
Siyasi partiler, TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyon’una raporlarını sundular.
Komisyon önemli dinlemeler gerçekleştirdi. Çatışma çözümü uzmanları komisyonda önemli sunumlar yaptılar.
Ancak raporların içeriğine bakıldığında Ak Parti ve MHP, yapılan sunumları görmezden gelmişler. Dinlemeleri hiç dikkate almamışlar. Meseleyi daha çok güvenlik sorunu olarak ele alıyorlar.
DEM Parti, Yeni Yol ve Hüda Par ise meseleyi Kürt sorunu bağlamında ele alıyor.
Ak Parti ve MHP Kürt meselesini terör meselesine indirgemiş olmaları ,“Terörsüz Türkiye” perspektifinin salt çatışmalı sürecin sona ermesini amaç edindiği izlenimini yaratıyor.
Kaldı ki Türkiye’de 10 yıldır bir çatışmalı süreç yaşanmıyor.
DEM Parti’nin sorunu hem Kürt Meselesinin çözümü hem de Türkiye’nin demokratikleşmesi perspektifiyle ele almakta; barış yasaları, demokratik entegrasyon ve hukuki altyapı önerileri sunmakta.
DEM Parti’nin ortaya koyduğu öneriler ve sunduğu perspektifler, bu açıdan son derece önemli.
DEM Parti’nin raporu altı bölüm ve 99 sayfadan oluşuyor.
Raporda Öcalan’ın adı 100 kez zikrediliyor. Buna mukabil Demirtaş’ın adı bir yerde geçiyor.
Rapor, Osmanlı’da Cumhuriyetin kuruluşuna, 12 Eylül 1980 darbesi ile Diyarbakır 5 no’lu cezaevinin Kürt siyasal hareketine etkisine yer veriyor.
İttihatçı miras, Birinci Meclis, 1921 Anayasası, Lozan, 1924 Anayasası’nı “ulus devletleşme sürecinin birbirini tamamlayan halkaları” olarak görüyor, “Kürt meselesinin inkar tarihi” diye niteliyor. (s:8)
Kürt meselesinin çözümsüzlüğünün ülkeye getirdiği maliyet ve yaşamın her alanındaki yıkıcı etkilerine atıf yapılıyor. (s:22)
Demokratik Çözüm perspektifi ve Barış stratejisinde Abdullah Öcalan’ın rolü başlığı altında PKK’nın 1970’lerde Ankara’da Marksist-Leninist bir çizgide bağımsız bir Kürdistan hedefiyle yola çıktığı geniş olarak anlatılıyor. 1999 sonrasında “Demokratik Modernite” ve “Demokratik Cumhuriyet” eksenine yeni bir paradigma geliştirmesine yol açmıştır” deniliyor. (s:28)
Öcalan’ın baş Aktör olduğu vurgulanıyor. (s:32)
Demokratik entegrasyon yasaları ve özgürlük yasaları, diğer adıyla geçiş dönemi yasası-ki bu barış yasası olarak adlandırılıyor- başka bir ifadeyle, kendisini fesheden örgütün üyelerinin entegrasyonlarının usul ve esaslarını düzenlemek üzere çıkarılmış bir yasa olarak kurgulanması isteniyor. (S:35)
Ve umut hakkı talep ediliyor.
Barış sürecinin geldiği aşamada, çözümün kalıcı, kapsamlı ve sürdürülebilir olabilmesi için sürecin baş aktör ve muhataplarının rollerinin, doğru ve gerçekçi biçimde tanımlanması zorunludur. Abdullah Öcalan’ın barış sürecindeki konumu ve hukuki statüsü özel bir önem arz etmektedir.
27 Şubat tarihinde yaptığı Barış ve Demokratik toplum çağrısı ile süreci yeni bir evreye taşımıştır. Bu çağrının ardından PKK’nın kendini feshetme ve silah bırakma yönünde attığı adımlar, Öcalan’ın süreçteki kritik rolünü ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla Öcalan’ın konumu sıradan bir tutuklu statüsü içinde ele alınmaz.
Umut hakkı, ömür boyu hapis cezası alan mahpusların cezalarının belirli bir süreden sonra gözden geçirilmesini ve yeniden serbest kalma ihtimaline erişmelerini güvence altına alan evrensel bir hukuk ilkesidir. (s:37)
Barışın toplumsallaşması adına Öcalan; istediği kişi, heyet ve basın mensubuyla görüşebilmeli. (s:39)
Türkiye genelinde kara mayınlarının temizlenmesi talep ediliyor.
Barış süreci gereklerine uygun kamu yöneticileri atanmalı.
Yol kontrol ve kimlik sorgulaması ülkenin batısındaki standart seviyesine indirilmelidir.
