
Sahici biçimde örgütlenmiş sivil toplumun önümüzdeki dönemin yeni ve bağımsız güç parametrelerinden biri haline gelmesi yalnız mümkün değil, sistemin mevcut krizinin açtığı en önemli tarihsel imkânlardan biri olabilir. Fakat burada “sivil toplum” derken bugün yaygın biçimde anlaşılan STK modelinden çok farklı bir şeyi kastetmek gerekir.
Mevcut sivil toplumun önemli bir bölümü zaten eleştirilen sistemin içerisinde doğuyor; onun finansman araçlarını kullanıyor, onun hukuk kategorileriyle örgütleniyor, onun uzmanlık dilini konuşuyor, onun gündemlerine reaksiyon gösteriyor ve çoğu zaman devlet, sermaye veya uluslararası fon yapılarının bıraktığı alanlarda faaliyet gösteriyor.
Böyle bir sivil toplum yeni bir güç merkezi değil, mevcut güç mimarisinin alt sistemlerinden biri olabilir.Küresel düzeyde mütemadilik kazanan krizin kaynağı yalnız yönetim hataları olmayabilirModern yönetim sistemleri insanı giderek daha fazla ölçülebilir bir değişkene dönüştürdüler.Seçmen.Tüketici.Çalışan.Vergi mükellefi.Müşteri.Kullanıcı.Veri noktası.Risk profili.Demografik kategori.Bunların her biri insanın gerçek bir yönünü ölçebilir. Problem, parçanın insanın kendisi zannedilmesiyle başlıyor.İnsan ekonomik aktör olarak modelleniyor; fakat anlam ihtiyacı modele girmiyor. Tüketici olarak modelleniyor; fakat itminanı girmiyor. Seçmen olarak modelleniyor; fakat şahsiyeti girmiyor.
Çalışan olarak modelleniyor; fakat varlık nedeni girmiyor.Böylece sistem giderek daha fazla veri topladığı halde insanı giderek daha az anlayabilir.Bu paradoks önemlidir.Çünkü model yanlışsa veri miktarının artması problemi çözmez. Yanlış ontolojinin üzerine yapay zekâ koyduğunuzda yalnızca yanlış ontolojinin hesaplama kapasitesini artırmış olabilirsiniz.Buradan daimi bir kriz ihtimali doğuyor.
İnsan bozuldukça yönetilebilir değil, öngörülemez hale gelebilirKontrol sistemlerinin paradokslarından biri budur.İnsanın bağımsızlığını azaltırsınız. Sorumluluğunu azaltırsınız. Topluluklarını zayıflatırsınız.Aileyi zayıflatırsınız.Yerel dayanışmayı zayıflatırsınız.
Anlam dünyasını parçalarsınız.Sonra onun yerine merkezi sistemler koyarsınız.Bir süre için yönetilebilirlik artar. Fakat belli bir noktadan sonra ortaya çıkan insan artık kendi kendisini yönetme kapasitesini kaybetmeye başlayabilir.Bunun sonucu sadece ahlaki değildir; sistemik bir maliyet üretir.Daha fazla psikolojik kırılganlık, daha fazla yalnızlık, daha fazla bağımlılık, daha fazla toplumsal güvensizlik, daha fazla kutuplaşma, daha fazla suç, daha fazla kamu harcaması, daha fazla gözetim, daha fazla düzenleme, daha fazla bürokrasi gerekir. Sonra sistem kendi ürettiği bozulmayı kontrol etmek için yeni kontrol sistemleri kurar. Bu sistemler yeni yan etkiler üretir.Onları yönetmek için başka sistemler gerekir.Ve sonunda yönetim maliyeti geometrik olarak büyümeye başlar.
Belki de “daimi kriz” denilen şeyin teorik çekirdeği burada olabilir:Sistem insanı yönetilebilir hale getirmeye çalışırken insanın kendi kendisini yönetmesini sağlayan fıtrî kapasitesini tahrip etmişse, sonunda yönetmek zorunda olduğu problem miktarını kendisi üretmeye başlar. Bu durumda kriz finansal olmaktan çıkar. Antropolojik krize dönüşür ve antropolojik kriz para basarak çözülemez.
İşte tam burada sivil toplum olağanüstü önem kazanıyor.Çünkü devletin ve piyasanın yapamadığı bir şeyi yapabilecek üçüncü alan burasıdır:İnsanın yeniden özne haline gelmesi.Ama bunun için sivil toplumun yardım dağıtan, proje yazan, rapor hazırlayan, konferans düzenleyen organizasyon olmaktan çıkması gerekir.Yeni sivil toplumun temel üretimi insan olmalıdır.Şahsiyetli insan. Sorumluluk sahibi insan.Bilgi üretebilen insan.
