Bazı insanlar hayata sıcak bir sofrada başlamıyor.
Bazıları daha çocukken kuru ekmeğin ne demek olduğunu öğreniyor.
O yüzden bazı adamlar yemeğe sadece yemek gibi bakmıyor.
Çünkü açlığı yaşamış insan, lokmanın kıymetini başka bilir.
Hayatın sertliği bazen insanı sokakta büyütür, bazen mutfakta.
Kiminin eli kalem tutar, kiminin eli hamur.
Ama ikisinin de içinde aynı yorgunluk vardır.
Bugün bir restorana gidiyorsun…
Masalar şık, tabaklar güzel, ışıklar yerinde.
Ama bazen bir tabakta samimiyet olmuyor.
Çünkü iyi yemek sadece tarifle çıkmıyor ortaya.
Biraz hayat görmek gerekiyor.
Odun ateşinin başında saatlerce duran ustaya bak mesela…
Yüzü yorgundur ama hamuru bırakışı bile saygılıdır.
Çünkü bilir…
İnsan bazen bütün günün yükünü tek bir sıcak lokmayla hafifletmeye çalışır.
Bu yüzden mutfak ağır iştir.
Sadece bedeni değil, insanın kafasını da yorur.
Hamur tutmaz moralin bozulur.
Müşteri gelir yetişemezsin.
Elektrik ayrı dert, kira ayrı dert, hayat zaten başlı başına başka dert.
Ama yine de ertesi gün dükkân açılır.
Çorba kaynar.
Fırın yanar.
Çünkü bu memlekette birçok insan umutla değil, emeğiyle ayakta duruyor.
Ve şunu anladım…
En güzel yemekleri genelde hayatı kolay geçmiş insanlar yapmıyor.
Biraz kırılmış insanlar yapıyor.
Çünkü acı çeken insan lezzetin ne olduğunu biliyor.
Beklemeyi biliyor.
Sabretmeyi biliyor.
Bir hamurun neden yavaş mayalanması gerektiğini hissediyor.
Belki de bu yüzden bazı yemeklerin tadı insana çocukluğunu hatırlatıyor.
Çünkü içinde sadece malzeme yok…
Yaşanmışlık var.
Hayat sert olabilir.
İnsan yorulabilir.
Ama sıcak bir ekmeğin kokusu hâlâ bir insanın içini yumuşatabiliyorsa,
bu dünya tamamen bozulmamış demektir.




