Terkedilmiş kulelerin gölgesi
Düşüyor üstümüze
Parçalanmış bulutlar arasından ay ışığı
Vuruyor yorgun yüzüme bir alev gibi
O mahut sancı yaralı yüreğimde bir sığınak arıyor; bir öfke
Çöl kumları gibi kanatan ellerimi, yanıyor bedenimde
Bir dost yüzü, bir ocak, kutsal bir söz anımsatan eski günleri
Kendine bir yurt arıyor, bir ana evi
İnsanların yüzüne ürkmeden bakacağı
Bir tebessüm arıyor; parçalanmamış iktidarların o kanlı elleriyle
O acı sözleriyle suratına çarpılmamış bir muhacir olduğu
Bir yoldaş arıyor sadâsı alnında yankılanacak
Bakmayan bir fâcir gibi gülerek yeryüzüne
Müreffeh bir kıyının sakinlerine inat
Dönerek hep yeniden yarım kalmış sözlere:
Ateşi harla, rüzgârı çevir, umudunu eksiltme
Zorla bir kere daha kapanmış kapıları, arala bir başka gökyüzünü
Tutarak özgürlüğünü bir kor gibi avuçlarında; yeni bir dost ara
Utanmadan bakacağın yüzüne; sussa da
Konuşsa da bir dilsizin sözleriyle, kalbine ayna olan
Anımsatmayan yenilmişliğini; eğilmeyen
Köle ruhlu zorbaların önünde; yürüyen
Hep yanında, en zor gününde bile
Tanığımızdı uzaklarda kalan şehirler, alnımdaki kan izi
Aklımda kalan o son kelime: Yemin olsun döneceğiz Kudüs’e
Sokaklar kuşatılmış, insanlar netameli
Bir hayalet görmüş gibi bakmaktalar yüzüme
Anlıyorum hepsini, ama umursamıyorum
Bakıyorum gözlerinin içine bir uçuruma bakarmış gibi
Korkmuyorum yalnızlığımdan, bana vaat edilen
Kahır dolu günlerden. Fırlatıp atıyorum elimdeki tabletleri öfkeyle
Tutarak yoldaşlarımın sakallarını, şehrin o eski asi çocuklarını
Alnından öpüyorum. Bir zamanlar, hiç kimsenin olmadığı günlerde
Düşlemiştik bir sevinci birlikte; şimdi, kamplara ayrılmıştı Medine
Devrimci bir tutum bellemiştik kavle aykırı durmayı
Olumlamayı yalancı bir baharın kibrini
Siyahını o batmayan güneşlerin
Belki geceydi daha; belki kalbimizdi aldanan
Sımsıcak bir gülüşe; adayan umutlarını
Güzel günlere; paylaşmak isterdim bunu, ama kiminle
Kim sürdürecek ahdini kâbusların altında
Umudunu; adımlayacak bir labirente dönüşen yolları içimizde
Açıklamak için gelmiştim boğazıma düğümlenmiş sözleri; oysa
Vakit dolmak üzere, hiç kimse fark etmese de
Çekilmekte ışıklar içimizden
Şimdi vakit yok dedi biri; sadece birkaç kelime
Ellerimizde kalan, kirletilmemiş bir edim
Bir kurban, bir ayet, bir müjde: Döllenmeye utanan
Sığınan incir yapraklarının altına, ırmağın yoldaşlığına
Kozasını ören bir kelebek gibi; bilerek vaktinin geldiğini
Kapanmış o kendisine sımsıkı bir aşktır
Ve hep bir çocuk kalacaktır, ne çare
İçimizde büyümeyen bir öfke: Ey koşmaya tövbe etmiş küheylan
Ey pusulasını yitirmiş zaman, ey içindeki fırtınalar sükûna ermemiş ozan
Bakmayın yüzüme bir köle gibi, kardeşlerinin arasında bir gölge
Bir bilgeyim yaban ülkelerin birinde
Yüzüne doyasıya bakılmamış, ayna tutulmamış kalbine
Tuzağa düşürülmüş bir kelime. Ay’a yoldaş, Güneş’e kardeş kılınmış
Secde edilmiş dört kitabın kavlince; yitirmiş cennetini
Fark etmiş kendisini bir beşer suretinde
Hep bırakıldığımız yerdedir o, hep yeni bir başlangıçta
Işıkla karanlığın kesiştiği o dar vakitte
Bekler zamanı gelsin diye, bekler bir ilksöz’ün içtenliğiyle
Bir kere daha ışısın dünya ve sorsunlar: Bu gelen ne
Bu kimin vakti? Ötelerden gelen kim? Yenileyen sevinci bir bahar gibi
Karakışa sabreden, ufka diken gözlerini o kadim bilgeliğiyle
Sürgün günlerin. Yenilemek için ahdimizi; sorgulamak ve hesaplaşmak için
O bizi hiçe sayan, kavlimizi çiğneyen umursuzca
Sımsıkı tutunduğumuz bu şehirle: Aldatan bizi, sömürgen
Sokaklarına düşen o sinsi sessizlikte
Bir rüzgârın havalandırdığı, parçaladığı asit yağmurlarının
Bir günah gibi sızlayan kemiklerimizde
Yine de umutlarımız
Dile gelir en ummadığımız bir vakitte
Ya da inkâr edilir, gün doğmadan önce, üç kere
Bilerek bastığını adımlarını yasak ülkeye
Aldanır yüreğinin sesine; yitirmek olsa da cennetini
O zehirli yemişi tatmanın bir bedeli
Taksa da göğsüne aşırılmış nişanlar
Bizi devşirme kılan, bir sürgün yeryüzüne. Oysa
Alnımızda ışıyan, emanet edilen bize, o rahmet
Çarpar yüzümüze utancı, kefareti, bağışı
Yenilenir her daim dünya, farkında olmasak da
Eksilmez üstümüzden bir meleğin bakışı
Keser ufkumuzu, göğü biçer ikiye
Kanatlanır umursanan günlerin üzerine…




