ONU HAYIRLA VE RALIMETLE ANMAK
Bir rüya gördüm…
Yeşil ağaçlarla çevrelenmiş fabrikalar harıl harıl çalışıyor, insanlar şevk içindi işleriyle ilgileniyorlardı. Başta İslam dünyası olmak üzere dünyanın birçok farklı yerinden gelmiş olan ve kendilerince geliştirilmiş bilimsel buluşları ve yöntemleri yüksek teknolojik ürünlerine üretilmesi ve kullanılması için çabalıyorlardı.
Yeşil alanları, bahçeleri, nezih ve huzurlu mahalleleri, temiz ve bakımlı yollarıyla şehirler insanda yaşama sevinci oluşturuyordu. Esnaf, zanaat ve sanat ehli büyük bir emniyet içinde helal kazanç temini ile meşguldü. Tertemiz sokaklarda temiz ve vakur gençler erken sorumluluk üstlenmiş olmanın ağırbaşlılığı içinde okullarına gidiyorlardı.
İstanbul’dan Bağdat’a, Şam’a; Buhara, Taşkent, Kahire, Islamabad, Tahran ve Bingazi’ye her türlü bilimsel, ticari, siyasi temas için insanlar emniyet, sükünet içinde ve kolaylıkla seyahat edebiliyorlar, gönülleri geniş güzel insanlar ve yerlerle tanışmış olmanın huzuru ile evlerine dönüyorlardı. Hicaz neşeli, Filistin, Türkistan ümitli ve dirençli, Bosna hür. Kıbrıs müsterih…. Vakar içinde İslam coğrafyası baştanbaşa barış diyarıydı.
Bu rüya Erbakan Hocamızın da rüyası ve sevdasıydı. Allah vergisi üstün aklı ve zekâsı, hiç eksilmeyen gayreti, dağlar gibi azmi, şafaklar gibi berrak kararlılığı, dinmeyen heyecanı bu sevdanın yoluna sunulmuş hazinelerdi.
İman onun şahsında, berrak gökyüzünde ayın on dördü gibi görünür oldu. İnsanların kafa karışıklıklarını silkeleyip atarak cihadı, iyiliğin yerleştirilmesi için berrak sözler, hakkın hakimiyeti için üstün gayret; inkâr, sömürü ve zulme karşı kale burçları; siyasette isabetli karar, basiret ve istikamet kılımıştı.
Hep iyiydi. İyilerin yanındaydı ve yüreği sevgiyle doluydu. Nezaketi diller destan oldu. Arslan gibi kükrediğinde ise yaban ellerden büyük davaya, hakka ve hak sahiplerine bir saldırı olduğu hemen anlaşılırdı. İrkçı emperyalizme, faizci düzenlere, batıl hayranlığına ve batı taklitçiliğine karşı babacan bir tavır ve tatlı sert eda ile bıkmadan usanmadan mücadele etti.
Allah Teâlâ’ya ve sevgili Peygamberine olan aşkı o kadar hararetli ve içliydi ki, Kuran ve sünnetin her emrini baş tacı kılmıştı. Esasen o “İslam’ı dünya ve ahiret saadetinin tek ilacı” olarak görüyor; “her yerde, her halde ve her meselede mutlaka İslam’a göre, yani İslam’ca düşünmek” gerektiğini ısrarla vurguluyordu.
İçli dünyasında yetimlere, kimsesizlere, geçim sıkıntısı altında beli bükülmüşlere, haklarından mahrum bırakılmışlara, aşağılanmışlara, mazlumlara ait devasa bir hamiyet dağı vardı. Hayatını haksızlıklarla mücadele, hakkı ve adaleti ikame üzerine kurmuştu. Neticede ulaşmak istediği mertebe bütün insanlığın iki cihan saadetine vesile olma bahtiyarlığıydı. Bu hedefe ulaşabilme azmi içinde insanlık onu gåh Filistin’in, Bosna’nın mücahid ve muhafızı, gáh Bağdat kapılarında akıl ve hikmet dolu hakem. gåh Hicaz’da, Tahran’da İslam Birliğinin köşe taşlarını döşeyen mimar, gah İslamabad’da, Bakü’de istikamet gösteren kutlu bir el olarak gördü.
