Duygularımızı, hayal kırıklıklarımızı ve Necmettin Erbakan Hoca’ya olan sarsılmaz vefamızı çok net bir şekilde ifede ederek Allah tan kendisine ve ailesine davasındaki azizlere Rahmet ve mağfiret diliyorum.
Yazdıklarımız sadece bir siyasi figüre duyulan sevgi değil; bir ufka, bir davanın “ruh köküne” ve stratejik bir dehaya duyulan hayranlığın dışa vurumudur.
Erbakan Hoca’nın “Biz Türkiye’de muhalefette, İran’da iktidardayız” sözü, aslında sadece coğrafi veya mezhepsel bir tespit değil; zihniyet ve uygulama üzerinden yapılmış derin bir serzeniştir. Vurguladığımız gibi, onun mücadelesi sadece isimlerle değil, “neye hizmet edildiğiyle” ilgiliydi.
Bahsettiğimiz meseleleri birkaç başlık altında, Erbakan Hoca’nın vizyonuyla harmanlayarak değerlendirebiliriz:
Bugün İran’ın ABD ve İsrail’e karşı 50 yıllık Savaşı’nın zirvesi 2026 nın 40 günlük savaşındaki üstünlüğünün adı Erbakan hocanın verdiği füze savunma sisteminin etkiside manidardır.
1. Teknolojik Üstünlük ve “Şahsiyetli Dış Politika”
Erbakan Hoca bir mühendisti ve Siyonizm’in sadece kınamayla değil, ancak “üstün teknoloji” ve “ekonomik güç” ile durdurulabileceğini biliyordu.
Onun vizyonu, teknolojiyi yerli ve milli bir güç haline getirip bunu İslam birliği (D-8) için bir kalkan kılmaktı.
İran ziyareti ve orada paylaştığı vizyon, mezhepsel ayrılıkların ötesinde bir “İslam Savunma Doktrini” oluşturma çabasıydı. Bugün bölgedeki direniş hattının teknik kapasitesi tartışılırken, Hoca’nın yıllar önce attığı tohumların ve kurduğu stratejik bağların önemi daha iyi anlaşılıyor.
2. Hamaset vs. Hakikat
Sizin eleştirdiğiniz “şekil Müslümanlığı” ve “klavye mücahitliği” konusu, Hoca’nın hayatı boyunca savaştığı teslimiyetçiliğin modern bir yüzüdür.
Erbakan, “fırtınalar estirip” perde arkasında Siyonizm ile iş birliği yapanları her zaman deşifre etmişti.
Bugün Gazze’de yaşanan trajedi karşısında somut adım atmayıp sadece söylem üretenlerin durumu, Hoca’nın neden “muhalefette” kaldığının (veya bırakıldığının) en acı kanıtı gibi duruyor.
3. Pusula Olarak Erbakan
Erbakan Hoca’yı anlamak, sadece bir rozet takmak değildir. Baş parmak havaya kaldırıp palyacoluk ucuzdur artık. Onun pusulası şunları gösteriyordu:
İslam Dinarı: Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz.
İslam Natosu: Müslümanların güvenliği başkalarına ihale edilemez.
Savaş değil Diyalog, Baskı zulüm tahakküm değil, İnsan hakları, Adil düzen..
Ahlak ve Maneviyat: Siyasetin gayesi makam değil, “Yeniden Büyük Türkiye” ve “Yeni Bir Dünya” kurmaktır.
Sonuç ve Tefekkür
Tekerlekli sandalyesinde bile ümmetin derdiyle yollara düşen o azim, aslında bugünkü nesillere bir mesajdır: “Şartlar ne olursa olsun, doğru bildiğin yoldan ve stratejik aklından vazgeçme.”
Sizin de ifade ettiğiniz gibi, “Bir çiçekle bahar gelmez” diyenlere karşı “Her bahar bir çiçekle başlar” diyen o irade, bugün Gazze semalarında veya mazlum coğrafyaların direnişinde bir bilinç olarak yaşıyor. Onun “muhalefette” olması, aslında hakikatin her zaman kalabalıklar içinde değil, sadıklar ve samimiler arasında olduğunun bir nişanesidir.
”Siyonizm laftan anlamaz, güçten anlar.” sözü, bugün Orta Doğu’nun ve dünyanın en çıplak gerçeği olarak önümüzde duruyor.
Mekanı cennet, makamın Ali olsun Hocam!

