Loading...
tr usd
USD
0.47%
Amerikan Doları
45,91 TRY
tr euro
EURO
-0.06%
Euro
53,42 TRY
tr chf
CHF
0.15%
İsviçre Frangı
58,48 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
0.1%
Rus Rublesi
0,64 TRY
tr cny
CNY
0.46%
Çin Yuanı
6,77 TRY
tr gbp
GBP
-0.22%
İngiliz Sterlini
61,84 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.07%
Euro Amerikan Doları
1,16 TRY
bist-100
BIST
-1.64%
Bist 100
13.662,75 TRY
gau
GR. ALTIN
-0.88%
Gram Altın
6.658,45 TRY
tr btc
BTC
-4.38%
Bitcoin
2.808.079,55 TRY
tr eth
ETH
-10.76%
Ethereum
72.672,56 TRY
tr bch
BCH
-14.8%
Bitcoin Cash
9.632,07 TRY
tr xrp
XRP
-6.03%
Ripple
50,52 TRY
tr ltc
LTC
-5.49%
Litecoin
1.980,47 TRY
tr bnb
BNB
-5.61%
Binance Coin
26.263,69 TRY
tr sol
SOL
-7.88%
Solana
2.922,85 TRY
tr avax
AVAX
-12.71%
Avalanche
309,41 TRY
  1. Haberler
  2. Genel
  3. ROBOSKİ’DE YAŞANANLARI UNUTURSAK KALBİMİZ KURUSUN

ROBOSKİ’DE YAŞANANLARI UNUTURSAK KALBİMİZ KURUSUN

featured

28 Aralık gecesinde Roboski köylüleri adet olduğu üzere hayvanlarını hazırladılar ve sınırı geçip yeniden geri dönmek üzere hareketlendiler. Her gece ve kimi zaman da gündüzleri gidip geliyorlardı. Güvenlik güçlerinin haberinin olduğunu dillendiriyor köylüler… Olmalıydı da. Zira bu bölge silahların vesayeti altındaydı. Tehlikeye, mayınlara rağmen ticaret bölgeyi hareketlendiriyor, zor yaşam şartlarının rahatlamasına vesile oluyordu. Bu riskli ‘imkan’ olmasa, köylülerin başka şehirlere göç edip, köyleri boşaltması bu bölgedeki yaşamı da çok yönlü olarak zorlaştırır, bitirir. Bu istenmediğinden birkaç köylünün korucu yapılması ve bu ticarete göz yumulmasıyla riskli yaşam korunmaya çalışılıyor.

Bir ailenin geçimi, düğün veya eğitim parası için gencecik çocuklar tehlikeleri göze alarak çabalarlar. Sınır iç içe, akraba olan aşiretler her iki tarafta genellikle sınırlarda oturuyorlar. Kimi yerlerde öbür ülkenin sınırı içerisinde olduğunuzu, yolun diğer kesimine düşen sınır taşlarından anlamanız mümkün. Bunu o bölgedeki herkes bilir ve hatta buna ilave olarak, köylülerin hayvan ticareti yaptıkları biliniyor. Kimi zaman en üst düzey resmi makamlar, onların bu çabalarının geçim sıkıntısını hafifletmeye yönelik olduğu ve dolayısıyla “bir teneke yağ veya şeker getirenlerin kaçakçı olarak nitelendirilmemesi gerektiği”ni söylerken, bir başka zaman görülen her insan uyarısız bir şekilde öldürülüyor ve hatta hayvanlarının ibret olsun diye üzerindeki benzin bidonlarıyla canlı canlı yakıldığı söyleniyor. Sınırların öyküsü bu acılarla doludur.

Roboski köylüleri bu ölüm riskini azaltmak maksadıyla güvenlik güçlerinin bilgisi dahilinde hareket ettiklerini söylüyorlardı. Her bölgede yaşam böyledir. Köylüler güvenlik güçlerine, güvenlik güçleri de köylülere muhtaçtır. Sınır ticareti yapanlar çoğu zaman geçişlerini rahatlatmak için, belli noktalara rüşvet de verirler. Bunu herkes biliyor. Dağ başında hiçbir geçim kaynağı olmayan köylüler çaresiz olarak böyle bir yola başvuruyorlar. Köylülerin söylediğine göre güvenlik güçlerine bilgi verilmiş. Sınırın öbür tarafından mazot ve şekerden oluşan yükler yükleniyor ve Roboski’ye doğru hareket ediliyor. Tehlike, tuzak, ihanet, yorgunluk ve korkuya rağmen köye varıldığında sıkıntıların yerini mutluluk alacak. Bunun ümit ve beklentisi var. Ölüm vadisine gelindiğinde insansız hava araçlarının gürültüsünü hissediyorlar, normal karşılıyorlar. Obüs toplarıyla uyarı atışları yapılıyor. Sonra savaş uçakları geliyor ve vadi bombalarla, roketlerle, uçaksavar mermileriyle cehenneme dönüşüyor. İnsanlar, hayvanlar vuruluyor, ateşlerde yanıyorlar. Bir anda her taraf yangın yerine dönüyor. Kurtulanlar, taş kovuklarına, çalılıklara veya karın içerisine sığınmaya çalışıyor ama, yeni uçaklar geliyor onları bulup, vuruyorlar.

