Loading...
tr usd
USD
0.07%
Amerikan Doları
44,90 TRY
tr euro
EURO
-0.06%
Euro
52,91 TRY
tr chf
CHF
-0.1%
İsviçre Frangı
57,60 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
0.43%
Rus Rublesi
0,61 TRY
tr cny
CNY
0.07%
Çin Yuanı
6,59 TRY
tr gbp
GBP
0.02%
İngiliz Sterlini
60,81 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.2%
Euro Amerikan Doları
1,18 TRY
bist-100
BIST
-0.15%
Bist 100
14.463,76 TRY
gau
GR. ALTIN
-0.49%
Gram Altın
6.919,43 TRY
tr btc
BTC
1.09%
Bitcoin
3.522.071,70 TRY
tr eth
ETH
2.05%
Ethereum
106.314,01 TRY
tr bch
BCH
-0.03%
Bitcoin Cash
20.389,63 TRY
tr xrp
XRP
0.41%
Ripple
64,28 TRY
tr ltc
LTC
0.13%
Litecoin
2.528,22 TRY
tr bnb
BNB
0.62%
Binance Coin
28.514,36 TRY
tr sol
SOL
1.22%
Solana
3.910,59 TRY
tr avax
AVAX
1.6%
Avalanche
426,78 TRY
  1. Haberler
  2. Genel
  3. İRAN-İSRAİL SAVAŞI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

İRAN-İSRAİL SAVAŞI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

featured

Asimetrik savaş bir tanıma göre “Askerî, politik ve ekonomik olarak büyük güç farklılıkları olan iki taraf arasındaki çatışmadır.” Asimetrik savaş kavramının kökeni Sun Tzu’nun Savaş Sanatı adlı eserindeki “Tüm savaşlar aldatma ve şaşırtmaya dayanır.” sözüne kadar götürülebilmektedir. Bazı değerlendirmelere göre ise asimetrik savaşa ilk örnek kutsal kitaplarda adı geçen Calut ile Davud peygamberin kavgasıdır. Kuran’daki anlatıma göre az sayıda olan inananlar, kendilerinden kat be kat güçlü olan Calut’un ordusunu yendi ve Davut peygamber Calut’u öldürdü. Kuran bu durumu şöyle özetliyor… “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah sabredenlerle beraberdir”. ﴾Bakara-249﴿

İncil ve Tevrat’taki anlatımlara göre ise, Davud peygamber, Calut’un (İncil’de Goliath diye geçer) zayıf noktası olan kafasındaki bölgeye taş atarak onu yendi. Asimetrik savaşların üç tipini; terörizm, gerilla savaşı, ayaklanma olarak açıklayan tespitler de bulunmaktadır.

Saha bazlı düşünüldüğünde bu üç kavram yeterli olabilir ancak ağır bedeli olan siber savaş gibi kavramları da asimetrik savaş içerisinde değerlendirmek mümkündür. Asimetrik savaş tanımı, biraz daha sahadan uzaklaşıp yukarıdan bakılan niteliksel bir değerlendirme görünümündedir. Bu yüzden terör, gerilla veya ayaklanmaların dışında kalan çeşitli unsurlar için de kullanılabilmektedir. Devletlerin medya alanındaki mücadeleleri, psikolojik algı operasyonu de asimetrik savaşın yöntemlerinden olabilir. Asimetrik savaş tanımı perspektifinde sahadaki taktiksel, operasyonel ve stratejik yetenekler cari savaşta kritik önem taşıyan retoriklerdir.