Birlikte hareket edebilen insan.İnisiyatif kullanabilen insan.Ekonomik olarak tamamen bağımlı olmayan insan.Yerel problemini çözebilen insan.Üreten insan.Paylaşan ve iş birliği yapan insan.Devletten veya şirketten emir beklemeden ortak iyilik üretebilen insan.Burada sivil toplum ilk defa gerçekten güç parametresine dönüşür.
Çünkü gücün tanımını değiştirmiş oluyoruz.
Gücü yalnızca:para + silah + devlet + teknolojiolarak tarif edersek sivil toplum hiçbir zaman büyük devletlerle veya küresel sermayeyle yarışamaz.
Fakat güç:insan + güven + bilgi + organizasyon + üretim + dayanışma + meşruiyet + ortak anlam + paylaşım + koordinasyon kapasitesiolarak tarif edildiğinde denklem tamamen değişir.
Devletin seksen beş milyon vatandaşı olabilir.Fakat birbirine güvenen, birbirini tanıyan ve gerektiğinde koordineli hareket edebilen bir milyon insanın oluşturduğu ağ başka türden bir potansiyeldir. Çünkü sayı ile organizasyon aynı şey değildir.Ve mevcut sistemin en büyük zaaflarından biri tam burada olabilir.Merkezî sistemler muazzam sert güç, yumuşak güç, akıllı güç üretebilirler.Para bulabilirler.Kanun koyabilirler.
Vergi toplayabilirler.Orduları vardır.Veri merkezleri vardır. Algoritmaları vardır. Fakat sahici insan ilişkisini merkezden üretemezler.Güveni kararnameyle oluşturamazsınız.Dostluğu fonlayamazsınız.Fedakârlığı satın alamazsınız.Şahsiyeti algoritmayla üretemezsiniz.Aidiyeti reklam kampanyasıyla uzun süre sürdüremezsiniz.Anlamı dağıtamazsınız.
Bunların tamamı insan-insan ilişkisinde oluşur.Dolayısıyla merkezî gücün en zayıf olduğu yer, paradoksal biçimde insan hayatının en temel alanıdır.Yeni sivil toplumun büyük avantajı buradan çıkarDevlet yukarıdan aşağıya örgütlenir.Şirket sermaye etrafında örgütlenir.Yeni sivil toplum ise ilişki etrafında örgütlenebilir.Bu durumda ortaya klasik piramide rakip başka bir mimari çıkar: toplumsal ağ.Ama rastgele network değil.Yerel düğümleri güçlü, kendi kendisini yönetebilen, birbirleriyle ortak ilkeler üzerinden bağlantı kurabilen, bilgi paylaşan fakat bütün kararlarını merkeze bırakmayan bir ağ.Burada çok önemli bir organizasyon ilkesi var:Merkezde hüküm, çevrede inisiyatif.Merkez her şeyi yönetmez.Merkez ortak hakikat tasavvurunu, temel ilkeleri, ahlaki sınırları ve stratejik istikameti korur.Yerel yapılar kendi şartlarına göre üretir, örgütlenir, karar verir, sorun çözer.Böylece hem dağınıklık engellenir hem merkezî tahakküm oluşmaz.Bu, mevcut matruşka sistemlerinin karşısına başka bir matruşka çıkarabilir. Fakat çok önemli bir farkla:Mevcut sistemler yukarı doğru çıktıkça bilgiyi daraltıyorsa, bu sistem bilgiyi aşağı doğru çoğaltmalıdır.Mevcut sistemler insanı araçsallaştırıyorsa, bu sistem insanı amaç ve özne olarak kabul etmelidir.Mevcut sistemler bağımlılık üretiyorsa, bu sistem yeterlilik üretmelidir.Mevcut sistemler kontrol ediyorsa, bu sistem sorumluluk kazandırmalıdır.Mevcut sistemler seyirci üretiyorsa, bu sistem kurucu ve özne insan üretmelidir.Fakat burada çok büyük bir risk vardır.Sivil toplum güçlenirken mevcut sistemler tarafından kolaylıkla absorbe edilebilir.Para verilir.Projeleştirilir.Profesyonelleştirilir.Bürokratikleştirilir.Prestij verilir.Liderleri sisteme alınır.Söylemi yumuşatılır.
Radikal soruları faaliyet raporlarına dönüştürülür.Bir süre daha insanın ve toplumun fıtratına uygun inşa, gayret ve yaşama süreci devam eder fakat kurucu mahiyetini kaybeder.
Dolayısıyla bağımsızlığın temel şartlarından biri ekonomik bağımsızlıktır.Ama yalnız ekonomik bağımsızlık yetmez.Epistemik bağımsızlık gerekir.Kendi kavramlarını üretebilmelidir.Kültürel bağımsızlık gerekir.Başarıyı mevcut sistemin ölçüleriyle değerlendirmemelidir.Teknolojik bağımsızlık derecesi gerekir.Bütün iletişim ve hafızasını kontrol etmediği altyapılara teslim etmemelidir.
Ve en önemlisi:Ontolojik bağımsızlık gerekir.
İnsan, hayat, başarı, güç, zenginlik, özgürlük, adalet ve iyilik hakkında mevcut sistemin hükümlerini kabul edip sadece onun politikalarına muhalefet eden bir hareket gerçekten alternatif değildir.Burada özgün bir çerçeve başka bir anlam kazanıyor. Fıtrat meselesi yalnızca felsefi veya dinî bir tartışma olmaktan çıkar.Alternatif toplumsal organizasyonun işletim sistemi haline gelir.Çünkü esas soru:“Mevcut sisteme karşı mıyız?” değildir.Asıl soru:“İnsan nasıl bir varlıktır ve insanın fıtratına uygun toplumsal organizasyon nasıl olmalıdır?” olur.Bu soruya sahici cevap verebilirse siyaset başka türlü kurulur.Ekonomi başka türlü.
Eğitim başka türlü.Aile başka türlü.Çalışma başka türlü.Dayanışma başka türlü.Liderlik başka türlü.Bilgi başka türlü.Teknolojiyle ilişki bile başka türlü kurulur.Ve böylece mevcut sisteme karşı mücadele eden bir organizasyon değil, mevcut sorun, sıkıntı ve krizlere çözüm olabilecek farklı ve doğal bir yaşayabilme kapasitesi üreten bir toplumsal alan ortaya çıkar.Gerçek güç tam burada başlıyor.Belki geleceğin büyük mücadelesi devlet-devlet arasında olmayacakBir tarafta giderek merkezileşen:sermaye + devlet + teknoloji + veri + algoritmagücü;diğer tarafta ise:insan + topluluk + anlam + güven + yerel üretim + bilgi + dayanışma gücü ortaya çıkabilir.
Bunların mutlaka birbirlerini yok etmeleri gerekmez. Fakat aralarında insanın ne olduğuna ilişkin çok temel bir gerilim oluşabilir.Ve burada çok ilginç bir tarihsel ihtimal söz konusu olabilir.Sivil toplum devletin alternatifi olmak zorunda değildir; devlet ile insan arasındaki kaybolmuş insan fıtratına ilişkin mahiyeti ve toplumsal dokuyu yeniden inşa ederek devletin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm ihtimali olabilir.Çünkü çözülen toplumun üzerinde sağlıklı devlet uzun süre yaşayamaz.
Devlet her toplumsal problemi kendisi çözmeye başladığında büyür fakat aynı zamanda kırılganlaşır.Sahici toplum ise problemlerin önemli bölümünü daha devlete ulaşmadan çözebilir.Aile çözer.Mahalle çözer.Meslek topluluğu çözer.Yerel dayanışma çözer.Sivil organizasyon çözer.Devlete gerçekten devletlik işler kalır.Bu nedenle yeni bir sivil toplum modeli anti-devlet değil, devleti asli fonksiyonlarına geri çağıran bir model olmalıdır.Ve bütün bunları bir araya geldiğinde daha büyük bir ihtimal ortaya çıkabilir.
Eğer mevcut küresel krizin derininde insanın fıtrî bütünlüğünün bozulması bulunuyorsa, yeni dönemin gerçek kurucu gücü en fazla sermayeyi veya teknolojiyi kontrol eden değil, insanın yeniden insan olmasını mümkün kılan organizasyon biçimini keşfeden taraf olabilir.Bu durumda sivil toplum tali bir sektör olmaktan çıkar. Ekonomi, eğitim, kültür, dayanışma, bilgi üretimi, yerel yönetim, toplumsal denetim ve insan yetiştirme fonksiyonlarını birbirine bağlayan dördüncü bir güç alanına dönüşür.
Ve belki de üzerinde çalışılması gereken bir sivil toplum üst-ekosistemi fikrinin teorik zemini tam da bunu sağlayabilir: iktidarı ele geçirmek değil, toplumun kendi kendisini yeniden kurabilme kudretini üretmek.

