tr usd
USD
0.06%
Amerikan Doları
47,57 TRY
tr euro
EURO
0.05%
Euro
54,77 TRY
tr chf
CHF
0.06%
İsviçre Frangı
58,72 TRY
tr jpy
JPY
0%
Japon Yeni
0,00 TRY
tr rub
RUB
-0.64%
Rus Rublesi
0,58 TRY
tr cny
CNY
0.12%
Çin Yuanı
7,04 TRY
tr gbp
GBP
0.13%
İngiliz Sterlini
63,97 TRY
tr eur-usd
EURO/USD
-0.01%
Euro Amerikan Doları
1,15 TRY
bist-100
BIST
0.93%
Bist 100
13.535,56 TRY
gau
GR. ALTIN
0.06%
Gram Altın
6.201,10 TRY
tr btc
BTC
0.33%
Bitcoin
3.780.982,00 TRY
tr eth
ETH
0.62%
Ethereum
118.916,00 TRY
tr bch
BCH
0.91%
Bitcoin Cash
12.004,54 TRY
tr xrp
XRP
-0.49%
Ripple
66,81 TRY
tr ltc
LTC
-0.34%
Litecoin
2.351,44 TRY
tr bnb
BNB
0.16%
Binance Coin
33.458,00 TRY
tr sol
SOL
-1.6%
Solana
4.992,55 TRY
tr avax
AVAX
-0.29%
Avalanche
351,91 TRY
  1. Haberler
  2. Genel
  3. ROJAVA’DAN ŞAM’A: MAZLUM ABDİ’NİN MUSTAFA HALİL ABDİ’YE DÖNÜŞÜMÜ

ROJAVA’DAN ŞAM’A: MAZLUM ABDİ’NİN MUSTAFA HALİL ABDİ’YE DÖNÜŞÜMÜ

Faysal Mahmutoğlu

Uluslararası terörizm sınıflandırmaları teröristlerin eylemlerine göre değil, küresel güçlerin anlık siyasi çıkarlarına göre şekillenir.

Orta Doğu’nun vekalet savaşlarında dün başına 10 milyon dolar ödül konan bir figür ile Batı medyasının “özgürlük savaşçısı” olarak idealize ettiği bir komutanın bugün Şam’da aynı devlet aygıtının çatısı altında buluşması, sahadaki gerçekliğin somut sonucudur.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) feshedilerek Şam ordusuna entegre edilmesi ve “General Mazlum” un resmi adıyla “Mustafa Halil Abdi” olarak cumhurbaşkanlığı danışmanlığına getirilmesi, Rojava parantezinin kapandığını; pragmatizmin, Batı’nın söylemsel hegemonyasını nasıl bir gecede geçersiz kıldığını açıkça sergilemektedir.

“Şahin Cilo” ile başlayıp “Mustafa Halil Abdi” ile mühürlenen bu isimler silsilesi, Rojava projesinin doğuşunu, zirvesini ve nihayet entegrasyon adıyla Şam’ın potasında eriyerek kapanan parantezini özetlemektedir.

Şahin Cilo ismi Suriye iç savaş öncesini ve Kandil’e uzanan bir süreci temsil ederken, 2014 IŞİD kuşatması ve Kobani savunmasıyla birlikte Mazlum Kobani doğdu.

Kobani, Rojava anlatısının küresel kamuoyunda bir “devrim ve varoluş sembolü” olarak inşa edildiği mekandır.

“Mazlum Kobani” ismi, yerel direnişin, kantonal özerkliğin ve Rojava’nın kendi hikayesini yazdığı dönemi simgeler. Adeta yerel bir direniş ikonuydu.

IŞİD’e karşı uluslararası koalisyonun kurulması ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kurulmasıyla birlikte, Batı medyasının ve ABD ordusunun muhatap aldığı “General Mazlum Abdi” ye dönüştü.

Bu dönem, Rojava’nın Batı koruması altında özerk bir yapı olarak hareket ettiği, meşruiyetinin ve askeri gücünün zirveye ulaştığı fazdır.

SDG’nin lağvedilerek ordunun bünyesine katılması ve Mazlum Abdi’nin cumhurbaşkanlığı danışmanlığına getirilmesiyle birlikte, tüm kod isimler rafa kaldırıldı. Resmi kararnamede yazan Mustafa Halil Abdi ismi; özerklik, devrim gibi iddiaların üniter/merkezi bir devlet aygıtı içinde eridiğinin göstergesidir.

Binlerce silahlı personeli, Fırat’ın doğusundaki geniş petrol sahalarını ve ABD başta olmak üzere uluslararası koalisyonun devasa lojistik-askeri desteğini arkasına alan SDG, konjonktürün değişmesiyle ABD ve Batı’nın desteğiyle İdlip cebinden çıkıp Şam yönetimini ele geçiren, kendisinden çok daha küçük askeri bir güç olan HTŞ’ye (Şam yönetimine) teslim oldu.

SDG’nin direniş göstermemesinin temel nedenlerinden biri, kendi öz meşruiyetini ve varlığını küresel aktörlerin (ABD ve genel olarak Batı) koruma şemsiyesine bağlamış olmasıydı.

Dış desteğin konjonktürel olarak çekilmesi veya mahiyet değiştirmesiyle birlikte, arkasındaki devasa askeri yapı bir gecede kırılgan hale geldi.

Suriye’deki tabloyu şekillendiren ikinci ve en kritik dinamik, Türkiye ekseninde yürütülen çözüm sürecinin sahaya yansıyan sonuçları olmuştur.

Abdullah Öcalan’ın bir model olarak öne sürdüğü ‘demokratik entegrasyon’ söylemi, sahanın gerçekliği karşısında ‘demokrasisiz bir teslimiyete’ evrilmiştir.

Ortada ne anayasal bir güvence ne de yeni bir toplumsal sözleşme mevcuttur; aksine, ağır silahların teslim edildiği, askeri yapının tugaylara indirgendiği ve aktörlerin sivil bürokraside sembolik danışmanlıklarla teselli edildiği üniter bir yutulma süreci vardır.

Danışmanlık; anayasal bir statü, kurumsal bir temsil ya da tarafların eşit şartlarda imzaladığı bir güç paylaşımı protokolü değildir. Tam aksine, tek taraflı idari kararla tesis edilen ve istenildiğinde yine bir kararnameyle lağvedilebilecek hukuken güvencesiz bir “memuriyet” ihdasıdır.

Dün ordulara komuta eden ve uluslararası diplomasi yürüten bir aktörün Şam’ın koridorlarında idari bir memura dönüştürülmesi, “demokratik entegrasyon” söyleminin bir aldatmacadan başka bir şey olmadığını gösterdi.

Teorik olarak “demokratik entegrasyon”; yerel unsurların kendi özgünlüklerini koruyarak merkeze katıldığı, çift taraflı bir dönüşümü ve anayasal reformu öngörür. Oysa pratik tablo, merkezin hiçbir taviz vermediği, yerel yapının ise organlarını ( askeri, idari, ekonomik) tamamen lağvederek boyun eğdiği tek taraflı bir ilhaktır.

Ortadaki tablo bir başarı hikayesi değil; hiçbir anayasal güvence elde edemeyen bir yapının, Şam’daki idari çarkların arasında erimesidir.

Tartışılan konulardan biri de Kürtçenin statüsü ile ilgilidir.

Suriye Eğitim Bakanlığı, 2026 tarihli 13 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin eğitim alanında uygulanmasına ilişkin yürütme talimatlarını değiştiren yeni bir karar yayınladı.

Yayımlanan kararda, düzenlemenin amacının dilsel ve kültürel hakları korumak, kültürel çeşitliliği güçlendirmek ve bunu Suriye’nin ulusal birliği ile medeniyet kimliğinin temel unsurlarından biri olarak güvence altına almak olduğunu belirtildi.

Karara göre Kürt vatandaşların nüfusun kayda değer bir bölümünü oluşturduğu bölgelerdeki devlet okullarında ve özel okullarda Kürtçenin “ulusal dil” olarak öğretilmesine izin verilecek.

Düzenlemeye göre Kürtçe haftada üç ders saati okutulacak. Öğrencilerin Kürtçe dersinden aldıkları not, Arapça ve İngilizce dersleri gibi yıl sonu toplam puanına dahil edilecek.

Ayrıca haftada bir saat Kürtçe etkinlik dersi yapılacak.

Geçiş döneminde ise bu eğitim-öğretim yılı için öğrencilerin daha önce okudukları sosyal bilgiler, tarih, coğrafya dersleri Arapçaya geçişi kolaylaştırma amaçlı olarak Kürtçe verilecek. Daha sonraki yıllarda tüm dersler Arapça okutulacak.

13 Ocak 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kürtçeye verilen “ulusal dil” statüsü, dile sembolik anayasal bir tanınma kazandırır ama dili “resmi dil” yapmaz. Resmi dil, devletin tüm bürokratik, yargısal ve idari süreçlerinde zorunlu olan dildir.

Eğitim bakanlığının kararnamesi, Özerk Yönetim döneminde 12 yıldır uygulanan “Kürtçe müfredatla anadilde eğitim” modelini sonlandırarak ulusal sisteme entegrasyonu esas alıyor.

 Rojava’da da Kürtçe artık bir “eğitim dili” değil, müfredatta yer alan haftalık üç ders saati bulunan “öğretilen bir dil” konumundadır.

Anadilde eğitim kabul edilmediği gibi fiili durum da korunamadı.

12 yıldır fiilen uygulanan anadilde eğitim ve özerk müfredat yapısı, merkezi otoriteyle yapılan uzlaşı neticesinde sembolik bir “ulusal dil” tanınmasına indirgenmiştir.

Var olan fiili bir statünün daraltılarak müfredat içi bir “ders” seviyesine çekilmesi bir statü kaybıdır.

Maalesef bu onur kırıcı uygulama demokratik bir kazanım olarak sunuluyor.

Entegrasyon kavramı, kapsayıcı bir vatandaşlık hukuku ve hakların korunması üzerinden kurgulanmadığında, niteliksel bir asimilasyon ve merkeze tabi kılma aracına dönüşür.

Türkiye’nin uzun süredir Suriye sınır hattında talep ettiği güvenlik mimarisi ve terörle mücadele konsepti, sahadaki otonom yapının entegre edilmesini zorunlu görmekteydi. Ankara, SDG’nin tasfiyesini veya merkeze bağlanmasını istikrarın ön koşulu olarak görürken,  bu süreci diplomatik ve bürokratik mekanizmalarla baskıladı.

ABD yönetimi ise, bir yandan sahadaki müttefiklik ilişkilerini belirli bir formatta tutarken, diğer yandan Şam’ın merkezi otoritesinin tüm ülke genelinde yayılmasını ve uluslararası meşruiyet kazanmasını destekleyen bir çizgi izledi.

ABD’nin bu sürece verdiği ağırlık, yerel unsurların ezber bozan bir direnç göstermesini engelledi ve Şam ile müzakere masasında “kontrollü bir entegrasyon” modelini dayattı.

Sonuç olarak, Şam yönetimi tarafından atılan bu adımlar (veya atılmayan, geriye çekilen halklar), dışarıdan kurulan bir diplomatik ve askeri baskı dengesinin bir uzantısıdır.

Kürtçenin statüsünün seçmeli bir derse indirgenmesi ve fiili özerk eğitimin tasfiye edilmesi, Türkiye ve ABD’nin çizdiği bölgesel çerçeveye uyum sağlama operasyonunun metne ve müfredata yansımış halidir.

Yıllardır sahada fiilen anadilde eğitim ve idari özerklik pratiklerini yürüten SDG/PYD kadroları; bir yanda ABD’nin askeri/diplomatik sınırlandırmaları, diğer yanda Öcalan ve Kandil’in Türkiye eksenli bölgesel stratejik kararları arasında manevra alnını kaybetti. Kandil’in süreç bozulmasın ya da Türkiye ile varılan uzlaşı zarar görmesin diye SDG’ye telkinde (ve baskıda) bulunması, yerel idarenin Şam karşısında en radikal kozlarını ve fiili kazanımlarını masada bırakmasına yol açtı.

Ve yıllardır “özgürleşme ve özerklik” söylemiyle çok ağır bedeller ödenerek inşa edilen yapı, bizzat kendi kurucu liderliği ve ana karar merkezi tarafından genel bölgesel/Türkiye merkezli pazarlıkların bir enstrümanı haline getirilerek merkezi devlete (Şam’a) entegre olmaya zorlandı.

ROJAVA’DAN ŞAM’A: MAZLUM ABDİ’NİN MUSTAFA HALİL ABDİ’YE DÖNÜŞÜMÜ
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

H24 Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.