14 yıl boyunca IŞİD militanlarına karşı topraklarını ve halkını korumak için savaşmış bir örgütün elde ettiği kazanımlardan kendi rızasıyla vazgeçmesi trajik bir sondur.
Devlet adına ve devlete karşı savaşmadığı ve yalnızca kendi toprakları için savaştığı halde anayasal güvence olmaksızın sisteme dahil olmanın dramatik sonuçları, muhtemelen ilerleyen zamanlarda daha açık görülecektir.
Hiçbir siyasi ve hukuki güvence söz konusu olmadığı halde, YPG, PKK ve yandaş ideolojik çevrelerin durumdan başarı ve zafer devşirmeye çalışmasını hayretle izliyoruz.
120 bin gibi Suriye ordusunun on katı bir askeri güce ulaşmış, ilkokuldan üniversiteye kadar Kürtçe eğitimin yapıldığı ve kendilerinin yönettiği özerk bir bölge varken, entegrasyon adına hepsinden vaz geçilmesi gerçekten bir kazanç mı kayıp mı?
YPG önderliğinde tesis edilen özerk yönetim ve bağlı askeri-eğitim ve sivil yapılanmalar, halkın rızasına ve onayına sunulmadan yine YPG tarafından feshedilmiştir.
YPG’nin özerklik, bölgesel yönetim ve anadilde eğitim gibi Kürtlerin doğal hakkı ve siyasi taleplerini yok sayarak kendi rızasıyla devlete entegrasyonu, en azından Kürtler için büyük hayal kırıklığına neden olmuştur.
Mazlum Abdi ve örgütünün rıza gösterdiği projenin mahiyeti ve hedefleri açık olmadığı için, proje sadece söylem ve iddialardan ibaret gözükmektedir. İddia ve söylemler doğru olsa dahi yasal güvencesi olmadığı için inandırıcılığı ve güvenirliliği olamaz. Devlet Başkanı Ahmet Şara’nın insafına, vicdanına, merhametine bırakılan bir anlaşmaya halkın güven duyması mümkün değildir.
Kürtçe seçmeli ders hakkı da Başkan Şara’nın imzaladığı bir kararname ile yürürlüğe girmiştir. Kararname ile yürürlüğe konan bir düzenleme, kararname ile de ortadan kaldırılabilir. Bu durumda Kürtlerin, Suriye’deki gelişmeleri desteklemek için makul ve meşru bir gerekçeleri yoktur.
—
Suriye’deki durumu, Türkiye’nin “terörsüz bölge” projesinden ayrı değerlendirmek doğru değildir. “Terörsüz bölge” hedefi, Irak’ta federatif yapıyı yıkmak, peşmergeyi dağıtmak veya Irak ordusuna entegre etmek ve Kürtleri öz savunma gücünden yoksun bırakmaktır. Suriye de ise bütün kazanımlarını yok ederek kimliksiz ve statüsüz olarak devlete entegre etmektir. Bunun adı “Kürtlersiz bölge” olarak anlaşılması daha gerçekçidir.
Haklarıyla varlığı yok sayılan bir halk, yok hükmündedir. Teslimiyetten “zafer” devşirmek, bir milletle alay etmektir. Suriye’deki durum tam da böyledir.
Daha açık belirtmek gerekirse; Suriye’de Kürtler kazanmadı, aksine kaybetti.
14 yılı aşkındır özerk bir statü ile YPG tarafından yönetilen bölge, yine YPG tarafından bir savaş söz konusu olmaksızın kendi rızalarıyla ortadan kaldırılmasının neresi kazanç?
Eski general yeni danışman Mazlum Abdi’nin “cumhurbaşkanı yardımcılığı” dahil konumu ne olursa olsun, Kürt kimliği ile kabul görmedikçe, bulunduğu makamın “temsil” adına hiçbir öneminin ve kıymetinin olmadığı bilinmelidir.
Kuşkusuz makamlar etnik bir kimlikle hak edilmez ancak etnik kimliğini reddederek veya başka bir etnik kimlikle tanımlanarak bir konuma gelmek de siyasi temsil olarak kabul edilemez.
Bu nedenle Mazlum Abdi’yi ve makamını tartışmayı kendi adıma doğru bulmuyorum. Abdi’nin, Suriye Kürtleri adına değil, kendisi ve örgütü adına bir görev üstlendiğini düşünmek daha gerçekçi olur. Abdi’nin temsil meşruiyetini yitirdiğini düşünüyorum.
Kürtler, dini veya la-dini örgüt ve ideolojilerin esiri ve bağımlısı olduğu ve tek parti dayatmasına boyun eğdiği sürece hep kaybetmeye mahkumdurlar.
Çözüm; katı ideolojileri, şiddet içeren örgütleri ve partizanlığı mahkûm etmektir. Kürtlerin tarihi, kültürü, çoğulcu yapısı, medeniyet aidiyeti ve coğrafyası partizanlığın, örgütlerin ve ideolojilerin hâkimiyetine uygun değildir. Kürtler için zorunlu olan; sivilleşerek dayanışma ile güçlenmektir.




