Hak ile Batılın Ezeli Savaşı: Gazze, Siyonizm ve Ümmetin Sessizliği
İnsanlık tarihi, özünde tek bir mücadelenin sahnesidir: Hak ile Batılın savaşı. Bu savaş, yalnızca geçmişin tozlu sayfalarında kalan bir hikâye değil; bugün Gazze’de, Lübnan’da ve tüm Ortadoğu’da gözlerimizin önünde cereyan eden, Siyonizm ve şirkin topyekûn saldırıya geçtiği en keskin merhaledir. Ancak bu savaşta asıl trajik olan, düşmanın saldırganlığı değil, Müslüman coğrafyanın içine düştüğü derin gaflet ve dalalettir.
İzzetini Kaybedenlerin Gafleti
Günümüz Müslüman dünyası, safını belirleme konusunda tam bir kafa karışıklığı ve eylemsizlik içerisindedir. Kur’an’ın küfre karşı net duruşundan ve mücadelesindeki kararlılığından bihaber olan kitleler, İslam’ın izzetini ve Müslüman namusunu korumayı adeta bir görev olmaktan çıkarmıştır.
Daha acısı ise kurumların ve yapıların halidir. Bugün birçok sivil toplum kuruluşu (STK), kitleleri oyalamaktan ve “gaz almaktan” öteye gidemeyen yapılar haline dönüşmüştür. Utanmadan İran İsrail danışıklı savaşıyor, İran aslında Sünni alemi için tehlikelidir diyen hükümetin partisi, dernekleri ve camii cemaati nasıl bir zillet içinde oldukları ortadadır. İlk kurulduğu günden bugüne siyonizmi haritadan kaldırmak derdinde olan İran İslam inkılabı mutlaka hedefine ulasacaktır.
Safını duruşunu belirlemeyen grafikler, Gavslar, Hoca efendiler sonlarını düşünsünler. Siyasi arenalarda ise durum daha vahimdir; krallar, prensler ve hükümetler, bir yandan hamaset nutukları atarken diğer yandan ABD ile dostluk, İsrail ile ticaret sevdasına düşmüş durumdadır. Mazlumların ahı arşa yükselirken, “stratejik ortaklıklar” masumların kanından daha değerli görülmektedir.
Hamaset Şovu ve Gerçek Samimiyet
Meydanlar yalan, dolan ve takiye kokan “şovlarla” dolup taşıyor. Gazze’de her gün masum çocuklar katledilirken, derdiyle dertlenecek gerçek bir yürek bulmak zorlaşıyor. Toplumun önünde “rehber” olarak duran yapıların sustuğu noktada,Yıldız TİLBE onurlu duruşu ve hayratı manidardır. Bir sanatçının haykırışı bile mevcut sessizlikten daha onurlu bir duruş sergileyebiliyor. Çünkü samimiyet, rütbelerde veya sıfatlarda değil; zalimin karşısında durabilme cesaretindedir. Yıldız Tilbe hemşehrimize de yaptığı hayratından dolayı teşekkür ederim
Dış politika söylemlerine baktığımızda ise ilginç bir çarpıklıkla karşılaşıyoruz. İslam coğrafyasına ve mukaddesatımıza saldıran Haçlı-Siyonist ittifakına karşı tek bir sert kelam edilmezken, namluların sürekli aynı tarafa çevrilmesi düşündürücüdür. Akıl, din ve siyaset; saldırıya uğrayan bir İslam beldesinin yanında durmayı gerektirirken, izzet kırıntısından yoksun yaklaşımlar sergilenmektedir.
ABD’nin Kuşatması ve Nihai Zillet
ABD ve İsrail’in bölgedeki hamleleri sadece siyasi birer strateji değildir. Asıl hedef; bir Müslüman belde işgal edilirken diğerlerinin bunu bir “film” gibi izlemesini sağlamaktır. Müslüman beldelerin düşmana psikolojik, askeri veya askeri lojistik olarak yardım etmesi, tarihin kaydedeceği en büyük utanç vesikasıdır.
Şu unutulmamalıdır ki:
Amerika ile örtünen, günü geldiğinde çıplak kalır.
Zalimlere bir şeyler veren, sonunda dininden ve onurundan olur.
Yahudilere dostluk gösteren, ilahi gazabın muhatabıdır.
Sonuç: Hakkın Mutlak Zaferi
Bölgesel roller değişebilir, siyasi aktörler kullanılp atılabilir; ancak zilletle yaşamanın bedeli ağırdır. Hakkın sahibi Allah, batılın lideri ise şeytandır. Şeytanın hileleri tarih boyunca her daim hüsrana uğramıştır.
Hak geldi Batıl Zail Olacak
Bu ilahi kural değişmeyecektir. Mesele, bu kaçınılmaz zaferin neresinde durduğumuzdur. Gaflet uykusundan uyanmak, sadece bir tercih değil, imani bir zorunluluktur.