Savaşlar artık çok daha karmaşık ve farklı yöntemleri aynı anda içerebilen özellikler taşımaktadır. Günümüzde canlı bombalar, vekalet savaşları için organize edilen örgütler, hackerler veya halkı kışkırtmak için provokatörlük, ajanlık yapan insanlar da asimetrik savaşın bir parçasıdır. İran’da yönetimden duydukları karşıtlıktan İsrail’i destekleyenlerin MOSAD ajanı olarak algılanabileceği çok da inandırıcı olmamakla birlikte, yaşanan tecrübeler savunmanın en önemli eksikliklerden birinin bu alanda yaşandığı açıktır. Sosyal medyada algı oluşturmak, özel harp dairesinin mutfağında hazırlanan manipüle, ajitasyon içerikli haberler yaymak ve benzeri rejim karşıtlığından beslenen sivil gönüllüler bazen örgütlenmiş gruplardan bile tehlikeli olabilmektedir. Çünkü halk, zamanla örgütlenmiş gruba karşı koruma refleksi geliştirebilirken, asimetrik savaşın belirsizlik ve öngörülemezlik prensibine uygun olarak gerçekleştirilecek yeni formdaki saldırı karşısında her zamankinden daha fazla aciz kalabilir.

Asimetrik yöntemleri uygulayan devlet dışı gruplar veya terör örgütleri, genellikle radikal ve sistem karşıtıdırlar. Bunun sebebi, kitle mobilizasyonunda ve beyin yıkamada, radikal ve sistem karşıtı örgütlerin daha başarılı olmasıdır. Sorunun bir parçası haline gelen devletler çoğu zaman çözüm üretmekte aciz kalırlar, kendisine karşı savaşan grupları hukuki bir pozisyona sokmamak için genellikle yürüttükleri mücadeleyi, hak taleplerini, toplumsal ayaklanmaları savaş olarak adlandırmazlar; bunların devlete başkaldıran asiler, çapulcular, eşkıyalar, teröristler olduğunu yayarlar. Bu yüzden genellikle resmi olarak açıklanan barış antlaşması veya ateşkes gibi duyurular az görülür. Genellikle bu alanı olabildiğince gizli tutmaya ve yapılan görüşmeleri yok saymaya büyük gayret gösterirler. Kimi zaman da barışmak için çağırdıklarını imha etmekten de çekinmezler… Devletler de örgütler de genellikle işlenmeye müsait, itaat edecek kesimlere yönelirler. Bir insanın sorgulama yeteneklerinin elinden alınması ve ideolojik körlükle eğitilmesi onu terör örgütleri için kullanışlı hâle getirmektedir. Genel olarak tetikçi kullanan cemaatler, örgütler genellikle sorgulama yetenekleri körelmiş cahil insanları rahatlıkla örgütlerin talepleri doğrultusunda her türlü suça bulaşıyorlar. Sorgulama yeteneği olmayan cahiller için birkaç slogan ve hayali hedefler yeterli gelmektedir.

Amerika, uzun yıllardır asimetrik savaşın bütün yöntemlerini kullanıyor. Uzun süre psikolojik harp malzemesi haline getirilen 11 Eylül olayının kamikaze projesi olduğu gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor olsa da dünyanın büyük kesimi bunun farkında değil… Amerika’nın Irak’ı işgali operasyonunda, Irak’ın Sünni, Şii ve Kürt kesimleri, aynı anda işgal hareketi başlatan ABD’ye karşı, niteliksel olarak asimetrik ve gayrinizami olarak ayaklanmasını engellemek için çeşitli yöntemleri devreye soktu; eğer halk bunun farkına varıp ülkenin tamamını kucaklayıcı hareketlere öncülük yapabilseydi savaşın seyri çok değişebilirdi. Belki de ABD ve İngiltere bunu bildiklerinden, Irak’ta Şii-Sünni ayrımını körüklemek için tarafların camilerini bombalama suretiyle iki kesimi birbirine karşı kışkırtmada başarılı oldu. Böylelikle kendi içinde kavga eden gruplar, asıl düşmanlarını bırakıp birbirleriyle savaşacaktı. Öyle de oldu. O döneme bakıldığında Şii nüfusun, Sünni isyancılara destek vermediği görülmektedir. Saddam döneminde Şiilerin ve Kürtlerin iktidardan uzaklaşması, onları farklı alternatiflere itmiş ve ötekine karşı daha dışlayıcı, saldırgan ve ayrıştırıcı olmalarına sebebiyet vermiştir. Bütün egemenler, karşılarında güçlü bir muhalefet görmemek için böl, parçala yönet yöntemlerini kullanırlar. Asimetrik savaşın psikolojik boyutlarını görmek açısından da önemli bir örnektir bu.