Köy muhtarı Haşim Encü, ‘3 yıldan beridir muhtarlık yaptığını ve bu tür olaylarda güvenlik güçlerinin kendisini aradığını ve görülen şahısların o köyden olup olmadığını sorduklarını’ söylüyor. Normalde en fazla 5 kişilik gruplarla hareket edildiğini, ancak askerin yolda kendisini göstererek beklemesiyle ve yenilerinin onlara katılması ile çıplak tepede bir grubun oluştuğunu söylüyorlar. Normalde güvenlik güçlerinin kendilerini göstermediklerini, gizlenerek, pusu kurarak gelenleri yakalayıp, savcılığa sevk ettiklerini örnekleriyle anlatıyor. 28 Aralık akşamı daha geceye ulaşmadan, yaşları 12 ile 31 olan 35 kişi, kurulan bu düzenekte can verdi. Her birinin ailesi de onlarla birlikte öldü… Bu düzeneği kim kurdu, haber nereden geldi, “açılıma köprü yapılmak istenen bu gizli tutulan planın içeriği” nedir, bu hangi kirli emele araç edilecek, savaş uçakları nasıl bu kadar insanın öldürülmesinde aracı oldular? Olaydan sağ kurtulan Servet Encü ve diğer 2-3 yaralı, askerlerin akşamüzeri obüs toplarıyla çevreyi bombalayarak birkaç grub halinde olan köylülerin aynı yerde toplanmasını sağlamış olduğunu vurgulayarak, olayın tesadüfü olmadığını ima ediyor. Top atışları uzun sürünce grub ikiye ayrılmış ve değişik yerlerde gizlenmeye çalışmışlar. Sonrasında bildik manzaralar, çevreye saçılan cesetler ve devletin onlara öteki muamelesi yapmasının yeni versiyonuyla, askerin görevini başarıyla tamamlama edasıyla geri çekilmesi, helikopterlerin sürekli olarak alay edercesine onların üstünde uçması… Yaralılarla, cenazelerle ilgili hiçbir işlemin yapılmaması ve daha sonrasında da aynı umursamaz, ilgisiz tavırları…

Medyanın ortak bir konseptle vurulanların terörist olduğu algısını yaymaya başlamaları ve ardından da “mızrak çuvala sığmayınca” zihinleri karıştırıcı, bulandırıcı, insanları yanıltıcı “yanlışlık oldu türünden” manipüle yüklü, sulandırıcı haber ve yorumlara yer verilmesi süreci başlatılıyor. Daha da ilginci, öldürülen insanların acıları karşısında umursamaz bir kamuoyunun tavrıdır. Başka ülkelerde buna benzer acılar olduğu zaman onlara saygıdan dolayı yılbaşı karnavalını iptal ettiren hükümet, bu acı karşısında yılbaşına medyada ve meydanlarda coşkuyla, havai fişeklerle girilmesine adeta öncülük yaptı. Kuşkusuz bu utanç vericidir. Suriye rejimi için, “kendi halkını öldüren bir yönetim meşru değildir” diyen yöneticilerin, Roboski katliamı karşısında sığındığı bahaneler, takındığı tutum, sergilemeye çalıştığı “özürse özür, tazminatsa tazminat” tarzındaki demagoji, meşru bir hükümetin nasıl olması gerektiğini hatırlatması açısından da önemliydi. İsrail’in öldürdüğü insanlardan dolayı veryansın eden bir yönetimin, uydusu cemaatlerin, yardakçılarının sosyal korucularının ve yandaşlarının bu cinayet karşısında aynı duyarlılığı göstermelerini beklemek elbette bizim de hakkımız. “Devlet vatandaşını öldürmez!” diyen bir zihniyetin şimdiye kadar, topluma neler çektirdiğini bilmeyenimiz mi var? Askeri sivilden, Türk’ü Kürt’ten üstün gören, bir kesimin bütün haklara sahip olmasının hak kabul edilmesine karşılık, bu hakları meşru zeminde talep eden Kürtlerin; iğrenç duyguların ürünü kavramlarla yaftalanmasını gelenekleştiren bir zihniyetin bize neler yaşattığını bilmiyor değiliz! Bu masum insanları öldürdüysen, bu cinayetin organizesinde bir şekilde yer aldıysan bunun için gerçekten üzülmelisin. Neticede ölen insandır. Bir cinayeti haklı göstermeye çalışmak cinayete ortak olmaktır. Biz bir cinayete ortak olmak zorunda değiliz. Kutsal devlet yörüngesinde dönen bu aklın bunca zaman içerisinde, ‘kan, vatan, düşman, bölünmez bütünlük, egemenlik’ ezberleri adına bu ülke insanını kendi kirli emelleri için ateşe atması yetmez mi?

