Faysal Mahmutoğlu
“Hafıza, kimliğin taşıyıcısıdır.”
Paul Ricoeur
Ezidi halkının kutsal yurdu olan Şengal, binlerce yıllık bir uygarlığın, inancın ve kültürün beşiğidir.
3 Ağustos 2014 yılında tarihin en trajik ve insanlık dışı katliamlarından biri insanlığın hafızasına kazındı. Şengal katliamı fiziksel bir yok etmenin ötesinde, Ezidilerin binlerce yıllık inanç ve kültürlerinin de yok edilmesi girişimiydi.

Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD), 11 yıl önce Irak’ın Musul kentini işgal ettikten sonra Ezidilerin yaşadığı Şengal bölgesini hedef aldı ve büyük bir katliama imza attı. Ezidiler tarafından 73. Ferman olarak anılan bu saldırılarda, yaklaşık 5 bin kişi insanlık dışı yöntemlerle öldürüldü, 10 bine yakın kadın ve çocuk esir alındı, köle pazarlarında satıldı. 1500 Ezidi kadın cinsel istismara maruz kaldı. Öldürülenlerin tamamına yakını erkeklerden oluşuyordu. Burada erkek nüfusun bilinçli bir şekilde yok edilmesi hedeflenmiştir. Bu imha politikası klasik soykırımlardan farklı olarak Ezidi neslinin kurutulması amacına yöneliktir.

Kaçırılan kadınları alıkoyarak, cinsel köleliğe maruz bırakarak ve inançlarından kopararak kimliklerini, bedenlerini ve ruhsal bütünlüklerini parçalamayı hedefleyen bir yok etme pratiği sahnelenmiştir. Köleleştirilen pek çok Ezidi kadın ve kız çocuğu, sistematik cinsel şiddete maruz bırakılmış; bu şiddetin sonucunda hamile bırakılarak tecavüzcülerin çocuklarını doğurmaya zorlanmışlardır. Doğan çocukların ise örgütün insan kaynağı yatırımı olarak değerlendirilmesi yoluna gidilmiştir. Doğan çocuklar Müslüman babanın soyundan gelen bireyler olarak kabul edilmiştir.
Köleleştirilen kadınlar yaşlarına ve fiziksel özelliklerine göre sınıflandırılarak farklı biçimlerde istismar edilip pazarlanmıştır.
Yaşça büyük kadınlar ev içi işlerde çalıştırılırken, gençler cinsel köle olarak kullanılmıştır. Köleleştirilen (cariye) kadın bir meta olarak görülmüştür. Dönemin BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, IŞİD’in yalnızca 2014 yılında kadın ve kız çocukların ticaretinden en az 45 milyon dolar gelir elde ettiğine yönelik ciddi endişelerini dile getirmiştir.
Kaçırılan Ezidi kadın ve kız çocuklarının bazıları savaşçı sayısını artırmak amacıyla örgüt üyelerine ganimet olarak sunulmuştur. Ve en acısı, bu barbarca eylemler cihadın bir parçası olarak yorumlamıştır.
Bir çocuğun Ezidi sayılabilmesi için hem annesinin hem de babasının Ezidi olması gerçeğini bilerek hareket etmiştir IŞİD.
Ezdilikte farklı inançlardan insanlarla evlilik, toplumsal normlar tarafından kesin olarak yasaklanmıştır.
IŞİD ve diğer selefi örgütlerin inanç sistemlerinde köleleştirilen kadınlara cinsel şiddet uygulamak meşru kabul ediliyor. Geçmiş referanslara dayanarak bu uygulamaları sürdürüyorlar.
Köle pazarlarından biri de SDG tarafından IŞİD’ten kurtarılan Rakka’da kurulmuş idi. Sare Hame isimli bir Ezidi, kardeşini 36 bin dolar karşılığında Rakka’daki köle pazarından satın aldığı bilgisini paylaşmıştı.

Daha yeni (13.08.2015) Şengal’de 2014 yılında IŞİD tarafında katledilen 22 Ezidi Kürdün cenazesi toplu bir mezarda ortaya çıkarıldı. Yapılan DNA incelemesi sonrası düzenlenen bir törenle toprağa verildiler. Törene katılan Nobel ödüllü Nadia Murad, iki kardeşinin cenazesini teslim aldı. Şengal’deki 91 toplu mezardan 25’inin hâlâ açılmadığı bildirildi. KDP sözcüsü Viyan Dexil K24’e yaptığı açıklamada Irak hükümetinin Ezidilerle ilgili yükümlülüğünü yerine getirmediğini, Kürdistan bölgesinde kamplarda yaşayan Ezidilerin barış içinde ve sorunsuz bir şekilde yaşadıklarını ifade etti.
Birleşmiş Milletler tarafından 2016 yılında yayınlanan bir raporda, Şengal’de yaşananların “soykırım” olarak nitelendirilmesi gerektiği vurgulandı. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) binlerce Ezidi’nin hâlâ kayıp olduğu ve kurtarılanların büyük bir kısmının ağır travmalar yaşadığı belirtildi.
IŞİD’in tüm dünyanın gözü önünde Ezidi Kürtleri topluca katletmesi, kaçırdıklarına “savaş ganimeti” muamelesi yaparak sistematik işkence ve cinsel saldırıda bulunması, büyük bir insanlık suçu olarak kayıtlara geçti.
Bu barbarlık Ezidi halkına 73. kez yaşatılmış oldu.
Kürdistan bölgesel yönetiminin ve Irak kuvvetlerinin Şengal’ı savunmada yetersiz kalması, katliamın boyutunu artırdı.
2014 yılında dönemin Başbakanı, şimdiki Kürdistan Bölgesel Başkanı Neçirvan Barzani’in girişimiyle IŞİD tarafından kaçırılan Ezidi Kürtleri kurtarmak amacıyla merkezi Duhok’ta bulunan “Ezidileri Kurtarma Ofisi” kuruldu.