Asimetrik savaşların çıkış noktalarına bakıldığında özellikle bugün devlet sınırlarının dengesizliği, kötü yönetimler, tarihin kalıntıları arasında kalan imparatorlukları yeniden dünyaya hakim kılma hayalleri doğrultusunda vekalet savaşları için büyük harcamalar yapma, başarısız yönetimlerden nemalanan devlet dışı gruplar ve terör örgütlerinin sorunlu alanlarında çözümsüzlüğün devam etmesi asimetrik savaşlara zemin hazırlamaktadır. Sorunlu alanda görünür olan kesimler böylelikle, ideolojik, etnik, kimliksel yoğunlaşmanın yarattığı motivasyonla birlikte belki de yıllar sürecek olan bir asimetrik savaşın içerisine girebilmektedir.

Ayrıca demokratik devletlerin, otoriter devletlere göre bu gruplarla askerî mücadelede daha başarısız olduğu değerlendirilmektedir. Bunun sebebi otoriter rejimlerin, bu grupların bastırılması için gerekli olan şiddeti devletin bütün imkanlarını kullanarak yeteri kadar ve kısa sürede sağlayabilmesidir. Bu tarz rejimler, mevcut iktidarlarını koruyabilmek için ordularına büyük yatırım yapmaktadır ve gerektiğinde hiçbir uluslararası sözleşmeleri, insan haklarını savaş hukukunu dinlemeyerek kimyasal, biyolojik, nükleer ve ajanlaştırma silahları kullanabilmektedir.

Bir terör örgütünün ya da bir grubun bir devlete karşı yürüttüğü mücadele, asimetrik nitelikte olabilmesinin yanında, bir devlet de bu terör örgütü olarak adlandırdığı organizeleri kendi çıkarları doğrultusunda, aralarında tarihi düşmanlık ve sorun olduğu ülkeye karşı eğit-donat projesi içerisinde kışkırtıp, istediği şekilde yönlendirebilir. Böylelikle iki devlet arasında ilan edilmiş bir savaş olmamasına rağmen aslında örtülü veya dolaylı diyebileceğimiz bir asimetrik savaş mevcuttur. Suriye özelinde çokça konuşulan Proxy War (Vekalet Savaşı) kavramı da aslında bir asimetrik savaştır. Her devlet, kendi ulusal çıkarı için sahada kendine bir taraf belirleyip onun üzerinden politika ve savaş yürütmektedir.