Bu saatten sonra insani ve İslami değerlerle, kendimizi içine kapattığımız bu hisardan kurtulmanın, kutsal ve mutlak doğru olarak kabul ettiğimiz yanlışların değişime engel olduğunu görerek, empati yaparak yeni pratikler düşünmenin, hukuk perspektifinde doğru bir retorik üretmenin zamanı gelmedi mi? Egemenlerin kendi bencil, çorak ve ruhsuz canice emellerine bu toplumu araç etmesinin acıları hepimizin içini acıtıyor. Bir ülkeyi adalet ve hukukla iyi yönetebilen her yönetim sorunları çözer, güvenlikçi tedbirlerle zorbalık yapmaz. Zorbalığa ihtiyacı yoktur. Bir ülkede zor, şiddet ve zorbalık varsa orada mutlaka beceriksizlik, vizyonsuzluk, yeteneksizlik ve hukuksuzluk vardır. ‘Kan, vatan, bayrak, kutsal toprak, düşman güçler’ gibi paravanların arkasına sığınarak bu ülkeye ne büyük acılar yaşattıkları, çözüm üretmenin yerine sorunu daha geniş boyutlara yaydıkları, ortaya çıkan bu (devlet patentli) yeraltı çeteler ifşa oldukça daha iyi anlaşılıyor. Yerlerin ve göklerin ancak adaletle ayakta durabileceğine inananların, bu feryada duyarsız kalması akıl tutulması olurdu, bundan dolayı “Roboski’yi Unutursak Kalbimiz Kurusun” retoriği geniş yankı buldu.

İsrail savaş uçakların bombardımanlarında öldürülen Filistinliler konusunda gösterilen hassasiyet, ne yazık ki Roboski katliamında gösterilmedi! Her iki yerde de ölen insan olmasına rağmen, çeşitli bahanelerin, karalamaların arkasına sığınanlar için öldürülenler ötekiydi. Öldürülenlerin yakınları, “kimi çevrelerin, medyanın vurulan çocuklara; İstanbul’da yağan kar kadar bile değer vermedikleri”ni dillendiriyorlar. Yalan, hedef saptırma türündeki kısa haberler nerdeyse ‘vurulanların kendilerini vurdurdukları’nı söyleyecek kadar yüzsüzleştiler. Öldürülen bu masum insanların günahı neydi? Vicdanı olan, insani değerlerini tüketmemiş olan her insanın, bu acı karşısında duyarsız kalmayacağı açıktır. Öyle bürokrasi ağzıyla yuvarlak, müphem laflar etmenin bu camiada nefretle karşılık bulduğunu tecrübeyle biliyoruz…

Beyinleri, vicdanları dondurulmuşların egemen olduğu bu arenada, ileriyi onlardan önce görenlerin söyleyecek sözlerini açık ve net bir şekilde söylemeleri gerekir. Aksi taktirde, duymaları, algılamaları, ders almaları, uyanmaları mümkün olmaz. Olmuyor da. Sorumluluk sahibi olanlar karınlarından konuşmadıkları zaman, tabii olarak kavga çıkar, tepki oluşur. Olsun! Muhalefetin, karşı çıkmanın da bu riski var. Öfkesine mağlup olanlar mevcut kaynaklara rağmen uyanmamışsa, sözün anlamı olmayabilir, söylenen sözü anlamak isteyen anlar… Egemenlerin kutsadığı mantık neticesinde, bu topraklar üzerinde bir sürü geri zekalı türemişse bunların basiretlerinin körelmesine engel olmanın yolu sözü yalın, açık söylemektir. En azından herkes için hukuk talep etmeliler.