Ezidileri Kurtarma Ofisi’nin çalışmaları sonucunda 3 bin 500’den fazla kişi kurtarıldı. Ne yazık ki, hâlâ kaçırılanların birçoğunun akıbeti bilinmiyor. 1273’ü kadın 1444’ü erkek olmak üzere 2717 Ezidi Kürt hâlâ kayıp.
Şengal katliamı dünya kamuoyunun ve insan hakları örgütlerinin gündeminde geniş yer buldu. Başta Avrupa Parlamentosu olmak üzere birçok ülke parlamentosu Şengal’de yaşananları soykırım olarak tanıdı.
16 Haziran 2016 tarihinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından yayınlanan bir raporda IŞİD’in Ezidiler ve diğer azınlıklara yönelik soykırım işlediğini açıkladı.
Kürdistan Parlamentosu, 2019 yılında 3 Ağustos’u “Ezidi Soykırım Günü” olarak ilan etti.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) de, bu katliam faillerinin yargılanması için çeşitli adımlar atarken, Müslüman ülkelerin birçoğu, bu katilleri himaye etme yolunu tercih etti.
Ve birçok ülke IŞİD zihniyetine sahip farklı örgütlerle hamilik ve partnerlik ilişkisi geliştirdi, lojistik destek sağladı. Özellikle Suriye’de bu ilişkiler hâlâ devam ediyor.
Kendi kutsal topraklarını terk etmek zorunda kalan 400 bin Ezidi, Kürdistan bölgesi ile Rojava’ya sığınmak zorunda kaldı. Bilahare 100 bin kişi Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesine iltica etmek zorunda kaldı. Avrupa’ya gitmeye çalışanların bir kısmı Ege Denizi’nde boğularak yaşamını yitirdi. Hâlâ binlerce Ezidi, Irak Kürdistan Bölgesi’nde kamplarda yaşıyor.
13 Ekim 2015 yılında Mesut Barzani komutasındaki peşmerge güçleri bir operasyonla Şengal’ı IŞİD’ten geri alarak özgürleştirdi.
Bu soykırımla Ezidiler, yalnızca varlıklarından değil, geçmişlerinden, umutlarından da koparılmak istenmiştir.
Esasen bu katliamlara 2011 yılından itibaren gelişen Arap Baharı zemin hazırladı.
Şengal Katliamı, sadece Ezidiler için değil, tüm insanlık için bir yara ve utanç kaynağı. Şengal Katliamını unutmamak ve adaletin tecellisi için uğraşmak tüm insanlığın ortak sorumluluğudur.
Acı dolu hikayeleriyle bu kadim topraklar, yeni trajedilerin yaşanmaması için insanlığı bu katliamlarla yüzleşmeye davet ediyor.
Bu katliamın failleri ve faillerin hamileri tüm insanlıkça biliniyor. Zira bunca yaşanmışlıklara rağmen IŞİD türevi örgütler bazı Sünni inanç grupları tarafından hüsnü kabul görmektedir.
Ezidi toplumu, tarihsel olarak onlarca katliama maruz kalmasına rağmen, güçlü toplumsal normlar ve kolektif kimlik bilinci sayesinde kültürel ve dini sürekliliğini koruyabilmiş bir topluluktur. Kökleri Mezopotamya uygarlıklarına dayanan eski bir inanç olarak, geçmişinin 7 bin yıldan daha eski olduğuna inanılıyor. Ezidiler, kendilerine özgü gelenekleri olan derin bağlar ile önemli zorluklara göğüs gererek, Mezopotamya mirasının önemli bir unsuru olmayı sürdürüyorlar.

Ezidilerin bazıları kendilerine Ezidi Kürdü demeyi tercih ederken, bazıları Müslüman Kürtlerden de bizzat baskı ve şiddet görmüş olmalarından dolayı kendilerini sadece Ezidi olarak adlandırıyor. Ezidiler, Kürtçenin Kurmanci lehçesini konuşuyorlar.
Suriye’de Kürtlerin IŞİD ve El-Kaide’den türemiş olan HTŞ’ye katılmalarını talep etmek, Kürtlere Ezidi halkının kaderini dayatmakla eş değerdir. HTŞ güçlerinin Süveyda’da Dürzilere yönelik katliamları IŞİD katliamlarını çağrıştırıyor. Daha önce de Alevilere yönelik aynı tarz katliamlar yapıldı. Bu örgütler, savunma mekanizması olmayanlara fırsat bulduğu an saldırıyor.
Bu coğrafya çok fazla acılara tanıklık etti. Artık yeni acıların yaşanmasına insanlık izin vermemelidir.