Önceden planladıkları hedefe ulaşmak için organize ettikleri kamikaze dahil bu iki yöntemin yanı sıra diğer bütün savaş unsurlarının da dâhil olması Hibrit savaş olarak değerlendirilebilir. “Düzenli ve düzensiz savaşın aynı muharebe sahasında bir arada yürütülmesi ile icra edilen savaşa Hibrit savaş denir” şeklinde bir tarif de literatürde yerine almıştır. Devletlerin finanse ederek organizesine müdahale ettiği örgütlenmeler, vekalet savaşı veya örtülü asimetrik savaş olarak adlandırılıyor. Görünmez, bilinmez ve tahmin edilmezlik niteliği asimetrik savaşta hayati önem arz etmektedir. Bu savaşın genellikle ana unsurları olan gerilla ve özel kuvvetlerin literatürdeki bir diğer adı da “Görünmeyen Ordular”dır. Görünmeyen ordular genellikle devletlerin büyük yatırımlar yaparak, suça bulaşmış kişileri aynı organize içerisinde toplayıp planladıkları hedef doğrultusunda sahaya sürmesiyle oluşur. Bu tarif hemen akıllara Ahmet Davutoğlu’nun “2023 yılında cihan devletini göreceksiniz, bizim gizli ordularımız var!” demesini akla getiriyor. Devlet dışı gruplar, elemanların sayısını, nereden geldiklerini ve kimliklerinin anlaşılmaması konusunda gayret gösterirler. Bu organizelere muhatap olan devletler ise bu gruplara karşılık verebilmek için halkın içindeki sivil unsurlardan yararlanarak mevcut yasaların ve uluslararası antlaşmaların dışına çıkabilir. Örneğin Türkiye’nin 1990 yıllarında yürüttüğü mücadelede dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Devlet, gerektiğinde rutin dışına çıkar.” sözü hukuk dışına çıkmayı ifade etmiyorsa asimetrik savaşın gereklilikleri olarak değerlendirilebilir. Devlete karşı asimetrik savaş yürüten bir terör örgütüyle klasik asayiş ve askerî yapılarla mücadele edilemeyeceğinin en üst makamlarca kabulü olarak bakılabilir. Fakat bu amaçla kendisine sınırsız yetki verilen devlet görevlileri doğru denetlenemezse yasa dışı yollara başvurabilir, suçlu konumuna düşebilir, düşman gruplarla işbirliği yapabilir vb. Beyaz Toroslar, JİTEM, Zift kuyuları veya benzeri yapılanmalar devlet dışı paralel güçlerin ne kadar rutin dışına taştıklarını gösteriyor. Asimetrik savaş yürüten devlet dışı gruplar, genellikle büyük alanlara küçük birlikler hâlinde yayılırlar ve her türlü suça bulaşmaktan çekinmezler… Estirdikleri terör ve vahşilikleriyle varlık ispatına çalışırlar.

11 Eylül saldırısı önemli bir asimetrik savaş örneğidir. Çünkü tahmin edilmesi çok zor araçlarla (sivil uçak), hiç ihtimal verilmeyen bir bölgeye (dünyanın en güçlü ordusu tarafından korunan şehirlere ve devlet kurumlarına) hiç beklenmedik bir anda (bu şok saldırıyla artık güvenlik ve savaş politikaları yeni bir evreye girdi) gerçekleşti veya bu bir simülasyon tarzında topluma kabul ettirildi. İkiz kulelere saplanan uçağın parçalarının bulunmaması, eylemi yaptıklarını açıkladıkları kişilerin açıklayanlar tarafından Okyanus’un derinliklerine gömülmesi gibi sayısızca aydınlanmamış yönü olan bir eylem psikolojik harp dairesinin bir başarısıdır..

Tarih, asimetrik, hibrit savaşların örnekleriyle doludur. Akla hayale gelmez hile, tuzak ve asimetrik yöntemlerle gerçekleşen savaşlarla birlikte, insan gücüyle çok fazla insan feda ederek zafer kazanan imparatorluklar ta yok değil. Çok büyük insan kayıpları verilerek elde edilen zaferler, Piros zaferi olarak tarif edilmektedir. Pirus zaferi; yıkıcı büyüklükte kayıplar verilerek aslında hezimet olan ancak görünüşte kazanılan bir zafer anlamına gelir. Kazanılan bu büyük zafer, esasında verilen kayıplardan sonra bir anlamı da ifade etmez. Ancak savaşı kazandığı iddiasında olanlar, kayıpları görmezlikten gelerek toplumu zafere inandırır. Bunun hezimet olduğunun anlaşılması da çok uzun zaman almaz.

Pirus, MÖ 318/319 – MÖ 272 antik çağlarında yaşamış Espir kralıdır. MÖ 280-279 yıllarında Grek kolonisi Tarentum Kralı Pirus Roma’ya saldırma kararı alır. Bu saldırısında sonuçlarını düşünmeyen Pirus ne pahasına olursa olsun savaşı kazanmak için her şeyini feda eder. Savaşı sonunda kazanan Pirus, 50 filin desteklediği girdiği savaşta, ordusunun tamamını kaybeder. Her ne kadar savaşı kazanmış olsa da Pirus’un yanında neredeyse kimse kalmamıştır. Pirus, gözü karalığı ve savaş yeteneğiyle Romalıları önce Heraklia savaşında yendi. Zafere rağmen kendisi de oldukça fazla askerini kaybetti.