Başta Siyonizm olmak üzere insanlığı iktisadi, sosyal, kültürel ve siyasal esarete mahküm eden, daha doğrusu insanlığı bürün bu yönlerden esaret altına alan aşırılıklara karşı dillere destan mücadcicler verdi, Mücadelenin diğer kanadı ise ezilenleri, hakları gasp edilenlerin aralarını sulhle bir araya toplamaktı. Kardeş kavgalarına ruani olabilmek için çok çaba sarf etti, büyük fedakarlıklarda bulundu. İslam ülkelerinde, Türkiye’de, sömürüye maruz kalan ülkelerde iç ve dış çatışma çıkmasını engellemek, bunun yerine uyum ve işbirliği içinde olmalarını sağlamak içın ibadet aşkıyla çalıştı.
Necmeddin Erbakan inancı eylemle birleştirmiş bir insandı. Onun nazarında eyleme konulmamış, fiil haline gelmemiş inanç ya aslında olmayan ya da içi boş bir iddia idi. Hayatının her günü de buna şahitlik etmektedir. Bir bilim adarnı, mucit bir mühendis, bir müteşebbis, bir idareci, bir siyaset ve devlet adamı olarak hep iyiliği ikame ve kötülüğü izale çabasında oldu.
Millet aleyhine ve meşru olmayan yollardan büyük çıkarlar elde etmiş kötü niyetli çevrelere karşı yürüttüğü mücadele öylesine büyük ve etkiliydi ki, onun bu yoldaki her teşebbüsünün önü, bu sapkın kişi ve topluluklarca, geçmişte cahiliye toplumlarının hidayet önderlerine karşı çıkışlarında başvurdukları yöntemlerin her türü ve bu karşı çıkışlarında kullandıkları vasıtaların her biri kullanılmak suretiyle kesilmeye çalışıldı. Siyasetin içinde olduğu kırk yılın hemen hemen yarısının hukuksuz yasaklarla geçmesi bütün bu iyi-kötü mücadelesinin en açık delili durumundadır.
İnsanlığın iki cihan saadeti için Allah’ın emrine ram olmaktan başka bir yol yoktur. Ålemlerin rahmeti Peygamberimiz (sav) bütün varlığı ile bunu anlattı. Onun bağlıları onu bilen ve ona benzemeye çalışanlar olabilir ancak. Necmeddin Erbakan, Peygamberimizin ahlakının ve İslam’ın yüksek değerini vurgulamak üzere gözlere, kulaklara ve zihinlere “önce ahlak ve maneviyat kuralını nakşetti. Bu değerler insanların hayatında var olduğunda canhlık kazanırlar. Toplumlar ise canlılıklarını genç kuşakları ile sürdürür. Necmeddin Erbakan bu önemli noktayı “imanlı gençliğimiz milletimizin en büyük ve kıymetli varlığıdır” vecizesiyle levhalaştırmıştı. Bu imanlı gençliğin yetişebilmesi için devlet yönetiminde bulduğu her ilk fırsatta milli ve manevi değerlerinin eğitimi ve öğretiminin bütün ülke genelinde yaygınlaştırılması ve bu alanda faaliyet gösteren kurumların açılması, genişletilmesi, sosyal alanda ve özellikle kamu yönetiminde önlerine konulan engellerin kaldırılmasını icraatlarının değişmez ilkesi haline getirmişti.
Esasen bu alanda faaliyet yürüten eğitim kurumlarının büyük saygınlığa ulaşıp geniş kitlelerce kabule şayan duruma gelmesi, Necmeddin Erbakan ve dava arkadaşlarının kararlı ve fedakâr çalışmaları ile mümkün olabilmiştir. Dindar gençliğin, aslında her vatanseverin Necmeddin Erbakan’ı anlamak ve ilkelerini sahiplenip takip etmek mükellefiyeti vardır. Vefa ve akıl bize bunu telkin ediyor.
Hayatı boyunca yolunda olduğu Rabbine döndü. O’nun insanlığa rahmet kıldığı nizamı, ülkemizde ve bütün dünyada hakim kılma uğrunda hayatını feda eden büyük bir dava adamıydı Prof.Dr. Necmeddin Erbakan. Onu hayırla ve rahmetle anmak insana ne kadar da yakışıyor, ona rahmet ne kadar da yakışıyor. Onun yolunda olmak gençliğe ne kadar da yakışıyor.
Kompozosyon 1.si
Esra Betül KORKUT
Kadıköy Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi




