Hayat insana iki farklı çağrıyı aynı anda yapar: Biri kalbin derinliklerinden yükselen şefkat çağrısı, diğeri hayata karşı sağlam durmaya davet eden irade çağrısı. İkisini bir arada taşımak çoğu zaman kolay değildir. Ya kalbimizi fazlasıyla sertleştirip merhameti yitiririz ya da kalbimizi haddinden fazla yumuşatıp irademizi gevşetiriz. Oysa insanın kemâli, bu iki gücün dengesiyle mümkündür.
Cahit Zarifoğlu’nun “Kalbinizi yumuşatın, ama iradeniz sert olsun. Kelimelerinizi yumuşatın ama nüfuzunuz kuvvetli ve derin olsun.” sözü tam da bu dengeye işaret eder. Yumuşak kalp, insan olmanın, insan kalabilmenin aslıdır. Kalbi yumuşak olan insan kırmaz, incitmez, başkasının derdini kendi derdi bilir, merhametle yaklaşır. Ama bu yumuşaklık, iradeyi zayıflatmamalıdır. Zira irade, insanın kendine ve değerlerine karşı dimdik ayakta durma gücüdür.
Bugünün insanı çoğu zaman ya “katı irade” adına kalbini taşlaştırıyor ya da “yumuşak kalp” adına iradesini gevşetiyor. Oysa gerçek insan, kalbinin merhametini kaybetmeden iradesini çelik gibi tutabilendir. Zarifoğlu, bize işte bu incelikli dengeyi hatırlatıyor: “Yumuşak bir kalp, sert bir irade.”
Aynı şey sözlerimiz için de geçerli. Kelimelerimiz yumuşak olmalı; yani incitici, kırıcı, hoyrat olmamalı. Ama bu yumuşaklığın içinde derin bir nüfuz, sarsıcı bir etki barınmalı. İnsan, konuştuğunda tesir bırakmalı; sözü boşa gitmemeli. Nezaketli olmalı ama sözünün içi boş olmamalı. Bir bakıma, kelimenin şekli yumuşak, özü güçlü olmalı.
Tarihte büyük şahsiyetlerin hayatına baktığımızda bu dengeyi net şekilde görebiliriz. Peygamberler, âlimler, büyük mütefekkirler… Kalpleri rahmetle doluydu ama iradeleri dimdikti. Sözleri yumuşaktı ama sözlerinin gücü dağları yerinden oynatıyordu. Onların büyüklüğü, işte bu iki zıt gibi görünen özelliği birlikte taşıyabilmelerinden kaynaklanıyordu.
İnsan ilişkilerinde de bu ölçü yol göstericidir. Kalbi sert bir insan başkasını incitir; iradesi gevşek olan ise hayatın dalgaları arasında sürüklenir. Sözü kırıcı olan yalnızlaşır; nüfuzu olmayanın ise sözü unutulur gider. Gerçek olgunluk, kalbiyle iradesini, sözüyle tesirini dengeleyebilenlerde bulunur.
Zarifoğlu’nun sözünde çağımıza da bir eleştiri gizlidir. Çünkü modern insan ya hırçınlaşarak herkese karşı sertleşiyor ya da gevşeyerek hiçbir meselede duruş göstermiyor. Sözleri ya kırıcı oluyor ya da içi boş bir nezaketle geçiştiriliyor. Oysa insan hem merhametli hem kararlı; hem nazik hem tesirli olabilir. Bunun adı, aslında irfanın dengesi, insanlığın asaleti, ahlâkın güzelliğidir.
Sonuçta kalbin yumuşaklığı, iradenin sertliğiyle; kelimenin nezaketi, nüfuzun gücüyle birleştiğinde ortaya gerçek insan çıkar. Zarifoğlu’nun öğüdü de bize bunu hatırlatır: Merhameti zayıflıkla, nezaketi etkisizlikle karıştırmayın. Yumuşayın ama dağılmayın. Nazik olun ama boş kalmayın.




