22 Ekim 2024 tarihinde MHP lideri Devlet Bahçeli’nin TBMM’de yaptığı Abdullah Öcalan’ın Meclis’e gelip DEM grubunda konuşması çağrısına, Abdullah Öcalan, 27 Şubat tarihinde “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”sıyla cevap verdi. Ardından PKK 5-7 Mayıs tarihleri arasında kongresini gerçekleştirdi.
Kongre kararları ise 12 Mayıs tarihinde kamuoyuna açıklandı. Yapılan açıklamada silahlı mücadelenin sonlandırıldığı, buna mukabil siyasi mücadelenin yükseltileceği mesajı verildi.
Açıklamada çoğulcu, eşitlikçi ve demokratik bir toplum inşası için üzerimize düşeni yapacağız denildi.
41 yıllık silahlı bir oluşumun kendini feshetmesi önemli ve tarihi bir olaydır.
Bizim kuşağımız çatışmalı süreçle yaşlandı. Gençlik çatışmasız bir süreci bilmez.
Bu kararla PKK, Büyük Kürdistan hayaliyle başladığı serüvenine, konfederalizm ve özerklik aşamalarını geçerek kültüralist taleplerden de vazgeçecek demokratik toplum istasyonuna geldi.
Silahların terk edilmesi Kürt mahallesinde memnuniyetle karşılandı. Zira Kürtlerin hak ve özgürlük talepleri, bundan böyle silahların gölgesinde değil, siyaset zemininde gündeme taşınacaktır.
PKK’nin silah bırakması yalnızca çatışmalı sürecin sona ermesi değil, bir dönemin de kapanmasıdır. Böylece devletin beka sorunu söylemine ve güvenlik paradigmasına sığınma gerekçeleri de ortadan kalkmış oluyor.
Öte yandan PKK’nin fesih kararından sonra İmralı’ya giden heyete Öcalan’ın verdiği notta: “Kardeşlik hukuku üzerinden yeni bir sözleşmeye ihtiyaç var.” sözü, sürecin bundan sonraki aşamalarının bu doğrultuda şekilleneceğinin işaretidir. Burada, silahları bırakmanın özgürlük talebinden vazgeçmek anlamına gelmediği vurgusu var.
Sürece dair toplumun farklı kesimlerinden birtakım kuşkular gözlemleniyor.
Bunun iki nedeni var: Birincisi, süreç şeffaf yürütülmüyor. Kapalı devre yürüyen bir süreç var. Sorunun adı konulmadığı gibi çözüm konusunda da somut bir şey ortaya koymuyor devlet. Güvene dayalı yürüyen bir süreç var; oysa güvenceler üzerinden yürümesi gerekir.
İkincisi ise iktidar cenahı, sürecin toplumsallaşmasına yönelik adımlar atmaktan imtina ettiği gibi, demokrasi ve hukuk devleti vurgusu dillendirilmiyor. Süreç ilkelerle ve yöntemlerle yürütülmüyor. Bu da kuşku uyandırıyor.
Yasal ve anayasal değişiklikler gerektirmeden, sadece hukukun uygulanmasıyla sürece güven artırılabilir.
AİHM kararı uygulansa Selahattin Demirtaş serbest kalır ki, süreçle ilgili önemli bir kavşak aşılmış olur. Yerine kayyum atanan seçilmiş belediye başkanları görevlerine iade edilebilir ve silah bırakıldığı için askeri güç kullanmaktan vazgeçilebilir.
PKK kendini feshettiğine göre, örgütsel faaliyetle suçlanan insanların da içeride tutulmaması gerekir.
- * *
Bir de süreç karşıtları var.
Bunları iki kategoride değerlendirmek mümkün.
Birincisi, Kemalist solcular ile MHP dışında kalan milliyetçi kesim. Kürt nefretiyle rant sağlayan, ırkçılığı kendilerine ideoloji haline getirmiş bir kitle. Bunlar Kürtleri kendi eşitleri olarak görmemektedirler. En büyük korkuları Kürtlerle eşit olmak. Kürtleri alt kimlik olarak görüyorlar. Kendilerini efendi olarak görüyor ve ülkenin tek sahibi olduklarını iddia ediyorlar. Mevcut statükonun devam etmesi gerektiği düşüncesine sahipler. Kürtlerin hak ve hukuklarının masaya gelmesini bir felaket senaryosu olarak sunuyorlar.
