Karadeniz’de Mevsimlik İşçilik, Kutuplaşma ve Toplumsal Sınırlar: Bir Etnik Gerilim ve Ekonomik Bağımlılık Analizi
Türkiye’nin son kırk elli yıllık siyasi ve toplumsal hafızası; yaratılan ırkçılık, ayrımcılık ve bölücülük eksenli kutuplaşmalarla şekillenmektedir. Bu durum, ülkenin geleceğinin dış dinamiklerin ve stratejik planların gölgesinde kalmasına neden olmaktadır. Özellikle Kürt siyasi hareketinin geçirdiği evrim, barış süreci girişimlerinin akamete uğraması ve son yıllarda şekillenen yeni siyasi denklemler, bu toplumsal fay hatlarını daha da derinleştirmiştir.
Geçmişten Günümüze Kutuplaşma ve Saha Deneyimleri
Bu toplumsal gerilimin somut örneklerinden biri, 2015 yılında Giresun’un Piraziz ilçesinde bir okul şantiyesinde yaşadım. Şantiyedeki idari anlaşmazlıkların, “Kürt müteahhidin Karadeniz’de ne işi var” söylemiyle etnik bir temele indirgenmesi; Rize, Trabzon, Samsun ve Ordu gibi çevre illerden gelen grupların saldırısına dönüşmüştü. Olayların büyümesi ve askeri makamların müdahalesiyle yatıştırılabilmesi, bölgedeki sivil reflekslerin ne kadar kırılgan ve manipülasyona açık olduğunu göstermişti.
Benzer olayların yakın zamanda Düzce’de ve Karadeniz’in farklı noktalarında yeniden üretilmesi, bu sorunun münferit değil, yapısal bir hal aldığını kanıtlamaktadır.
Ekonomik Gerçeklik ve Mevsimlik İşçiliğin Anatomisi
Karadeniz tarımının temel taşı olan fındık toplama işi, Güneydoğu Anadolu’dan gelen mevsimlik tarım işçilerinin emeği olmadan sürdürülebilir değildir. Coğrafi koşulların zorluğunda, en zahmetli tarım süreçlerini ucuz iş gücüyle sırtlayan bu kesim; çadır kurdukları açık alanlarda veya yetersiz koşullardaki mekânlarda yaşam mücadelesi vermektedir. Buna karşın, bölgede zaman zaman yaşanan linç girişimleri ve düşmanca tutumlar, insanlık onuru ve misafirperverlik değerleriyle bağdaşmamaktadır.
Buna zıt bir örnek olarak, Mezopotamya havzasında (Silvan, Siverek vb.) tarım için bölgeye giden Karadenizli veya İç Anadolulu biçerdöver işletmecilerine gösterilen hüsnücemal ve yardımlaşma kültürü dikkat çekmektedir. Hasat sırasında zarar gören bir üreticiye köylülerin ortaklaşa para toplayarak yeni bir makine alması, iki coğrafi kültür arasındaki yaklaşım farkını gözler önüne sermektedir.
İstihdam Sorunu ve Yapısal Çözüm Arayışları
Bu tablonun arkasındaki temel ekonomik meselelerden biri de Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki istihdam eksikliğidir. Mardin, Harran Ovası ve Mezopotamya gibi dünyanın en bereketli tarım havzalarında yeterli iş imkânlarının yaratılamaması, iş gücünün binlerce kilometre uzaktaki tarlalara göç etmesine yol açmaktadır.
Bu kronik sorunun çözümü için şu adımların atılması hayati önem taşımaktadır:
Bölgedeki barolar, siyasi aktörler, ticaret odaları ve yerel idareler ortak akıl üretmelidir.
Tarım müdürlükleri ve mülki amirlikler, mevsimlik işçilerin yaşam ve çalışma koşullarını iyileştirecek kalıcı politikalar geliştirmelidir.
Sosyal medyada üretilen “klavye kahramanlığı” ve önyargılı söylemler yerine, toplumsal barışı önceleyen net ve aklıselim bir duruş sergilenmelidir.
Siyasilerin ve toplumsal önderlerin meseleyi oy kaygısından bağımsız olarak ele alması, hem emeğin onurunu koruyacak hem de Türkiye’nin iç barışını tesis edecektir.