34 Roboski’li masumun katledilmesi yüreğimizi yakıyor, bu derin travma karşısında duyarsızlık kendi başına içinde bulunduğumuz paradoksu anlatmaya yetmiyor mu? Eğer hafızalarımız dönüşme, formatlanma, asimile olma travmasının baskısı altında değilse, başka acılar için ortaya koymuş olduğumuz duyarlılıkla, Roboski acısı karşısında sergilediğimiz sorumluluğun aynı dozajda, samimiyette olmadığı rahatlıkla görülür. Yani, samimiyet sınavında nasıl çuvalladığımızı çok iyi anlarız! İşte savrulma buradan başlıyor. Evet, belirli çevreler sorumlulukları gereğince olayı sahiplendiler ve “dünyanın neresinde olursa olsun zulüm kimden gelirse gelsin mazlumdan yana olma” asaletini göstererek en azından vicdanlarının sesine kulak verdiler.

“Unutursak Kalbimiz Kurusun” derken samimiydik, bir kesimin yalandan, mecburen bu slogana sığındığını da biliyorduk. Her alanın şarlatanı olduğu gibi bu derin acıda, mazlum, mağdurlara balans ayarı çekmeye çalışan, seslerinin duyulmaması için gardiyanlığa soyunan şarlatanlar da oldu! Samimi olanlar açısından acı ortaktı, tepki de… Acıyı küçümseyen, ölümü ötekileştiren, egemenler karşısındaki güvercin korkaklığını bahanelere gizleyen, dolaylı olarak caniden yana tavır alan böyle bir düşünce insandan sadır olmaz. Zira mazlumdan yana, zalime karşı çıkmak hiçbir insan zihninde bu şekilde karşılık bulmaz. Kişilik malulü, karaktersiz, ahlaksız, vicdansız, İslami değerlerden yoksun bir insan bile, böyle bir düşüncenin zihninde şekillenmesine izin vermez! Dinden aldığımız terbiye bize bunu öğretiyor. Bu acı karşısında ulusal reflekslerle hareket etmenin, bize ne büyük acıları yaşattığını artık görmek gerekir. Yeryüzünün ancak adalet üzere kaim olduğunu söyleyenler olarak, hergün bu acıları bize yaşatanlara karşı tepki göstermek, “kutsal devlet” mantığına teslim olmamış pragmatik endişelerle dönüşmeye hazır olmayan, egemenlerin koruculuğuna soyunmamış her insanın en başta gelen sorumluluğudur. Eğer egemenlerin asimilasyon politikalarının esiri haline gelmemişsek ve devletin gölgesindeki koruculuk misyonu bizim üzerimizden icra edilmiyorsa, kesinlikle medyanın bu kirli propaganda, yanıltma, saptırma, algı oluşturma, karalama çalışmalarına rağmen hiç olmasa sıradan bir insan kadar dürüst ve mertçe bir duruş sergileriz. İnsan olmayan Müslüman da olamaz. Bu memlekette güvercin tedirginliğiyle yaşamanın veya köpek gördüğümüz zaman üstüne yürümemenin yaklaşık bir asırdır bize ne bedeller ödettiğini anlatmaya gerek yok herhalde. Bu ülkedeki hiç kimse hiçbir dönemde kendini güvende hissetmedi. Hiçbir zaman bu ülkede huzur, adalet olmadı. Huzura da izin vermeyen, “buranın gerçek sahibi biziz” diyen insanlardı.