Belediyelerin Kürtçe dilinde hizmet vermesi ve Kürtçeyi hizmetlerinde kullanması önündeki engeller kaldırılmalı, özellikle şehir içinde yaya haklarıyla ilgili trafik işaretleri Kürtçe yapılabilmeli. (s:40)
Kayyım rejiminin sonlandırılması ve seçilmiş yetkililerin iadesi talep ediliyor. (s:41)
Anadilde eğitimin önündeki yasal engeller kaldırılmalı, anadilinde çok dilli eğitim modelleri geliştirilmelidir.
Kürt dili ve Edebiyatı bölümleri çoğaltılmalı ve bu bölümlerden mezun olanların “anadil öğretmeni” olarak istihdamının önü açılmalı.
Sağlık bakanlığının tüm hizmetlerinde Kürtçe başta olmak üzere anadilde bilgilendirme ve hizmet sunumu yaygınlaştırılmalıdır. (s:68)
Kürtçe televizyon, gazete, ajans ve dijital platformların güçlenmesi için uygun hukuki ve mali ortam sağlanmalıdır. (s:69)
TBMM Genel Kurulu’nda Kürtçe ifadelerin tutanaklara “bilinmeyen dil” şeklinde değil, Kürtçe olarak kaydedilmeli.
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki üniversiteler ile Türkiye’deki Kürtçe Enstitüleri olan üniversiteler arasında akademik iş birliği geliştirilmeli. (s:70)
İstanbul ve Diyarbakır başta olmak üzere uygun olan illerde Kürtçe dilinde eğitim veren üniversiteler açılmalıdır.
Kürtçe hutbelere izin verilmeli, medreselere resmi statü tanınmalıdır.
2026 yılı “Ehmed-e Xani Yılı” ilan edilmelidir.
Şeyh Said, Seyit Rıza ve Said-i Nursi gibi şahsiyetlerin mezar yerleri açıklanmalı.
Kürtçe köy isimleri iade edilmelidir.
Koruculuk sistemi lağvedilmeli ve korucuların silahları toplanmalıdır.
Mahmur halkının geri dönüş hakkı güvence altına alınmalıdır. (s:84)
DEM Parti’ni bu somut önerilerine karşı Ak Parti ve MHP teslimiyet ve fesih kavramlarını öne çıkarıyor.
MHP, örgütün kendini lağvetmesini en başa koyuyor. Anayasa’nın ilk dört maddesi ve üniter yapı gereği, Türkçe dışındaki dillerin eğitim dili olmasına kesinlikle karşıdır.
Ak Parti ve MHP Eve dönüş/ Pişmanlık yasası benzeri, örgütün feshinden sonra silah bırakanlar için özel hukuki düzenlemeyi ima ediyorlar.
MHP “Kürt Sorunu” ifadesini reddeder; meseleyi bölücü terör ve baka sorunu olarak görüyor.
MHP üç aşamalı düzenleme öneriyor: Silahların imhası sonrası teslim, adli süreç, rehabilitasyon. Kamu davasının 5 yıl ertelenmesi.
Umut hakkı için örgüt lağvedilirse gündeme gelebilir deniliyor.
MHP ve Ak Parti sürecin bir “pazarlık” veya “müzakere” olmadığını, devletin terör örgütüyle masaya oturmadığını, aksine devletin koyduğu kurallar çerçevesinde (teslimiyet/fesih) ilerleyen bir süreç olduğunu vurgular.
Ak Parti, hedefin “Terörsüz Türkiye olduğunu belirterek, örgütün varlığının sona ermesi nihai amaç olarak koyuyor. (s:59)
MHP, PKK’nın ilgili ve ilişkili tüm yapılarıyla birlikte kendini feshetmesi ve silahsızlandırılması sonrası ortaya çıkan döneminin güvenlik mimarisinin çok iyi tasarlanması gereğine vurgu yapar. (s:99)
Ak Parti ve MHP raporlarında demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümüne yönelik bir yaklaşım içinde olmadıkları, silahlı güçlerin tasfiyesine odaklandıklarını göstermektedir.
PKK’lılara dair yasal düzenlemenin “müstakil ve geçici” olması gerektiği vurgulanıyor ve bu adım için ise silah bırakma ve tasfiyenin devlet tarafından tespit ve teyit edilmesi şartı öne sürülüyor.
Ak Parti Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üzerinde durmaktadır.
Çözüm, Suriye’deki entegrasyon sürecine ve 10 Mart mutabakatının hayata geçirilmesine bağlanıyor ki Suriye’de işi yokuşa süren HTŞ’dir.
Ak Parti ve MHP raporlarına bakıldığında çözüm sürecinin asıl amacının Suriye’deki Kürt oluşumunun yasal bir statüye kavuşmasını engellemek, mümkünse tüm örgütlü Kürt yapılarına son vermek.
İktidarın somut adım atmadaki isteksizliği Suriye’deki gelişmelere bağlanabilir.
CHP şeffaflık vurgusu yapıyor. Hukuk devletinin tesisi, AİHM kararlarının uygulanmasını öne çıkarıyor.
CHP, uluslararası hukuka uyumu bir zorunluluk olarak görür. Hukuk devletinin yeniden tesisi için Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının amasız ve fakatsız uygulanmasını, yargının siyasetin vesayetinden kurtarılmasını gereğine değiniyor. (s:8)
Nevroz’un tatil olması, Dersim arşivlerinin açılması ve yerleşim yerlerine eski isimlerin iadesi ve koruculuk sisteminin kaldırılması gibi talepleri CHP için ileri adımlardır.
CHP’nin RTÜK’ün yapısında değişiklik talebi ve TRT’nin özerkleşmesini savunması (s:46) süreci alakadar eden bir konu değil.
Savunma Projelerinin (ANKA, KIZILELMA) desteklenmesinin talep edilmesi süreçle ne ilgisi var merak konusu.
YENİ YOL Grubunun raporu kapsamlı ve profesyonelce hazırlanmış.
Temel hak ve özgürlüklere kapsamlı değinilmiş, adalet-demokrasi ve özgürlüklere ilişkin önemli öneriler yer alıyor.
İfade özgürlüğünün anayasal güvenceyle güçlendirilmesi, AİHS ve AİHM içtihatlarına uygun olarak yeniden düzenlemesi talep ediliyor (s:19)
Kuvvetler ayrılığı ve insan hakları ihlalleriyle etkin mücadele vurgusu önemli.
Anadili öğretim ve anadilde eğitim ve anadil kullanımının önündeki engeller kaldırılmalı ve bu haklar anayasal güvence altına alınmalıdır deniliyor. (s:20)
Türkiye vatandaşlığı vurgusu da ayrı bir öneme sahip.
Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu kabul edilmeli deniliyor.(s:20)
AİHM ve AYM kararları uygulanmalı.
Din ve Vicdan özgürlüğü bölümünde Alevilere örgütlenme özgürlüğü talep ediliyor, kayyım uygulamaları eleştiriliyor.
Köy koruculuğun yeni dönem ihtiyaçlarına göre revize edilmesi talep ediliyor.
HÜDA PAR’ın raporunda ise “PKK Silah bıraksa da bırakmasa da örgüt kendini feshetse de etmese de Kürt halkının gasbedilen hakları iade edilmeli, dil ve kimlik önündeki anayasal ve yasal engeller kaldırılmalıdır” ifadesi yer alıyor.
Raporun son bölümde “Kürt Meselesine Dair Çözüm Önerileri” başlığı altında 15 maddelik somut çözüm önerileri sıralanıyor.
Malazgirt ruhuna vurgu var.
Silahlı mücadele ile Kürt meselesi ayrıştırılıyor.
PKK’nin Kürt meselesinin ortaya çıkardığı sosyo-politik zeminden beslendiği ancak aynı zamanda bu meselenin çözümünün önünde ciddi engel oluşturduğu ifade ediliyor.
Sonuç bölümünde bin yıllık İslam kardeşliğine vurgu yer alıyor ki bunun bir karşılığı kaldığını düşünmüyorum.
Raporda yer alan şu öneriler önemli: Darbe ürünü 1982 Anayasası yerine vesayetçi, tek tipçi, ötekileştirici unsurlardan ve her türlü ideolojik dayatmadan arındırılmış, halkın inanç değerleriyle uyumlu, adalet ve eşit vatandaşlık temelinde yeni bir anayasa hazırlanmalıdır.
Anayasa’nın 66. Maddesinde yer alan vatandaşlığı etnik kökene bağlayan ifadeden vazgeçilmelidir. Türkler ve Kürtler, bu ülkenin asli kurucu halkları olarak kabul edilmelidir. Başta vatandaşlık tanımı olmak üzere, anayasa ve sistemin bütün resmi literatürüne hakim olan ayrımcı söylemler ayıklanmalıdır.
Kürtçe, eğitim dili olarak kabul edilmelidir. Anayasa’nın 42. Maddesindeki ‘Türkçeden başka hiçbir dil ana dil olarak okutulamaz’ hükmü değiştirmeli; ‘Devlet, Türkçe’nin yanında vatandaşların anadillerini öğrenmelerini ve bu dilde eğitim almalarını güvence altına alır’ hükmü getirilmelidir.
Başta Şeyh Said olmak üzere, halkın saygı duyduğu Kürt alimlerine geçmişte yapılan zulümler resmen kabul edilmeli, devlet adına özür dilenmeli deniliyor.
Ve Said Nurs-i, Şeyh Said ve Seyit Rıza’nın mezar yerlerinin açılması talep ediliyor. (s:42)
Tüm partilerin ortaklaştıkları nokta çözümün adresi TBMM olduğudur.