İtalyan Yunanlılar, Barbarları (Romalılar), yarımadanın güneylerinden uzak tutmak gerektiğine inandılar. Adriyatik Denizi’nin karşısında bugünkü Arnavutluk-Makedonya hattında kurulu Yunan hükümdarlığı Epir’in şan şeref düşkünü kralı Pirus’tan (Pyrrhus) yardım istediler. Yarımadanın lideri olmaya çok hevesli Pirus, bu daveti büyük hevesle kabul etti ve birçok fil ve 25 bin askerden oluşan ordusuyla İtalya’nın güney ucuna geldi. Böylece Pirus’un ordusuyla Romalılar arasında MÖ 280 – 275 yılları arasında 5 yıl sürecek Pirus Savaşları başladı. Romalılarda Pirus’un sahip olmadığı kadar insan kaynağı vardı. Kayıplarını anında telafi edebiliyorlardı.

Küçük çaplı çatışmalardan sonra iki ordu arasındaki ikinci büyük savaş Askulum’da meydana geldi. Pirus’un ordusunda o zamanın en etkili askeri gücü olan filler vardı. Romalılar ise daha çok kalabalık bir gerilla ordusu gibiydi. Romalılar, Pirus’un asıl gücü görünen unsurları yanı filleri hedef aldılar. Attıkları kızgın oklar ve uzun mızraklarıyla filleri kızdırıp panikletmeyi başardılar. Dev cüsseli hayvanlar etraflarındaki herkesi ezmeye başlayınca Pirus da büyük kayıp verdi. Zor bela da olsa Romalıları püskürtmeyi başardı ve ‘meydan’daki zaferi kazandı. Antik Yunanlı tarihçi Plutark’ın kaydettiğine göre Pirus bu savaşı kazanırken ordusunun büyük bölümünü kaybettiği için, onu tarihe geçirecek şu sözünü söyledi: ‘’Bir zafer daha kazanırsam tamamen biteceğim.’’ İşte bu sözden dolayı, nihai getirisi, kazanma yolunda ödenen bedeli karşılamayan zaferlere siyasi ve tarihi literatürde Pirus Zaferi deniyor. Meydanda zafer gözükür ama daha geniş bir perspektiften bakıldığında bir hezimettir. Hiç beklemediği kadar güçsüz kalan Pirus, savaş meydanındaki hakikati görünce Roma’ya ateşkes ve uzlaşma teklif etti. Ama Roma bu teklifi, sadece Pirus’un Yarımada’yı terk edip evine dönmesi şartıyla kabul edeceğini bildirdi. Bütün yarımadanın lideri olmayı hayal eden Pirus yaşadığı büyük hezimet karşısında daha fazla dayanamadı ve yarımadanın güneyini de Romalılara bırakarak kalan az sayıda askeriyle Epir’e geri döndü.

Son dönemlerde Şam-Tahran, Kiev-Moskova, Gazze, Beyrut, Telaviv savaş dolayısıyla sıklıkla duyduğumuz isimlerdi. Savaş politikalarından dolayı Orta Doğu’da tamamen izole olduğu görünümü veren, Arapların radikal ulusalcıların muhasarası, kuşatması altında olduğunu düşündüğümüz İsrail’in ihtiyaç duyduğu her gelişmeyi, organizeyi, gerekçeyi aslında son yarım asırda uygulamaya koyan Orta Doğu rejimleri ve bir kısım radikal örgütlerin Tel Aviv memuru gibi çalıştığını söylemek ne kadar yanlış olur. Bu süreç içerisinde kukla rejimler bütün imkanlarını, genç potansiyeli, varlıklarını, geleceğini hayali ütopyaların retoriklerinde imha ederek, Irak, Suriye, Libya, Yemen, Lübnan gibi ülkeleri tamamen oyunun dışına itmeye sebep oldular…