Kendilerini seçip maaşlarını ödeyenlere bedel ödetenlerin en büyük özellikleri vizyonsuz, birikimsiz olmaları, sorunları zorla çözmek ve her alanda kendilerine emanet edilen değerleri yok sayarak beceriksiz, donanımsız olmaları, devlet yönetmeye hiçbir hazırlıklarının olmaması. Bunun sonucu yönetenlerin sorun çözmenin yerine sorun üretmesi oldu. Roboski bu mantığın eseridir. Karların içerisinden yükselen o feryatlar karşısında duyarsız kalmak, yılbaşı karnavalında değişik ırkçı duygularla sevinç gösterileri sergileyenlerle aynı safa düşmek anlamına gelmez mi? Kimlerin bu konsept içerisinde göründükleri, ikiyüzlülüklerine ek olarak riyakarlıklarının sırıttığı artık gizlenemez hale geldi… Yapılan zulümdür, ayıptır, günahtır. Ezberlerinden, İttihat ve Terakki’nin yanlış politikalarından beslenen ritüellerden ve korkularından dolayı Türkiye değişmiyor. Türkiye’nin önündeki en büyük engel değişmeme problemidir ve değişmemesi bu topraklarda yaşayan insanlara sürekli bedel ödetiyor, acı yaşatıyor; sorun çözmenin yerine sorun üretmek alışkanlık halini almış. Sorunlar kemikleştikçe gelişmenin, değişmenin önünde engel oluyor. Varolan sorunlar bu ülkeyi daima geriye, karanlığa, acıya doğru çekiyor farkında değilmiş gibi davranıyorlar. Türkiye hiçbir zaman değişimin önünün açıldığı 1215’teki Magna Karta değişme seviyesine ulaşamadı. Toplum sürekli bedel ödüyor. Bedeli daima bu çıkarı belirleyenlerden bir başkası ödüyor. Sıradan insanlar bedel ödüyor. Ve bedel ödetenler, devlet için ya da vatan için bir bedel ödemenin gerekli olduğunu söylüyorlar. Ama bedel ödemenin gerekli olduğunu söyleyenler ödemiyor bedeli. Bir kutsal devlet kavramımız var. Devletin kendisine belirlediği yanlış ritüelden dolayı, kendisine maaşını ödeyen vatandaşını sürekli dövüyor. Toplumun çıkarıyla, toplumu yönetenlerin çıkarı aynı olmadığından sorun oluyor. Roboski, devletin ve iktidarın sınavıdır. Bu topraklarda “Barış ve Adalet ”in yolu, mutlaka ve önce Roboski’den geçecektir. Roboski Katliamı devletin değişmemede inat edip, sorunlar karşısında uyguladığı güvenlikçi politikaların sonuçlarından sadece biri ve en korkunç olanıdır. Nevala Kasaba gibi, 33 Kurşun, Sündüs Yaylası, Sivas, Başbağlar katliamı gibi sivillerin katledildiği ve sorumlularının ortaya çıkarılmadığı, faillerin hesap vermediği katliamların benzeridir Roboski’dir.

Ülkenin bu halde olmasında inançlı insanların da büyük payı var. Toplumun derin acıları karşısında duyarsız kaldıkları gibi, hukuk, adalet ve huzur talep edecek bir retorikleri de yok. Akledemiyorlar. Kuran’ın hitabına muhatap olanlar düşünür, akleder ve çözüm üretir. Kuran, ilahi mesajın akletmenin merkezi olan kalbe indiğini söyler ve dolayısıyla akletmenin önemini vurgular. Kuran akledin, düşünün, ibret alın diyor. Akletmeyenlerin hali de bellidir. Allah, üzerine pislik atarım diyor. Sadece Roboski değil, hayatın tamamını kuşatması altında tutan acılar dolayısıyla yaralı bir bilince sahibiz, bizim çevremizi saran ve çoğunlukla görmemizi engelleyen gelenekselleşen kültürün şekillendirdiği engeller, sosyal paradigma ve bunlardan kaynaklı paradokslarımızı, suizanlarımızı, töhmetlerimizi, iftiralarımızı, yalanlarımızı yeniden gözden geçirip, samimi bir şekilde dinleme, anlama, insaflı olma, süreçle yüzleşme, ezberleri, tabuları bir kenara bırakma ve diyalogun kapılarını aralama yollarını araştırmamız gerekir. Yoksa helak olmamız kaçınılmazdır. Kana susamış şovenizmin bu toplumun başına ne getirdiğini artık görmemiz lazım. Şu anda süren çözüm süreci çerçevesinde ortaya koydukları nefret, ırkçılık, bozgunculuk karşısında duyarsız ve tepkisiz davrananların elbette Roboski ve benzeri acıları hissetmesini beklemek yanlıştır. Zulüm kimden gelirse gelsin mazlumun yanında durmak her insanın görevidir. Akletme bunu gerekli kılar…

Yoksa pişman olmaya bile vaktimiz olmayacak! Evet “Roboski’yi Unutursak Kalbimiz Kurusun” sloganının gerisinde “alan kapma” endişesi gibi pragmatist amaçları olanların kalbi kurumuştur!

ROBOSKİ’DE YAŞANANLARI UNUTURSAK KALBİMİZ KURUSUN
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.