinlerin, sahada nasıl bir stratejik körlüğe evrilebildiğinin somut kanıtıdır.

Başbakanlık Başdanışmanlığı döneminde siyasal karar alıcıları ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da bu ‘Gönül Coğrafyamız’ ve ‘Stratejik Derinlik’ doktrinine ikna etmiştir. Ne var ki, Arap Baharı’nın yarattığı sert türbülans karşısında bu romantik vizyon ters tepmiş; Türkiye’yi komşularıyla krizli ve bölgesel denklemde izole bir konuma sürüklenmiştir.

Diplomatik stratejinin bu çöküşü, ‘Değerli Yalnızlık’ kavramıyla ahlaki ve ilkesel bir retorik arkasına saklanmaya çalışılsa da, reel politiğin sert yasaları bu ütopik doktrinini tasfiye etmiştir.

Nihayetinde Türkiye’nin ilerleyen yıllarda pragmatik dış politikaya ve bölgesel normalleşmelere zorunlu dönüşü, Davutoğlu’nun dış politika mimarisinin ve idealist yaklaşımının açık bir yenilgisi olmuştur.

Davutoğlu’nun Başbakanlık döneminde 4 bakanın Yüce Divan’a gönderilmesi yönündeki eğilimi, Şeffaflık Paketi, İmar Yasası ve Siyasi Etik Düzenlemesi gibi ısrarları, şüphesiz kişisel hanesine ve toplumsal hafızaya ‘ilkesel ve olumlu’ birer duruş olarak kaydedilmiştir.

Ne var ki, bir entelektüelin ‘temiz toplum ve ilkesel siyaset’ vizyonu olarak öne çıkan bu hamleler; siyasetin pragmatik ve güç odaklı yapısı tarafından iktidarın konsolidasyonunu tehdit eden birer sistematik çatlak olarak algılanmıştır.

Davutoğlu’nun toplumsal meşruiyetini artıran bu normatif çıkışlar, ironik bir şekilde parti içi güç odaklarıyla olan bağını koparmış ve kendini koltuğundan edecek iç tasfiye mekanizmasını tetikleyen en somut kaldıraçlara dönüşmüştür.

Son olarak Davutoğlu’nun Ak Parti sonrası siyasal arayışı, toplumsal beklentileri yönetemediği iki büyük stratejik hatayla son bulmuştur.

İlk olarak, Ali Babacan ile ortak bir sinerji yaratmak yerine ayrı partiler çatısı altında yola çıkılması, kamuoyunda ‘memleket kaygısından ziyade liderlik hırsı’ algısını pekiştirmiş ve dindar-muhafazakar muhalefeti daha doğarken parçalamıştır.

İkincisi ve en sarsıcı kırılma ise, 2023 seçimlerinde kendi logosu ve kurumsal kimliğiyle sandığa gitmek yerine CHP listelerinden seçime girmesidir.

Yıllarca temsil ettiğini iddia ettiği muhafazakar kitle sosyolojisinin değer dünyasıyla bağdaşmayan bu pragmatik hamle, Davutoğlu’nun seçmeniyle son duygusal bağı da koparmıştır.

Sırf parlamentoda temsil edilme uğruna atılan bu adım; ‘ilkesel ve idealist siyaset’ söyleminin, reel politiğin en sığ hesaplarına yenildiğinin hazin bir vesikasına dönüşmüştür.

Davutoğlu’nun muhalif bir aktör olarak karşılaştığı sarsıcı handikaplardan biri de; kendi çıktığı muhafazakar kitle sosyolojisinin geçirdiği zihniyet dönüşümünü hesaba katmamasıdır.

İktidarı koruma ve kazanımları kaybetmeme kaygısıyla hareket eden bu kitle, ahlaki ve ilkesel eleştirilere kapılarını kapatmış; iktidarın yanlışlarını sorgulamaktan kaçınmıştır.

Bu sosyolojik körleşmenin ve pragmatizmin en acı sembolü ise muhafazakar camianın en prestijli akademik projesi olan İstanbul Şehir Üniversitesi’nin kapatılması karşısında sergilenen derin sessizliktir.

Kendi entelektüel ve kurumsal mirasına sahip çıkmayan bir kitleden “etik siyaset ve şeffaflık” çağrılarına destek beklemek, Davutoğlu’nun sosyolojik gerçekliğini okumadaki en büyük yanılgılarından biri olmuştur.

Davutoğlu’nun siyasal pragmatizme yenilgisinin en dramatik göstergesi ise 2023 seçimleri sonrasında yaşanmıştır.

Ağır bir sosyolojik bedel ödenerek CHP listelerinden Meclis’e taşınan 10 milletvekilinin çoğunluğu kısa süre içinde partiden istifa ederek başka partilere geçmesi, stratejik iflasın tablosunu tamamlamıştır.

Seçmeniyle arasındaki duygusal bağı koparma pahasına elde edilen bu kısıtlı parlamenter gücünü bile korunamamış olması; Davutoğlu’nun yalnızca dışardaki aktörlere karşı değil, kendi kadro siyasetinde ve parti içi organizasyonunda da reel politiğin rasyonel gerçekliği karşısında ne kadar kırılgan kaldığını somut bir nişanesidir.

Partiyi kapatma kararı Davutoğlu’nun siyasal yaşamında verdiği en doğru kararlardan biri olabilir.

İDEALİST BİR ENTELEKTÜELİN PRAGMATİK SİYASET YENİLGİSİ
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.