Orta Doğu halklarının bütün ümitleri, geleceğe dair tahayyülleri, değerleri, insan potansiyeli her şey havaya uçtu. Dünyanın her tarafından toparlanıp güya Beşer Esad’a karşı savaşmak üzere getirilen, eli kanlı katillerin harabeye çevirdiği Suriye’nin durumuna bakın toparlanması için 50 yıldan fazla bir zaman gerekiyor. Irak, en az 150 yıla ihtiyaç duyuyor.

Genç potansiyelin büyük oranda devre dışı bırakılmasıyla birlikte İsrail ordusu, 7 Ekim 2023’te yaklaşık 1.200 kişinin öldüğü ve 251 kişinin rehin alındığı festival saldırı sonrası Gazze’ye askeri operasyon başlattı ve şimdiye kadar 50 binin üzerinde ölü, bir o kadar yaralıya sebep olan bu asimetrik savaşta ABD, İngiltere ve NATO güçleri her yönüyle İsrail’e destek verdiler, onu yalnız bırakmadılar ve Gazze’yi yerle bir etmek için devletlerin bütün imkanlarını kullandılar. Devamında Lübnan ve Suriye’deki askeri merkezler bombalandı ve Beşar Esad’ın dostlarıyla birlikte sahneden çekilmesiyle birlikte tek kurşun sıkmadan Colani gibi eli kanlı bir katil bunların kuklası olarak cumhurbaşkanı yapıldı.. Turump, adeta İran’a karşı başlatılacak az yoğunluklu savaşın bütün masrafını Suudi Arabistan ve diğer ülkelerden toplayıp gittikten sonra, sıra İran’a geldiğinde adeta “İngiltere, Amerika ve son dönemde Arap ülkeleri arasında oluşturduğum dostlarımla gelip senin başına kül dökeceğiz.” Diye racon kesiyordu İsrail.

Diğer yandan Tel Aviv’in işini kolaylaştırmaya yarayacak psikolojik ve motivasyon bozucu açıklamaların bir zamanın Devrim Muhafızları komutanı olan Muhsin Rızayi gibi tecrübeli kişilerce yapılması ve “ülke tamamen casus dolu” gibi garip ifadeler kullanması veya başka birinin “bütün kurumlar casuslara teslim” demesine rağmen savaşın başlamasına kadar herhangi bir önleyici çaba gösterilmemesi de garipsenecek bir durum… İsrail Stratejik Araştırma Merkezi gibi bir kurumun başına getirilen en güvenilir İranlı, “onların 50 bin sayfa belgesini aldık götürdük.”, bir başkası “yeni inşa ettikleri merkezin altına bomba yerleştirdik” diyor. Bütün bunlar gerçek mi, yoksa psikolojik harp ekseninde düşmanı zayıf ve acizlik içerisinde gösterme propagandası doğrultusunda moral bozucu bir psikolojik propaganda mı, masal mı bilinmez! Bu garip mesajlar karşısında, İran’dan yapılan bazı açıklamalarda “Atom bombası imal etmek üzere oldukları” görünümü veriliyordu. İddia doğruysa, ülkenin en gizli belgelerine ve yapılan tesisine sahip olamayan, koruyamayan bir ülke atom bombasına nasıl sahip olacak? Trajikomik bir durum.