Anadil gibi meşru ve masumane bir hak talebini bile bölünme paranoyasıyla açıklayarak ülkenin temeline yerleştirilmiş bir dinamite benzetiyorlar.
Amin Maalouf’un Fransız Akademisi’ne kabul konuşmasında belirttiği gibi “Eşitsizlik meşru kılındığı anda, barbarlığın yoluna sapılır.”
Bir başka etken de, sürecin başarılı olması halinde bunun Erdoğan’a yarayacağı düşüncesi. Bu kaygı, söz konusu kesimleri süreç karşıtlığında birleştiriyor.
Sürecin olumlu sonuçlanmasının, iktidarın kötü gidişatını tersine çevirme potansiyeline sahip olduğunu vurgulayarak, PKK’nın silah bırakmasını iktidara atılan bir can simidi olarak algılıyorlar.
41 yıllık çatışmalı sürecin sonlandırılması doğal olarak iktidara psikolojik bir üstünlük sağlar. Kürlerle iktidar arasındaki mesafeyi daraltabilir.
Sürece karşı çıkan bir başka grup ise Kürt milliyetçileri.
Bu kesim, PKK silahlı mücadele verirken karşı çıktıkları gibi, silah bırakırken de karşı çıkıyor.
Öcalan’ın teslimiyetçi bir tutum sergilediğini, devletin tezlerinin karşılıksız kabul edildiği varsayımından yola çıkıyorlar. Hatta Öcalan ihanetle dahi suçlanıyor bu kesimce.
Rojava, bu kesimin düşüncelerinin test edileceği alan olacak. Kürtler mevcut statünün gerisine düşecek bir çözüme razı olurlarsa- ki bu ihtimal var- haklı çıkacaklar ve genel olarak Kürt siyasal hareketi ciddi bir irtifa kaybı yaşayacaktır.
Devletin Kürt meselesini ele almadan, varlığını kabul etmeden süreci teröre indirgeyerek yürütmek istemesi, süreç karşıtlarının önemli bir argümanı.
Ayrıca devletin de herhangi bir adım atmadığını, sürecin tek taraflı olarak ilerlediğini belirtiyorlar ki, bunun da haklılık payı var. Devletin sürece yönelik yaklaşımına (AK Parti kanadı) şüpheler devam ediyor. İnfaz yasasının sonbahara bırakılması, işin ağırdan alındığının göstergesi. Bekle gör politikası da izlenmiş olabilir.
Ayrıca KCK eş Başkanı Bese Hozat’ın “Suriye’de muhtemel bir Kürt devletini Önder Apo önledi” söylemi milliyetçi Kürtleri haklı çıkarır nitelikte.
Devletin Öcalan için biçtiği Kürt siyasal hareketi liderliği doğal olarak onu daha güçlü konuma getirdi.
Öcalan’ın geliştirdiği yeni teoriler örgütü tarafından harfiyen yerine getirilmektedir.
Öcalan, barışı hangi hükümetle yaptığının farkında.
Barış için iktidar seçme gibi bir seçeneği olmadığını biliyor. Muhatabının hukuku askıya alan bir iktidar olduğunun da farkında. Bilindiği gibi Kolombiya’da da barış sağ iktidarla yapıldı.
Öcalan, artık Kürt sorununu başka türlü okumaya işaret ediyor. Bir zihniyet değişimini talep ediyor. Süreç sonrasında mevcut siyasal oluşumlar aynı formatta devam etmekte zorlanabilirler. Yeni bir siyaset tarzı geliştirme zorunluluğu var.
Devletin artık kendi toplumuyla, Kürtlerle barışma zamanı. Artık iç düşman söyleminin de bir karşılığı kalmadı.
PKK kendini feshettiğine göre PKK’yi doğuran nedenlerin de ortadan kaldırılması lazım.
İnkâra dayalı asimilasyon politikaları son bulmalı. Eşit vatandaşlık, anadilde eğitim gibi hak ve özgürlük talepleri karşılanmalı. PKK daha ana rahmine düşmeden de bu talepler vardı.
Eşit yurttaşlık, anadilde eğitim gibi talepler yerine getirilmediği sürece Kürt sorunu çözülmüş olmayacak.