Irak, Libya ve Suriye savaşlarında global güçlerin “Kimyasal Silah” bahanesiyle neler yaptığına şahit olduk. Bu tecrübeye rağmen tehditler savurmak doğru değil. Peki Ortadoğu’da hiçbir savaş kuralı dinlemeyen, her türlü ahlaksızlığı sergilemekten çekinmeyen bir ülkenin nükleer silaha sahip olması ve buna karşılık düşman gördükleri hiçbir ülkede böyle bir faaliyet yürütülmesine izin vermeyeceklerini söylemeleri hakkını kim veriyor? Elbette ki NATO, BM, Güvenlik Konseyi gibi kurumları ve dünya ekonomisinin önemli bir kısmını elinde bulunduran global güçler. Peki buna karşılık halkı Müslüman olan devletler ne yapıyor? İkiyüzlülük! İhanet ve kendilerine yönetimi teslim edenlere uşaklık.. Açık veya dolaylı olarak her türlü desteği verdikleri gibi olayı bir iki sloganla geçiştiriyorlar. İşte bu süreç içerisinde asimetrik ve Hibrit savaşların tecrübeli bir şekilde yürütüldüğüne şahit olduk… Sonuçta bir Pirus Zaferi var ama hiç kimse bunu üstüne almıyor. İngiltere, ABD, İsrail ve NATO’nun diğer ortakları mahfilden seyretmekle kalmadılar, her türlü lojistik ve istihbarat bilgilerini de İsrail’in emrine sundular.

Evet, İsraillerin en güvendiği “Demir Kubbeleri” kırıldı, halk panik içinde sığınaklara veya daha güvenilir noktalara kaçtı. Buna karşılık İsrail, içerideki ajanlarının desteğiyle İran’ın en üst düzey onlarca komutanını, atom enerjisi profesörlerini nokta atışlarla vurdu. İsrail askeri alanları, nükleer santralleri ve füze rampalarını vurduğunu açıkladı. Ne kadarı doğru ne kadarı algı ve psikolojik propaganda malzemesi bunu anlamak zor ancak sıkıntılı bir süreç yaşadığımızdan kuşku yok. Ortadoğu’nun birçok ülkesi giderek otoriterleşiyor ve dolayısıyla ekonomisi, askeri gücü, dış ve iç itibarı ehil olmayan ellerde adeta global güçlerin denetimi altında, ülkelerin zenginlikleri, imkanları pelit ruhlulara hizmete hazır hale getiriliyor.

Orta Doğu’nun durumu ortada, adeta yağmalanmış, küçük bir grubun ülkenin başına çöreklendiği ülkeler, çökmüş ekonomi ve paslanmış, çürümüş hurdaya çıkması gereken askeri malzemelerle sadece insan gücüyle asimetrik savaşların galibi olmak kolay değil. Kamplaşmalar, iç ihtilaflar, birbirinin canına düşmesi ihtimali büyük olan siyaset, sosyal ayrışmalar ve bir an önce bunları tarihin çöplüğüne sevk etmeye hazır yıllardır bunların baskılarına, haksızlıklarına, zulmüne maruz kalmış bilenmiş toplumlar. Genelde ısmarlama olan yöneticiler, ellerindeki gücü ve imkanları kaybetmemek için toplumun boğazını sıkmaktan öte bir anlam ifade etmiyorlar.

14 yıl boyunca ülkenin bütün güçleri varlığı imha edildikten sonra, Suriye’de şimdiye kadar bir benzeri olmayan gelişme yaşandı. 15 Mart 2011’da organizenin içinde devletlerin dünyadaki çeteleri taşınmasıyla başlatılan iç savaş, iki yıl önce tek bir kurşun sıkılmadan Suriye’nin kansız bir şekilde Ahmet Şara’ya teslim edilmesiyle sona erdi. Devamında daha garip şeyler oldu, İsrail’in Suriye’nin bütün hassas merkezlerini, hava gücünü vurması, Şam’ın varoşlarına gelip yerleşmesi Emevi camiinde şükür namazı kılmakla meşgul olan Pirus Zaferi kahramanları dahil kimseyi rahatsız etmedi… Şu anda sorunlu olan dünyanın birçok bölgesi hassasiyetini koruyor; ekonomisine zarar vermek maksadıyla Çin’in Tayvan ile savaştırılması, İran ve Ukrayna savaşları gerginliğiyle birlikte kısa bir süre önce provası yapılan Pakistan ve Hindistan savaşının Keşmir meselesi üzerinden geniş alanlara yayılma ihtimali. Bir nokta var ki, o nokta geri dönüşü mümkün olmayan noktadır.

Evet sorunlu alanlar aslında bütün dünyayı kapsayabilecek noktalarda planlanıp uygulamaya konuluyor. Dünyada özellikle global güçlerin planlı bir şekilde ürettikleri sorunlar var ve bunun karşısında bu sorunları önceden algılayıp, buna karşı tedbir alabilecek bir alan bugüne kadar inşa edilmedi. Kimsenin kimseye güveni yok. Herkes fırsat buldukça bir diğerine tuzak kurmak ve kendi çıkarlarını araya sıkıştırmakla meşgul. En fazla yaptıkları Arap Birliği veya İslam İşbirliği Konferansını toplayıp, hiçbir işlevi olmayan kınama açıklamaları yapmaktır. Sorunu çözme iddiasında olanların, aslında sorunun kaynağı, bir parçası olmaları da ayrı bir konu. Sorunu çözecek olanın zihin dünyası en az sorunu üretenin zihin dünyasına eşit olmalıdır. Ne yazık ki, kirli bağlantılardan dolayı böyle bir zihin dünyasının gelişmesine izin verilmiyor. Orta Doğu’yu istedikleri gibi şekillendirme peşinde olanlar her zaman farklı iddialarla saldırganlaşırlar. Atom bombası sorunu üretenlerin bahanesidir. Bu çerçevede bir sürü gürüldü koparılırken, başka ülkeler hem enerjide ve hem de savunmada ileri noktalara sıçrama yapabildiler. Kuzey Kore iç savunması bahanesiyle kıyamet silahları ve belki de uranyumu zenginleştirip nükleer bombalar üretti, kimse itiraz etmiyor. Kendi içinde, kendi halinde, vekalet savaşlarının ne olduğunu bile bilmez ve belki de o kadar silahı neden ürettiğinin bilincinde bile değil… Evet her yönüyle büyük sorunlarla boğuşuyoruz ve geleceğe dair bir paradigmamız, düşüncemiz, hesabımız yok. Değişmedikçe de bu zor. Yeni bir ufuk, bakış açısı, düşünce, dünya tahayyülü, yeni bir paradigma anlayışla olaya bakabilirseniz çözüm üretebilirsiniz. Çözüme odaklanmazsak, her birimizin sıradan insanlar gibi kendi yaşamının, geleceğinin peşine düşmesi veya eskilerin söylediği gibi “iki metre kefen alıp, Azrail’i beklememiz” daha doğru bir karar olacaktır.

Ehliyetsiz, kifayetsiz, vizyonsuz ısmarlama yöneticilerin peşine takılıyoruz, başımıza bir şey geldiğinde de başkalarını suçluyoruz. “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et.” ﴾Bakara-250﴿ Demeden önce, zamanın ruhuna uygun tercihler yapmamız ve ehliyetli yöneticilerin, kadroların bizimle istişareli şekilde insanı baz alarak seçilmelerini sağlamalıyız. Aksi taktirde yaşadıklarımızdan ve elbirliğiyle ülkeleri sürüklediğimiz felaketten hiç kimse bizi kurtaramaz. Yüzümüze gülüp dost olduklarını söyleyenler de hezimete uğradığımızda, “Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu.” ﴾Bakara-251﴿ derler.

Tarihin akışını değiştirmek kolay değil ama önümüzde iki tercih var ya kefenimizi belimize sarıp bekleyeceğiz ya da aklımızı başımıza alıp tarihimizle, geçmişimizle, hayata dair ortaya koyamadığımız retoriklerimizle, bizden beslenmeyen paradigmaların peşine takılırken işlediğimiz hatalarımızla yüzleşip, düşüncemizde, inandıklarımızda, geleceğe dair tahayyüllerimizde, ilişkilerimizde yeni güçlü bir reform yapmaya hazır olmalıyız.

İRAN-İSRAİL SAVAŞI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.